• Bebeklerde İdeal Günlük Beslenme Tablosu

    Chatoor, beslenme gelişiminde üç aşama olduğunu öne sürmüştür:

    1. İç denge (homeostaz),
    2. Bağlanma

    İç Denge Evresi: Süt çocuğu kendini sakinleştirebilme, uykunun ritmini oluşturma, beslenme, idrar ve dışkı kontrolü geliştirme becerilerini eşzamanlı olarak kazanır. Başarılı bir beslenme süreci koordine edilebilen emme, yutma, beslenme sırasında sakin kalabilme, açlık ve tokluk sinyallerini algılama ve ifade edebilme becerilerinin kazanımını gerektirir. Annenin memesini ya da biberonu ağzına aldığında, uygun bir pozisyonda ve ebeveyniyle uygun karşılıklı ilişki içinde olmalıdır. Hayatın ilk aşamalarında yeme ve sindirme düzeni uyku-uyanıklık düzeninin gelişimine paralel olarak oluşur.

    Tüm bu becerilerin gelişiminde bebek kendi açlık-tokluk, uyku-uyanıklık düzeninin ipuçlarına duyarlı ve bunlara uygun yanıtlar veren ebeveyne ihtiyaç duyar. Empati becerileri yüksek, orta derecede müdahaleci ve besleme becerileri yeterli olan annelerin çocuklarında daha az beslenme sorunları olduğu görülmüştür. Her türlü sıkıntı belirtisinde yemek verilen bir bebek daha sonrasıkıntı duyduğunda yemek gelmesini bekleyecektir. Sürekli olarak beslenen bir bebek tokluk ve açlık hissini geliştiremeyecektir. Öte yandan, ebeveynin ihmali, depresyonu, ailevi zorluklar, çocuktaki açlık durumlarına yetersiz yanıt verilmesine neden olabilmektedir. Bazen aşırı duyarlı bebekler saatlerce ağzında besinleri tutabilir ya da ağzını açmayı reddedebilir. Bu çocuklar diğer dokunma uyaranlarına da aşırı tepkiler verebilirler.

    Bazen beden pozisyonu rahatsız edebilir, örneğin beslenme zorlukları, sadece yatar pozisyonda beslenmeye zorlandığında ortaya çıkabilir. Kimi zaman ebeveynler aşırı hassas, dirençli çocukları beslerken onların dikkatlerini dağıtmak için TV’yi ya da dönen cisimleri kullanabilir. Bu durumlarda beslenme süreci yakınlık içermeyen, mekanik bir iletişime dönüşebilir ve kırılması zor bir alışkanlık halini alabilir. Yemek yemeyi reddeden, dirençli çocuklar ebeveynde reddedilme duygusu uyandırabilir ve onun kaygılarını artırabilir. Ebeveyn çocuğun ipuçlarını dikkate almaksızın, suçluluk duygularını giderme amacıyla çocuğu aşırı besleme davranışı geliştirebilir. Bu da beslenme sürecindeki kısırdöngüyü pekiştirebilir.
    bebeklerde beslenme miktarıBebeklerde ideal günlük beslenme tablosu

  • Gıda Zehirlenmesinden Korunmanın Yöntemleri

    Yaşamın sürdürülebilmesi ve sağlığın korunması için yeterli ve dengeli beslenme gereklidir. Beslenmede güvenli besin tüketimi de oldukça önemlidir. Oysaki; yaşamımızın temel maddesi olan besinler, satın almadan tüketime kadar geçen aşamalarda hijyenik koşulların yeterince sağlanamaması nedeniyle zararlı hale gelebilmekte ve sağlığımız için gizli bir tehlike oluşturabilmektedir.

    Sağlığımızı tehdit eden ve pek çok besin kaynaklı zehirlenmelerin nedeni olan bakteriler ve onların toksinleri (zehirleri) özellikle sıcaklıkların artmasıyla birlikte üremek için uygun ortam bulmakta ve yaz aylarında besin kaynaklı zehirlenmelerin gürülme sıklığında artış olmaktadır. Yaz aylarında, bir yandan çevre ve hijyen koşullarının iyi olmadığı durumlarda klasik etkenler yaygın olarak infeksiyon oluşturup ishallere neden olarak toplum sağlığını ciddi ölçüde tehdit ederken, öte yandan sağlıksız besin saklama ortamları, besin hazırlanması ve pişirilmesindeki hatalar da besin kaynaklı hastalıkların yaygınlaşmasına neden olabilmektedir.
    Besin kaynaklı zehirlenmelere neden olan etmenler arasında; kimyasal maddeler, doğal besin toksinleri, parazitler ve mikroorganizmalar sayılabilir. Mikroorganizmalar içerisinde özellikle bakteriler, besin kaynaklı pek çok hastalıktan sorumludur. Genellikle hijyenik yönden uygun olmayan koşullarda hazırlanan ve pişirilen besinlerde üreyen bakteriler, besin zehirlenmelerine neden olmaktadır.
    Besin zehirlenmesi, herhangi bir yiyecek ya da içeceğin tüketimi sonucu meydana gelen enfeksiyon veya zehirlenme durumuna verilen genel isimdir. Çoğunlukla hafif seyirli ve kısa süreli hastalıklar olmalarına karşın, zehirlenmeye yol açan besinle ve kişiyle ilişkili bazı faktörler, hastalığın zaman zaman daha ağır seyretmesine hatta ölümcül olmasına yol açabilir. Besin kaynaklı hastalığa herkes yakalanabilir ancak bağışıklık sistemi zayıf olanlar, bebekler, çocuklar, gebeler ve yaşlılar daha duyarlıdır.
    Zehirlenme Belirtileri Nelerdir?
    Besin zehirlenmelerinin belirtileri hastalığa neden olan bakteri veya toksinin özelliği, besinin ne oranda bakteri veya diğer ajanlar ile kirlendiği, tüketilen miktar ve kişinin bakteriye karşı gösterdiği duyarlılığa göre değişiklik göstermekle birlikte, pek çoğunda mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, karında kramplar şeklindedir. Besin zehirlenmeleri genellikle ani başlar ve hastalık belirtisi 30 dakika ile 72 saat arasında ortaya çıkabilir.
    Besin Zehirlenmesinden Şüpheleniliyorsa Ne Yapılmalıdır?

    • Kusma ve ishal vücudun zehire gösterdiği tepkilerdendir. Bu nedenle şikayetlerin başlamasını takiben 24 saat içerisinde kesinlikle bulantı ve ishali önleyici ilaçlar kullanılmamalıdır.
    • İshal ve kusmayı arttıracak düşüncesiyle hiçbir şey yememek yanlış bir davranıştır. İshal tedavisinin en iyi şekli dinlenmek ve bol miktarda sıvı ( temiz içme suyu, ayran, maden suyu, şekersiz çay vb.) tüketmektir.
    • İshal geçene kadar yoğurt, pirinç lapası, haşlanmış patates gibi besinler tüketilmeli, bağırsak hareketliliğini arttıran çiğ sebze, erik, kayısı, incir, üzüm, karpuz gibi meyveler tüketilmemelidir.
    • Meyveler iyice yıkandıktan ve kabuğu soyulduktan sonra tüketilmelidir.
    • Kanlı ishal, boyun sertliği, şiddetli baş ağrısı, ateş varlığında ve süresi 2 günden fazla devam ediyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Besin Zehirlenmesinden Korunma Yolları Nelerdir?

    • Besinleri güvenilir yerlerden satın almaya özen gösterilmelidir.
    • Her türlü gıda maddesi satın alırken etiket bilgisi okunmalı, üretim ve son kullanma tarihi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından üretim izni olup olmadığı ve saklama koşullarına dikkat edilmelidir.
    • Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri kesinlikle kullanılmamalıdır.
    • Kırık, çatlak, dışkı ile kirlenmiş yumurta satın alınmamalı, yumurtalar kullanılmadan hemen önce mutlaka yıkanmalıdır.
    • Dondurulmuş besinleri satın alırken ambalajı altında ve içinde buz kristalleri olmamasına dikkat edilmeli, orijinal paketlerinde -18°C’de satın alınmalıdır.
    • Konserve satın alırken, alt ve üst kapakları şişkin, kutusu hasar görmüş, kapağı gevşemiş ve son kullanma tarihi geçmiş olanlar kesinlikle satın alınmamalıdır.
    • İçme sularının güvenilir kaynaklardan satın alınmasına özen gösterilmeli, güvenilirliğinden emin olunmadığında kaynatıldıktan sonra içilmelidir.
    • Özellikle yaz aylarında dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalıdır.
    • Yiyecekler satın alındıktan sonra açıkta ve oda sıcaklığında bırakılmamalı, tüketilene kadar buzdolabı ısısında muhafaza edilmelidir.
    • Çiğ besinler ile pişmiş yiyecekler birbirine temas etmeyecek şekilde üzerleri kapalı olarak muhafaza edilmelidir.
    • Tahıl, kurubaklagil gibi kuru gıdalar nemsiz, kuru ve 15°C -20°C arasındaki sıcaklıklarda muhafaza edilmelidir.
    • Sebze ve meyveler iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.
    • Sebze ve meyvelerin temizliğinde kesinlikle deterjan gibi kimyasal maddeler kullanılmamalıdır.
    • Dondurulmuş besinler, buzdolabı sıcaklığında veya mikrodalga fırında çözdürülerek kullanılmalı, çözdürme işlemi oda sıcaklığında veya kalorifer, soba üstüne bırakılarak kesinlikle yapılmamalıdır.
    • Mümkünse yemekler günlük olarak hazırlanmalı, artan yemeklerde yeniden ısıtma söz konusu olacaksa bir kereden fazla tekrar ısıtma işlemi yapılmamalıdır.
    • Kırmızı et, tavuk, balık, süt ve ürünleri gibi kolay bozulabilen riskli besinler uygun süre ve sıcaklıklarda pişirilmeli, pişmiş yemekler oda sıcaklığında 1 saatten fazla bekletilmemelidir.
    • Pişirdikten sonra hemen tüketilmeyecek yemekler, hızla soğutularak yeniden servis edilene kadar buzdolabında saklanmalıdır.
    • Besinleri hazırlama, pişirme ve servisinde kişisel hijyen kurallarına uyulmalı, eller yemek hazırlamadan önce mutlaka iyice yıkanmalı, tuvalet sonrası el temizliğine özen gösterilmelidir.
    • Özellikle çiğ et, yumurta ve kümes hayvanları gibi besinleri hazırladıktan sonra eller iyice yıkanmalı, bu tür riskli besinler ile pişirilmeden tüketilecek sebze ve meyveleri hazırlarken ayrı doğrama tahtası ve bıçaklar kullanılmalıdır.
    • Her kullanımdan sonra besinleri hazırlarken kullanılan tüm araç gereçler ve yüzeyler deterjanlı sıcak su ile yıkanıp iyice durulanmalıdır.
    • Kullanılan bezler, tutaçlar ve süngerler mikropların bir yerden başka bir yere taşınması için en iyi araçlardır. Bu nedenle, her kullanım sonrası bezler dezenfekte edilmeli, ıslak ve sıkılı halde bırakılmamalıdır.
  • Bebeklerin Dil Gelişiminde Etkili Olan Temel Faktörler

    Dil, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli becerilerden biridir ve oldukça karmaşık bir gelişimin ürünüdür. İletişimde işaret ve sembol olmak üzere iki çeşit sinyal vardır. Dil ise iletişimde sembollerin kullanılmasıdır. Dilin iki temel bileşeni vardır:

    1. Alıcı dil (anlama dili, reseptif dil)

    2. Anlatım dili (konuşma dili, ekspresif dil)

    Dil ve konuşma gelişiminin en yoğun yaşandığı dönem yaşamın ilk 3 senesidir. Bu yıllar beyinde gelişim ve olgunlaşmanın en yoğun yaşandığı yıllardır. Dil gelişimi için doğuştan gelen uygun yapısal özellikler (örn. uygun çene ve ağız yapısı), zengin ses ve görüntü içeren dış ortam gerekli olur. Alıcı dil anlatım dilinden önce gelişir. Bebeğin ilk kelimeleri çıkarmadan önce ses ve hareketleriyle iletişim kurduğu döneme dil öncesi dönem denir. Bu dönemde dinleme, izleme ve paylaşma, sesleri deneme, sesleri anlamlarla eşleştirme ve son olarak da kelime üretimi gerçekleşir. Dilin kazanılması, doğrudan çocuğun bilişsel gelişimine dayanmaktadır ve zihinsel uyum süreçlerinin her biri algılama, kavram geliştirme ve dilin kazanılmasıyla yakından ilişkilidir. Dil gelişimini etkileyenler arasında genetik, algısal, bilişsel, etmenler nörolojik gelişim, fiziksel ve ruhsal durum, anne-bebek etkileşimi, sosyal çevre, cinsiyet, aile yapısı, iki dillilik ve sosyokültürel etmenler sayılabilir. Tüm bebekler dili öğrenmeye öncelikle kullanılan dildeki sesleri öğrenmekle başlarlar. Seslerden hecelere, cümlelere ve dilin tam olarak anlaşılmasına dek süren süreç içinde sıra değişmezken, gelişimin hızı tüm bu etmenlerden etkilenmektedir. İlk 3 ayda konuşma sesleri (fonemler); 3-9. aylarda ses birleşimi, kelime oluşturma (morfemler); 9-18. aylarda gramer, cümle oluşturma (sentaks); 18-36. aylarda kelime ve cümlenin anlamını kavrama (semantik) gelişimi olur. Zamanla konuş manın tonlama ve ritmi (prozodi) ve (pragmatik dil kullanımı) dilin sosyal iletişim için etkin kullanımı gelişir.

  • Bebeğinizin Gelişimine Yardımcı Olmak İçin Bunlara Dikkat Edin

    • Bebeğinizle olabildiğince yüz yüze temas ve konuşma fırsatı yaratın.

    • Yeni insanlar, durumlar ve nesnelerle ilgili bir dizi yeni ve daha karmaşık kaygılar duymaya başlayan bebeğinize güvence verin. Yaptıkları saçmalık olmayıp zeka ve uyum yetisinin göstergesidir.

    • Bebeğinizin size yakın olma isteğini, ‘şımartmaktan’ korkmadan elinizden geldiğince karşılayın.

    • Bebeğinizin sizin psikolojik durumunuza karşı giderek daha duyarlılaşması üzerinde çalışmalısınız. Onu sakinleştirmek için sakin ve güvence veren sözcükler, oyununu teşvik etmek için neşeli bir ifade kullanın.

    • Bebeğinizi kontrol etmek için fiziksel müdahalenin yanı sıra sözcükler de kullanın: Dikkatli bir uyarma sesi ve tavrı tehlike ve yaramazlığın önlenmesinde çok etkili olacaktır.

    • Bebeğinizin başlatmaya çalışabileceği yineleyici oyunlara katılmaya hazır olun.

    • Bebeğinizin üzerinde çalıştığı becerilere uygun oyun malzemesi bulmaya çalışın. Uygun nesneler onları keyiflendirecek ve size bir mola verme fırsatı sağlayacaktır.

    • Bebeğinizin ince motor becerileri üzerinde çalışabileceği güvenli küçük cisimler bulun.

    • Bebeğinize birden fazla nesneyi kullanacağı gelişmiş oyun manevraları gösterin: Bir nesneyi diğerinin içine koyma, bir nesneyi diğerinin içinden geçirme, bir nesneyi diğerinin üstüne koyma, iki nesneyi birbirine vurma ve itmeyi örnek vererek öğretin.

  • Bebeğinizin Konuşma Eğitiminde Bunlara Dikkat Edin

    • Bebeğinizle mümkün olduğu kadar çok konuşun.

    • Onunla konuşurken ‘bebek dili’ kullanmaktan çekinmeyin. Genellikle ne kadar aptal sesler çıkartırsanız, bebeğin öğrenmesine o kadar yardımcı olursunuz.

    • Sürekli olarak bebeğinize nesnelerin adını söyleyin. Hakkında konuştuğunuz şeye dikkatini çekmek için elinizle işaret edin, ses çıkarın, üzerine vurun. Bebeğin doğal olarak dikkatini çeken hareketli nesnelerin adını söyleyin.

    • Bebeğinizi izleyin ve bakmakta olduğu şey hakkında konuşmaya çalışın. İşaret etmeye başladığını fark edin ve sizin dikkatinizi çekme girişimlerine yanıt verin.

    • Bebeğinizin sizi konuşurken izlemesini ve sesleri taklit etmesini teşvik edin.

    • Bebeğinizi dikkatle dinleyin ve ilk sözcüklerini yakalamaya hazır olun. Gerçekten bir şey anlatıp anlatmadığından emin olmadığınızda anlamış gibi davranın.

    • Bebeğinizin konuştuğu sözcükleri bir günlüğe kaydedin.

    • Günlükteki bilgileri bebeğinize bakan herkesle paylaşın, böylece onlar da bebeğin yeni sözcüklerini fark edebileceklerdir.

    • Bebeğinize resimli kitaplar okuyun ve özellikle sayfadaki sözcükler hakkında konuşun.

    • Nesnelerin adını söylemenin yanı sıra eylemle ilgili sözcükler (fiiller) gibi konuşmanın diğer parçalarını ve ‘için’, ‘ile’ gibi edatları vurgulayın.

    • Bebeğiniz soğuk algınlığı geçirdikten sonra kulak enfeksiyonu açısından dikkatli olun. Fısıltınızı hala duyup duymadığını kontrol edin.

  • Bebeklerde Dil Gelişimi: Çok Dil Bilen Çocuk Yetiştirmenin Mümkün Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Doğumla iki yaş arası “dil edinimi için kritik dönem” diye adlandırılır. Çocuk o yaşlarda duyabildiği ve maruz kaldığı iki ya da üç dili öğrenebilir.

    Liv Hospital Konuşma ve Yutma Bozuklukları Uzmanı Eyüp Sezer “Doğası gereği çocuğun iki yaş sonrası konuşmasında maruz kaldığı dillerin özelliklerinin bir karışımı karşımıza çıkar ve her bil dile ilişkin “ustaca kullanım” zamanla kazanılır. Dolayısıyla teorikte çift dilli, hatta üç dilli çocuk yetiştirmek mümkündür” diyor.

    Bebekler konuşmaya başlamadan iletişime geçer
    Doğum sonrasında bebekler, uyanık oldukları zamanlarının büyük bir kısmını annelerinin ya da bakıcılarının jest/mimik/seslerini dinleyerek ve izleyerek geçirir. Böylece konuşmalarını sağlayacak organları henüz zihinsel ya da fiziksel olarak denetleyemeseler de, dile ilişkin bilgiyi depolar ve yaşantılarıyla ilişkilendirebilir. Ayrıca, iletişim kurma dürtüsü öyle güçlüdür ki, bebekler, ilk sözcüklerini söylemeden çok önce bizimle “konuşmak” için pek çok farklı yöntem geliştirir. Örneğin, birçok farklı ağlama çeşidi vardır ve ana babalar bir ağlamanın “açım”, bir diğerinin “canım acıyor”, ya da “rahatsızım”, bir başkasının “sıkıldım, derhal benimle ilgilen” anlamına geldiğini kısa sürede öğrenir.

    Bir yaşına doğru bebeksi konuşmalar başlar
    Bebekler dil yetisi kazanırken sözcükleri anlamayı ve üretmeyi eşzamanlı olarak öğrenme eğilimindedir. Bir yaşına doğru bebekler “dil” benzeri sesler çıkarmaya başlarlar, “bebeksi konuşma” olarak adlandırabileceğimiz genizsi agulamalar ve gığıldamaların yerini babıldamalar alır. İlk anlamlı sözcükler on ikinci ila yirminci ay arasında söylenir. Bazı bebekler anlamlı sesler çıkarmak için çabalayıp durur, bazıları ise hazır olana kadar bekler. On sekiz ila otuzuncu aylarda bebeğin yeni sözcükleri öğrenme hızı aniden artar. Buna “adlandırma patlaması” denir. İki üç yaş arasında çocuk konuşmasını basitleştirerek “bebeksi konuşma” ile yetişkin konuşmasına benzer yapıları kullanmaya başlar. Çocuk 3 ya da 4 yaşına geldiğinde, konuşmasındaki “bebeksi konuşma” özellikleri azalır, yetişkininkine benzer biçimde anlaşılır ve akıcı olarak konuşmaya başlar.

  • Bebeklerde Yanık: Anneler Ne Yapmalısınız?

    Çocuklarda yanıklar en fazla sıcak cisimlerin cilde temasıyla yaşanıyor ve cildi yakan etkenin sıcaklığı ile temas süresi, oluşan yanığın ciddiyetini belirliyor. Çocuk Doktoru Erhan Ateş, yanık durumlarında neler yapılması gerektiğini bakın nasıl anlattı.

    Yanığın Dereceleri
    Yanığa yol açan etkenin sıcaklığı 45 C altında ise cilt hücrelerinde yaygın hasar oluşmaz. Isı 50 C’inin üstüne çıktığında ise cilt hücrelerindeki proteinler bozulmaya başlar.

    Ciltte oluşan yanığı, ortaya çıkan belirtilere göre sınıflandırmak gerekir. Birinci derece yanıkta yanan yer kızarır ve hassaslaşır. Cildin alt tabakasının da etkilendiği ikinci derece yanıklarda yanık bölgesi su da toplar.

    Kıl kökleri ve ter bezleri gibi cilt alt dokularının da yandığı üçüncü derece yanıklarda ise yanık bölgesindeki sinirler hiçbir uyarıya tepki veremez hale gelirler. Tüm yanıklar şiddetli ağrılara yol açar. Birinci ve ikinci derece yanıklarda yanan cilt bölgesi dokunulmaya karşı aşırı hassasken üçüncü derece yanıkta yanan bölge duyarsızlaşır.

    Soğuk Su İlk Müdahale Olmalı
    Çocukta ciltte yanık olduğunda yanık bölge hemen soğuk su altında tutulmalıdır. Soğuk uygulamanın etkisiyle yanan dokudaki kızarıklık ve şişlik azalır. Dokunun temiz suyla ve hatta mümkünse binde 9 oranında sodyum içeren fizyolojik serumla yıkanması, hasarlı dokuda daha sonra bir enfeksiyon gelişmesi ihtimalini azaltır.

    Yanığı olan çocuğa fitil ya da şurup şeklinde ağrı kesici verilmesi ihmal edilmemelidir. Yanığın üzerine herhangi bir krem ya da sıvı sürülmemelidir. En yakın sağlık kuruluşuna gidilerek yanığın bakımı ve pansumanı yaptırılmalıdır. Özellikle su toplayan yanıklarda pansuman yapılmazsa ileride kalıcı izler kalabilir.

    Pansumanlara, hekimin enfeksiyon gelişimini engellemek için önereceği kremlerin de kullanımıyla birlikte devam edilmelidir. El, yüz ve genital bölge yanıkları olan hastalar, muhakkak ihtisaslaşmış bir yanık tedavi merkezinde izlenmelidir.

  • Sivrisinek Sokmasına Karşı Iyi Gelen Yöntemler…

    Yaz mevsimine girdik ve artık insanlar tatil mekanlarına gidiyorlar-gidecekler. Çoğu tatil mekanı sulak alanlar olduğu için insanlar sivrisinek sorunu yaşayacaklar. Sivrisinek sokmasına ne iyi gelir sivrisinek ısırığına iyi gelen yöntemleri araştıracaklar. Bizde insanlara faydalı olması için derlediğimiz bilgileri bir makale olarak sizlere sunuyoruz.

    Sivrisinek Isırığına Ne İyi Gelir?

    • Sivrisinekler vücudunuzun açıkta kalan kısımlarını ısırdıklarında hafif ve kaşınan bir kabarıklık meydana gelir. Bu kabarıklık etkisini geçirmek için bazı yöntemler mevcuttur. İşte o yöntemler.
    • Karpuz suyunu kabarıklık olan yere sürün ve ovalayın. Karpuz meyvesinin içerisinde bulunan asit, sivrisinek sokmasına iyi gelecektir.
    • Eğer karpuz yoksa, bir soğanı ortasından bıçakla ikiye kesin ve sivrisineğin ısırdığı yere bastırarak ovalayın.
    • Lavanta yağınız varsa ısırılan yere masaj yaparak sürebilirsiniz.
    • Eğer bu tarz yiyecekler yoksa mutlaka bir Aspirin vardır. Aspirini ezin ve soğuk suyla karıştırın. Karışımı sivrisineğin ısırdığı yere sürün.
    • Evinizde mutlaka diş macunu vardır. Diş macunundan ufak bir parçayı kaşınan bölgeye sürebilirsiniz.
    • Tuzlu su da iyi gelir. Bir miktar suyun içerisine tuz ekleyin ve karıştırın. Tuz eriyince oluşan karışımı sivrisineğin soktuğu yere sürün.
    • Kaşıntının geçmesini istiyorsanız mutlaka diş macunu sürün.

    Sivrisinek Isırığı İçin Önemli Bilgiler

    • Sivrisineğin soktuğu yeri asla kaşımayın.
    • Eğer kaşırsanız, kaşıntısı daha da artar.
    • Kaşıntıyı geçirmek için ufak bir parça diş macununu bölgeye sürebilirsiniz.
    • Geceleri uyurken sivrisineklerden korunmak istiyorsanız, akşam yatmadan önce bir miktar sarımsak yiyiniz.

    Sivrisinek Kovucu Spreyler

  • Yenidoğan: Yeni Doğan Bebek Nasıl Beslenmeli!

    Sıcaklıktan, çevreye olan ilgilerinin artmış olmasından, yatış pozisyonundan veya bilemediğimiz herhangi bir nedenden dolayı bazı bebekler emme konusunda isteksiz olabilir, anne göğsünü almak konusunda ciddi sıkıntılar yaşayabilirler.

    Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu bu durumda yapmanız gereken şeyin bebeğinizi öncelikle sakinleştirmek, daha sonra yarı uykuya geçirmek ve uyur pozisyondayken göğsünüzü vermek olduğunu söylüyor.

    Anne sütü yerine mama… 
    Anne sütü ile beslenmenin uygulanamadığı veya yenidoğan döneminden itibaren anne sütü ile beslenmeyen bebekler için öncelikle mamalar kullanılabilir. Örneğin Dr. Koray Karabekiroğlu ilk 6 ayda anne sütü almayan bebeklerin beslenmesinde ilk tercihin mamaların verilmesi olduğunu söylüyor.

    Mama ile beslenme en az 6 ay, mümkünse 1 yaşına kadar sürdürülmelidir. Hiç anne sütü almayan bebeklerde biberon kullanılabilir. Biberonlar ve başlıkları her kullanımdan sonra temiz su ile iyice temizlenmeli, en az 20 dakika süre ile kaynatılmalıdır.

    Biberonla beslenme 
    Biberonla beslenen bebeklerde de beslenme pozisyonu önemlidir. Bebek, anne kucağında yarı dik pozisyonda, başı annenin koluyla desteklenir şekilde tutulmalıdır. Emzik şişesinin dikçe tutulması ve lastik memenin sütle dolu olması gerekir ve bu şekilde bebeğin hava yutması önlenir. Biberon deliğinin uygun boyutta olması da önemlidir. Uygun bir biberon deliği için şişe ters çevrildiğinde önce ip gibi, ardından damla damla süt akışının izlenmesi gerekir.

    Adapte mamalar (Preaptamil, Similac 1, Nutrilon 1, SMA S-26, Humana1, Nan 1 gibi) her 30 mililitre kaynatılmış ılıtılmış su içine 1 ölçek olacak şekilde biberonla hazırlanır. Bebeğe verilecek mamanın ısısı el bileğine 1-2 damla mama damlatılarak kontrol edilir. Mümkünse mamanın her beslenme öncesinde hazırlanması tercih edilir. Kullanıldıktan sonra artan mamanın tekrar kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Ekonomik koşulların uygun olmadığı durumlarda (hazır mamalar sağlanamıyorsa) bebek inek sütü ile beslenebilir. İnek sütü ilk ay yarı yarıya, 1-4 aylar arası iki hacim süte 1 hacim su olacak şek,ilde sulandırılmalı, 4. aydan sonra ise sulandırılmadan verilmelidir. 100 mililitre inek sütüne 1 çay kaşığı ( 5 gram şeker ) ve 1 çay kaşığı bitkisel yağ konulur.

  • Yenidoğan: Yeni Doğan Bebeğin İlk Haftası – Bebek Gelişimi 3.hafta

    YENİ DOĞAN BEBEĞİNİZİN KARINÜSTÜ(YÜZÜSTÜ) YATMASI

    Bebeğinizin uyanık olduğu zamanlarda onu bir süreliğine karınüstü yatırmaya devam edin. Uykuda oldukları zaman sırtüstü yatmalıdırlar ancak boyun kaslarının gelişimi için uyanıkken karın üstünde vakit geçirmelidirler ki ilerleyen zamanlarda kendini ileri itme, oturma ve emekleme yaparken bu kaslara çok ihtiyacı olacaktır. Karınüstü yatış, bebeğinizin kafasının arkasının düz olmasını da engeller.

    Bu haftasonu itibarıyla bebeğiniz kısa bir süre kafasını kaldırabilir ve karınüstü yatarken başını sağa sola döndürebilir. Ona doğru eğilerek, yüzünüzü yaklaştırıp, başını size doğru kaldırmasına ve bakmasına teşvik edebilirsiniz. Bir havlu yada benzeri bir şeyi katlayıp göğsünün altına koyarsanız, kendisini ileri itmelerini başlatmasına yardımcı olmuş olursunuz. Çok yakında bebeğinizin sinir sistemi ve kas kontrolü gelişecek ve sarsılma hareketleri daha akıcı olacaktır.

    YENİDOĞAN BEBEKLERDE KENDİ KENDİNİ YATIŞTIRMA
    Bebekler emmeyi severler ve ihtiyaç duyarlar dolayısıyla ona yardımcı olmalısınız. Bir emziğin onun emme ihtiyacını karşılayabilir ve bebeğinizi yatıştırabilir. Amerikan Pediatri Akademisi bebeklere, uykuda ölüm riskini(SIDS)azalttığı için uyurken emzik emmelerini, tavsiye etmektedir. Etrafta emecek herhangi bir şey yada parmağınız yoksa, bebeğiniz baş parmağını yada diğer parmaklarını emerek kendi kendini rahatlatabilir.

    YENİ DOĞAN BEBEĞİNİZİN YANINDA KESİNLİKLE SİGARA İÇMEYİN!
    Eğer siz yada eşiniz sigara içiyorsanız bırakmak isteyebilirsiniz. Pasif içicilik bebeğiniz için çok tehlikeli olabilmektedir. Ciğerlerini zayıflatır, kulak enfeksiyonlarına daha açık hale getirir, horlamayı artırıp uykuda nefes düzensizliğine yol açar ki bu da davranış ve öğrenmeye bozukluğuna yol açar, ayrıca ani ölüm riskini artırır. Bebeğinizin bulunduğu odada içmeseniz bile, zararlı kimyasallar birkaç dakika içinde evinizin her yanına dağılmaktadır.