Davranış ve kişilik gelişimi

  • Çocukla Uçak Yolculuğunu Kolaylaştıran Öneriler

    Uçak yolculuğu keyifli olduğu kadar can sıkıcı da olabilir. Bunun yanınızda bir de çocuk bulunuyorsa sıkıntı daha da artacaktır. Ancak, çocukla uçak yolculuğunu daha rahat duruma getirecek birkaç pratik bilgi verilebilir.

    Uçağa Daha Erken Binin

    Check-in yapmayı unutmayın ve uçağa erken binin. Böylece ailenizle yan yana oturma imkanınız olacaktır.

    Kalkış sırasında çocuğunuza içecek verebilirsiniz. Bir şeyler içmek basıncı dengeler ve çocuğun gerginliğini alır.

    Uçaklar ile ilgili merak uyandırın. Uçaktaki ekranlar sayesinde çocuğun uçağa ilgisini ve merakını çekebilirsiniz.

    Çocuğunuzun Sevdiği Şeyler Yanınızda Olsun

    Çocuğunuzun sevdiği yiyecekleri daha önceden seçerek, uçuş esnasında onu yemesi sağlanabilir. Ayrıca, sevdiği yiyecekleri de yanınızda bulundurabilirsiniz.

    Çocuklar için, uçuş sırasında özel oyuncaklar ya da etkinliklerini isteyebilirsiniz.

    Ona Kitap ya da Dergi Okuyun

    Havayollarının çocuklara özel hazırladığı kitap ya da dergileri okuyarak zamanın eğlenceli geçmesi sağlanabilir.

    Uçaktaki Eğlence Sistemini Kullanın

    Uçak yolculuğunda çocuğun sıkılmasını önlemek amacı ile uçakta bulunan eğlence amaçlı sistemler kullanılabilir. Bu sistemler ile çocuk isterse bireysel oyun oynayabilirken, isterse diğer yolcular ile oyun oynama imkanı buluyor.

    Çocuğun doğum tarihi uçuş tarihi ile çakışıyorsa ya da çok yakınsa, hava yolu şirketine önceden haber vererek pastanın hazırlanmasını ve doğum günü pastası mumlarını bulutların arasında üflemesini sağlayabilirsiniz.

    Yedek Giysi Hayat Kurtarır

    Çocukla seyahat ederken mutlaka yedek giysi bulundurun. Çünkü çocuklar bir şeyler yiyip içerken üzerlerine bir şeyler dökmeleri çok normaldir.

  • Çocuklara Uygulanan Şiddet Ve İstismarı Önlemenin Yolları

    Çocuklarda cinsel istismarı önlemek için çocuklara cinsel organları yaralandığı ya da hastalandığında, bunlara yalnız doktorların veya anne babalarının dokunabileceği öğretilmelidir. Rahatsız olacakları herhangi bir biçimde, kendilerine dokundurtmama hakkına sahip oldukları öğretilmelidir.

    Cinsel yönden istismara kalkışan biriyle karşılaştıklarında oradan hemen uzaklaşmaları öğretilmelidir. Cinsel istismara uğramaları halinde, hiç bir zaman bunun kendi suçları olmadığı öğretilmelidir. Cinsel organlarına dokunan bir büyükle ilgili “sır” saklamamaları öğretilmelidir.

    Öte yandan, aile içi şiddeti ve çocuk istismarını önlemek için yasal düzenlemeler yapmak ve toplumsal tedbirleri hayata geçirmek de gereklidir. Sosyal hizmetler, sağlık kurumları, savcılıklar, eğitim kurumları vb. tüm aktörlerin bilinçlenmesi ve üzerine düşeni yapması gereklidir. Yapılabilecek çalışmalardan biri, örneğin mecliste bir araştırma komisyonu kurularak çocuk fuhuşu, çocuk pornosu ve cinsel istismar konularında durum tespiti yapmak olabilir. (Polat, 2001)

    Okullara cinsellik eğitimi dersi koymak ya da bu konudaki dersleri kuvvetlendirmek ve bunu yaparken çocuk haklarını olduğu kadar ebeveynlerin, vasilerin ya da yasal olarak çocuğa bakmakla yükümlü diğer kişilerin haklarını da göz önünde tutarak, insan hakları ve bireyin onuruna saygıyı ve kadın-erkek eşitliğini özellikle vurgulamak önemlidir.

    Aile içi şiddet ve istismar kurbanlarının topluma yeniden entegre olabilmeleri amacıyla psikolojik, tıbbi, sosyal ve idari desteğin yanı sıra, haklarıyla ilgili bilgilerden yararlanabilecekleri kabul merkezleri ya da başka kuruluşlar kurmak ya da geliştirmek gereklidir.

  • Evinizi Bebek Için Nasıl Güvenli Hale Getirilir?

    Çocuğunuz yürümeye başladığı andan itibaren almanız gereken önemli bir karar var: Eviniz derli toplu bir ev mi olsun, yoksa çocuğunuzun rahat gezdiği, oynadığı, keşifler yaptığı çocuk evi mi olsun? Eğef düzenli bir ev hanımı veya tertipli bir ev erkeği iseniz, tabii ki oyunuzu derli toplu evden yana kullanacaksınız. Yani her zaman için düzenli ve temiz olan bir ev, çeşitli yerlerde örtüler, süsler ve çocuğunuza getirdiğiniz yasaklar, yasaklar … Sizin evinizde hakim olan kelimeler; “yapma, hayır, dokunma”lar olacaktır.

    Maalesef çocuğunuz bu ihtarlarla büyüyecektir. Çocuğunuz yürümeye başlayana kadar, çevreyi tanıma girişimleri sınırlıydı. Fakat yürümeye başladıktan sonra evin her yerine gitmeyi ve yeni yeni keşiflerde bulunmayı öğrendi. Bu dönem çocuğunda bulunan doğal bir özelliktir bu. Evin her deliğine girecek, her yerini karıştıracak, kıracak, dökecek, dağıtacak, çekmeceleri karıştıracak hatta bir üst çekmeceye çıkmak için, alt çekmeceyi merdiven olarak kullanacaktır. Bu girişimlerde bulunması, çevresini adeta bir keşif gibi incelemesi, fakat bu incelemelerini sadece gözleriyle değil, ellerini, ayaklarını, ağzını yani bütün bedenini kullanarak yapması onun; duygusal, fiziksel, zihinsel, sosyal tüm gelişim alanlarını olumlu yönde etkileyecektir. Bu keşfetme dürtüsüyle etrafta dolaşan çocuğunuzun çabalarını kimseye zarar vermeyecek şekilde olumlu yönde geliştirmek istiyorsanız, evinizi çocuk evine çevirin.

  • Bebeklerde Otizm

    Otizm, bebeksi otizm olarak nitelendirilebilir. Bunun sebebi, bireyin konuşma becerisinin bulunmaması veya konuşma öncesi dönemin özelliklerini sergilemesidir. Kişinin kendine özel dünyayı algılayış biçimi vardır ve buna göre düşünceleri, duyguları ve arzuları oluşur. İki bucuk yaşından önce ortaya çıkan ve hayat boyu devam eden, sosyal anlamda çevreye tepkisizlikle, sözlü veya başka türlü iletişim güçlükleriyle, içe kapanmayla, gerçeklikten uzaklaşmayla, aşırı nesne bağımlılığıyla, monoton hareketlerle kendini gösteren gelişimsel, nörolojik bir hastalıktır.

    Otizmin nedeni tam olarak saptanamamıştır, ancak günümüzdeki veriler bu rahatsızlığın genetik olduğunu göstermektedir. Bunun dışında, annenin hamilelik süresince aldığı ilaçlar, radyasyon ve yaşadığı tramva etkili olabilir. Doğumdan önce, doğacak bebeğin otizm tanısı koyulamaz. Otizmin kendini belli eden bir hastalıktır. İçe kapanma ve sosyal etkileşime kapalılık görülür. Buna bağlı olarak; herhangi bir insan ona sarılmak ve onu öpmek gibi temaslarda bulununca uzaklaşır ve sinirli tepkiler verir. Bunun dışında, göz temasından kaçınma, yaşıtlarıyla iletişim kuramama, seslere karşı aşırı duyarlılık veya aksine hiç tepki vermeme gözlemlenir. Bireyde, iletişim bozukluğu veya konuşma yeteneğinde gelişememe görülür. Normal şartlar altında, bir yaşındaki bebekte, tek kelime kullanıma yetisi ve iki yaşındaki çocukta iki kelimelik cümleler kurma yetisi gelişir. Ancak, bu hastalığa yakalanan bebekte, bu gelişmeler görülmez. Gramersiz konuşma, “sen” ve “ben” adıllarını yerinde kullanamama, sorulan soruya cevap vermek yerine ona söylenen cümleyi tekrar etme görülür. Vurgu ve tonlama olgusu gelişmemiştir, bu yüzden tekdüze konuşma şekli vardır. Konuşma yeteneği gelişen birey, bunu kullanmaz, iletişim olarak etraftaki nesneleri kullanır. Bunun sebebi de, canlı varlıklar yerine cansız varlıklara olan ilgisinin daha fazla oluşudur.

  • Çocuklarda Parmak Emme

    Çocuklar kuvvetli bir emme refleksiyle dünyaya gelirler. Emme ilk yaşta çocuk için bir gereksinimdir. Çiğneyemedikleri için emme yoluyla karınlarını doyururlar. Çocuğun anne karnında baş parmağını emdiği sanılmaktadır. Bir gün, yeni doğmuş çocuğunuzu beşiğinde yatarken cak cak parmağını emerken yakaladınız. Tabii, bir telaş sardı sizi. Şimdi ne olacak? Biraz sakin olun. Hiçbir şey olmuş değil. Bebeğinizin ara sıra emme ihtiyacını gidermek için parmağını emmesi, ileride saplantılı bir şekilde bu alışkanlığını devam ettirecek anlamına gelmiyor. Fakat yeni doğan çocuğunuzun sevilmeye ve güven duymaya ihtiyacı olduğunu aklınızdan çıkartmayın.1 yaşına kadar genelde bütün çocuklarda parmağını emme davranışı ara sıra da olsa görülür. Bu davranışın azlığı veya çokluğu annesinin memesini veya biberonu ne kadar süreyle emdiği ile ilgilidir. Genelde anne sütü ile beslenen çocuklarda parmak emme alışkanlığı görülmez. Çünkü anne çocuğunu emzirirken gerekli olan sevgi ve şefkati de verir. Göğsünün boşalıp boşalmadığını anlamadığı için bunun kararını bebeğine bırakır. Bebek de ilk 5-6 dakikada ihtiyacı olan sütün çoğunu aldığı halde zevk için emmesine devam eder. Emme süresi yirmi dakika veya yarım saate kadar uzayabilir. Bu süre içinde emme ihtiyacını da gidermiş olur. Parmak emmeye gerek duymaz. Bunun yanı sıra annesinin memesini emerken parmağını araya sıkıştırıp emen çocuklar da vardır. Fakat bunlar azınlıkta olup genelde bu davranışı daha sonra bırakırlar . Biberonla beslenen çocuklara da aynı şekilde sevgi ve şefkat gösterilirse parmak emme davranışı görülmez. Biberonu yatağın kenarına koyup çocuğu kendi kendine beslemeye bırakmak yerine, kucağa alınıp sevgi ve şefkatle beslenmelidir. Biberonla emzirme süresini de yirmi dakikaya çıkartırsanız emme ihtiyacını gidermesine yardımcı olmuş olursunuz. Biberonun çabuk boşalmaması için küçük delikli emzik kullanabilirsiniz. Emme süresinin kısalığı (20 dakika yerine 10 dakikada beslenen çocuklar), beslenme aralıklarının uzunluğu (3 saat ara ile beslenecek yerde 4 saat ara ile beslenen çocuklar) parmak emmeyi çoğaltabilir. Bebekliğinde emme ihtiyacını tatmin için parmağını emen çocuk 1-1,5 yaşından sonra rahatlamak için parmağını emer. Örneğin; yorulduğu, uykusu geldiği zaman, canı sıkılıp oyalanacak bir şey bulamadığı zaman, tedirgin olduğu zaman, anneden ayrıldığı zaman parmak emme davranışında bulunabilir. İleri yaşlarda görülen parmak emme davranışının temelinde anne-çocuk ilişkisindeki yetersizlik ve çocukta güven duygusunun yeterince gelişmemiş olması yatar. Sevgi ve okşama noksanlığından, uyanıkken oyalanacak bir şey bulamadığından da bebekler parmak emebilirler.

  • Çocuklarda Nedensellik Kavramı

    Çocuk sürekli değişmelerle karşılaşır, acaba bunları kendi kendine nasıl açıklar?

    Farklı yaştaki çocuklardan alınan tepkiler 3 grupta toplanılır.

    1. Nedenler güdüseldir .

    -İlk yıllarda olayın nedeni ne olursa olsun neden her zaman bir insandır.

    -3-4 yaşta herhangi bir şekilde iki obje birbirine benziyor ise biri diğerine neden olur. Örneğin odadaki gölge dışarıdaki gölgenin nedeni olabilir.

    2. Nedensellik yapaydır.

    -Çocuğun ortaya koyduğu nedenler, doğrudan doğruya gerçek durumla ilgili değildir.

    -Nedenler onun hayal gücü ve yaratıcılığına karşıdır.

    3-Nedenler dinamiktir.

    -7-8 yaşındaki çocuk, sorusuna cevap aramaya başlar.

    Örnek: “Bulutlar rüzgarla hareket ediyor.” der.Nedenler daha çok mekaniktir. Örnek: “Rüzgarlar bulutu itti.” Çocuk genellemeye de gider.

    Örnek: ” Güneş ateştendir.”

    Bilgileri üzerinde fikir yürütebilir.

    Örnek: “Su hafiftir çünkü sıvıdır.

    -10-12 yaşında mantık, yetişkininki gibi gelişmiştir. Nedensellik kavramını incelemenin, çocuğun diğer kav­ramlarla ilgili düşünme şeklinin anlaşılmasına daha çok yar­dımcı olacağı sanılmaktadır.

  • Davranış Düzelmek İçin Taş Etkinliği

    Herkesin hoşlanmadığı davranışlar vardır: evde bağırmak, birisini kıskanmak, parmak emmek ya da sövmek gibi. Eğer çocuğunuzun değiştirmesini istedi­ğiniz bir davranışı varsa farklı bir yaklaşım deneyin. Davranışını değiştirmesini söylemek yerine onunla davranışı hakkında konuşun. Bu davranışı sevip sev­mediğini ya da davranışa adım adım son vermek isteyip istemediğini öğrenin. Bunun zor olabileceğini, ona yardım etmek istediğinizi söyleyin. Birlikte bir taş almaya gidin; mağazadan alacağınız, cilalı şık bir taş ya da arka bahçenizde bulduğunuz bir taş da olabilir. Taşı bir kesede ya da cebinde taşıması gerekiyor. Çocuğunuz vazgeçmek istediği davranışı yapma dürtüsü duyduğunda, taşı çıkarıp ovarken pozitif düşünceler düşünmeli ve kendi kendilerine davranışı durdurabileceklerini söylemeliler. Bir süre sonra çocuğunuz artık taşa ihtiyacı olmadığını düşünürse, taşı fırlatması için bir göl ya da nehir kıyısına gidebilirsi­niz. Taşı fırlatırken şöyle bağırsınlar “Artık seninle işim kalmadı!” Yaptığı gayreti görmeniz ve desteklemeniz çok önemlidir .

  • Çocuğunuz Yuvaya Başladıysa Ve Sorunlar Yaşıyorsa

    Çocuğun yuvaya başlaması,hem aile,hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır.Bu konuyla çocuktan çok,aileler birçok kaygı yaşayabilirler.
    Özellikle de anneye fazla bağımlı,evde tamamen kuralsız yaşamış çocukların aileleri daha da endişelidirler.Yuva öncesinde birtakım kuralları öğrenmiş,sınırlarını bilen,sabretmeyi ve beklemeyi öğrenmeye başlamış,aile ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanmış bir çocuk yuvaya başlama konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.
    Bir çocuk sayılan bu özellikleri kazanamamışsa yuvaya gitmesi zaten daha aciliyet kazanmış bir hale gelmiş demektir.
    Çocuk için uygun yuvaya karar verildiğinde,çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği,arkadaşlar edineceği ve yeni bilgiler öğreneceği bir okula gideceği,orada öğretmeni ve onunla ilgilenecek büyüklerin olacağı söylenmelidir.
    İlk gün mümkünse yuvada fazla kalınmamalı,ilk bir hafta okulda kalma süresi yavaş yavaş arttırılmalıdır.
    Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak,yuvayı fazla övmek,özellikle ne yediğiyle fazla ilgilenmek ve sık sık yuvaya gidip çocuğu görmek yuvaya uyumunu engelleyebilir.
    Çocukla ilgili bilgileri de çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız.
    Çocuğu sorularla bunaltmak yerine,kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip,okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.
    Çocuğunuz yuvaya başladıktan sonra,birgün karşınıza geçip ağlayarak veya midem bulanıyor gibi bahanelerin arkasına sığınarak yuvaya gitmek istemediğini söyleyebilir.Öncelikle paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğunu anlamaya çalışmalısınız.Çocukların yuvaya gitmek istememeleri,yuva ile ilgili bir sorundan kaynaklanmayabilir.Yeni bir kardeşin geliyor olması,anne veya baba ile ilgili sıkıntılar ve evde olan huzursuzluk gibi,birçok neden,çocuğun yuvaya gitmek istemediğini belirtmesine neden olabilir.
    Bazen ebeveyn çareyi çocuğu okuldan almakta bulur ve yuvaya göndermeyi ileri bir tarihe erteler.Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmaz ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler gösterirler.Bu konuyu yuvada ki uzmanla çözmek her çocuğa göre ayrı strateji geliştirmek gerekebileceği için en uygun çözümdür.
    Yeni eğitim-öğretim döneminin okul-aile işbirliği ile istenen kaliteye geçmesi için paylaşımlarımızın daha çok olması dileği ve sevgilerimizle.