Çocuk Psikolojisi

  • Çocuklara Uygulanan Şiddet Ve İstismarı Önlemenin Yolları

    Çocuklarda cinsel istismarı önlemek için çocuklara cinsel organları yaralandığı ya da hastalandığında, bunlara yalnız doktorların veya anne babalarının dokunabileceği öğretilmelidir. Rahatsız olacakları herhangi bir biçimde, kendilerine dokundurtmama hakkına sahip oldukları öğretilmelidir.

    Cinsel yönden istismara kalkışan biriyle karşılaştıklarında oradan hemen uzaklaşmaları öğretilmelidir. Cinsel istismara uğramaları halinde, hiç bir zaman bunun kendi suçları olmadığı öğretilmelidir. Cinsel organlarına dokunan bir büyükle ilgili “sır” saklamamaları öğretilmelidir.

    Öte yandan, aile içi şiddeti ve çocuk istismarını önlemek için yasal düzenlemeler yapmak ve toplumsal tedbirleri hayata geçirmek de gereklidir. Sosyal hizmetler, sağlık kurumları, savcılıklar, eğitim kurumları vb. tüm aktörlerin bilinçlenmesi ve üzerine düşeni yapması gereklidir. Yapılabilecek çalışmalardan biri, örneğin mecliste bir araştırma komisyonu kurularak çocuk fuhuşu, çocuk pornosu ve cinsel istismar konularında durum tespiti yapmak olabilir. (Polat, 2001)

    Okullara cinsellik eğitimi dersi koymak ya da bu konudaki dersleri kuvvetlendirmek ve bunu yaparken çocuk haklarını olduğu kadar ebeveynlerin, vasilerin ya da yasal olarak çocuğa bakmakla yükümlü diğer kişilerin haklarını da göz önünde tutarak, insan hakları ve bireyin onuruna saygıyı ve kadın-erkek eşitliğini özellikle vurgulamak önemlidir.

    Aile içi şiddet ve istismar kurbanlarının topluma yeniden entegre olabilmeleri amacıyla psikolojik, tıbbi, sosyal ve idari desteğin yanı sıra, haklarıyla ilgili bilgilerden yararlanabilecekleri kabul merkezleri ya da başka kuruluşlar kurmak ya da geliştirmek gereklidir.

  • Türkiye’de Aile İçi Şiddet Ve Çocuk İstismarı

    Aile içi şiddet ve çocuk istismarı maalesef pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’ de de oldukça yaygın ve önemli bir sorundur. Yaşanan şiddet ve istismarın çok büyük bir bölümü gizli kalmaktadır.

    Türkiye’ de 2005 yılı verilerine göre son 5 yılda, haklarında koruma kararı alınan ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nda barınan toplam 14.398 çocuğun 2.678’i (% 18,6’sı) anne babası tarafından ihmal ve/veya istismar edilmiş çocuklardır.

    Öte yandan, toplumun önemli bir kısmı pek çok davranışı, şiddet ve istismar içermesine rağmen olağan ve hatta gerekli olarak görmektedir. Örneğin, eşler arası dayak, anne babanın çok küçük yaştan itibaren bebeğine karşı fiziksel güç kullanımı, sözel ve duygusal aşağılama vb. oldukça yaygındır.

    Şiddet ve istismar ortamında büyüyen çocuklarda en sık görülen duygusal ve davranışsal problemler arasında davranım sorunları, kaygı bozuklukları ve özgüven eksikliği sayılabilir. Süreğen yoğun şiddet ortamı çocuğun aşırı dürtüsel davranış tepkileri geliştirmesine, çözüm üretme yöntemi olarak -model olarak gördüğü- şiddeti kullanarak kendini savunmaya çalışmasına ya da öğrenilmiş çaresizlik duygusuyla içine kapanmasına ve sosyal ortamlardan uzaklaşmasına yol açabilir.

    Çocuk ve gençlerde cinsel kötüye kullanım ülkemizde de sanıldığının aksine çok yüksek oranlardadır. Cinsel kötüye kullanımda çocuk için birçok risk etmeni söz konusudur. Ancak bunlar arasında en önemli rolü oynayan, ailesel etmenlerdir. Çalışmalarda, cinsel kötüye kullanıma güvenli ailesel bağı olmayan bireylerde daha sık rastlandığı görülmüştür. Zayıf anne baba-çocuk ilişkisi, anne ve baba arasındaki zayıf ilişkiler, koruyucu anne ve babanın bulunmayışı cinsel taciz riskini artırmaktadır. Aynı şekilde çocukta bir psikiyatrik bozukluğun bulunması (zeka geriliği gibi) çocuğun cinsel kötüye kullanım riskini artırmaktadır.

  • Pedofiliye Karşı: “Her Okula Bir Psikolog”

    Çocukları pedofiliden korumak için ne gibi önlemler alınmalı?

    Çocuklarının başlarına gelebilecek kötü olaylar konusunda sürekli tetikte bekleyen aileler, gündeme oturan taciz ve tecavüz olaylarından sonra daha çok korkar hale geldi. HelpA Akademi kurucusu Klinik Psikolog Gülşah Sam Orhan, söz konusu olayların her an herkesin başına gelebileceği korkusunun hakim olduğunu ifade ederek, özellikle çocukların korunabilmesi için alınabilecek önlemleri anlattı.

    Çocukların bilinçaltına “güven” duygusunun doğru kodlanması gerektiğini bildiren Orhan, “Biz aileler, çocuklarımıza küçük yaştan itibaren sıcakkanlı olmayı öğretiyoruz. Yurt dışında çocuğuna baktığınızda aileler sizi terslerken, biz tanımadığımız kişilerin bile çocuklarımıza sevgi göstermesine izin veriyoruz. Ancak çocuğumuzun herkese yakın olmasını istemek, tabiri caizse ‘yabani olmayan’ çocuk yetiştirmeye çalışmak bazen hayatlarımızdan çalabilir. Çocuklarda aidiyet duygusu çok önemlidir. Çocuk kendini bir aileye ait hissettiğinde, yabancı kavramı bilinçaltında oluşmaya başlar. Bu sebeple çocuğumuza doğumdan itibaren ebeveyni olduğumuzu ilgimiz ve davranışlarımızla yansıtmak zorundayız. Yabancılarla arasına sınır koymalı, herkesin ona dokunmasına izin vermemesi gerektiğini ona yansıtmalıyız. Sık bakıcı değiştirmemeli, çocuğun tanıdık yüzlere alışmasını sağlamalıyız. Herkesle samimi olan çocukların ilerleyen yıllarda yabancılardan çekinmediği, bazen kişilik bozukluğu olan insanların peşine takılıp gittiği gerçeği aşikar. Geçtiğimiz yıllarda bunun örneğini Erzurum’da kaçırılıp öldürülen Musa örneğinde görmüştük. Katilinin elinden tutup sakin sakin ölüme doğru ilerlemişti. Güvenlik ve aidiyet duygusu çocukta oturduğunda, çocuğumuzun bilinçaltında yabancılarla oto-sınır sistemi oluşacak ve çocuk iletişimini gerektiği düzeyde tutmayı öğrenecektir” dedi.

  • Çocuk Ve Akran Zorbalığı: Siber Zorbalık Nedir? Çocuklarda Siber Zorbalık Belirtileri Nelerdir?

    Siber zorbalık, akran zorbalığının diğer çeşitlerinde olduğu gibi güç eşitszliğinin olduğu tekrarlı zarar verici davranışlardan oluşur.Siber zorbalık, Sms, E-posta, sohbet odaları, web sitelerindeki postlar, online resimler, anında mesajlaşma ile yapılabilir. Siber zorbalığın, diğer zorbalık türlerinden ayıran bir kaç bireysel özellği vardır:siber-zorbalik

    Anonimlik: Akran zorbalığın diğer çeşitlerinde zorba fark edilebilir ve gerekli müdahale yapılabilir, kimliği anonim değildir. Ancak siber zorbalık da bulanan çocukların bir çoğunun kimliği anonimdir. Siber zorbalığa uğrayan çocuk ise zorbanın kim olduğunu ancak tahmin edebilir pozisyondadır.

    Ulaşılabilirlik: Siber zorbalık dışındaki tüm zorbalık türlerinde çocuk okul yolunda, serviste veya okulda koridorda zorbalığa uğrar. Siber zorbalık da ise zorba , çocuğa 7/24 ulaşabilir, diğer türlerdeki gibi zorbalık çocuğun belirli bir yaşam alanında sınırlı kalamaz.

    Cezalandırılma Korkusu: Siber zorbalığa maruz kalan çocuk genellikle bunu güvendiği bir yetişkin ile paylaşmaktan kaçınır bunun olası 2 nedeni vardır. Birincisi, siber zorbalığı uygulayan kişiler bunu öğrendiğinde ondan öç almak isteyebilirler. Diğeri ise siber zorbalığa uğradığını öğrenen anne/baba çocuğunun teknolojik aletler ile olan ilişkisini kaldırabilir. Bu siber zorbalığa uğrayan çocuk için cezalandırılma gibi gelebilir.
    Görgü Tanıkları-Seyirciler:Akran zorbalığı genellikle bir kaç seyircinin olduğu ortamda yapılır. Siber zorbalık da ise görgü tanıkları, seyirciler maillerin iletilmesi, resimlerin sosyal medyaya konulması ile milyonlara ulaşabilir.

    Şartlı Refleksin Yitimi: İnternet ortamında anonim olabilen çocuklar günlük hayatlarında yüz-yüze yapmayacakları davranışları sergileyebilir.Anonim olduklarında zorbalık yapabilme gücü kazanırlar.

  • Hazır Değilken Çocuk Sahibi Olmak Ve Çocuk Istismarı

    Çocuk istismarı hakkında hepimiz az ya da çok fikir sahibiyiz ama evliliklerde ve ayrılıklarda çocuk istismarı dediğimizde başlık biraz farklı gelebilir. Evet başlık farklı ama aslında birçok evde yaşanan olayı anlatmak için bundan daha uygun bir başlık olamazdı.

    EVLİLİĞİN KURTARICISI ÇOCUKLAR…

    Evliliklerde çocuk, evliliği zenginleştiren bir unsurdur ancak maalesef hala sorunlu giden evlilikleri kurtarmak üzere bir can simidi gibi görüldüğünü vurgulamak isterim. Oysa çocuk sorunsuz evliliklerde bile evliliği, getirdiği sorumlulukla ciddi bir sorunlar odağı haline getirebilir.

    Düşünün, henüz birbirine yeni ısınan, birlikte bir hayat düzenine alışmaya çalışan kadın ve erkek yeni kazanmış oldukları eş statüsüne uyum göstermeye çalışırlarken, beklenmedik bir anda, hiç hazır olmadıkları zamanda gelişen bir hamilelik sonrasında dünyaya gelen bebekle bir anda anne baba statüsüne geçmek zorunda kalıyorlar. Bu durum birçok insan için ‘aa ne şirin’ şeklinde karşılanabilir ancak gerçek hayatta durum bu kadar şirin olmayacaktır.

    SORUN, ÇOCUK SAHİBİ OLMAYA HAZIR OLMAMAK

    Eşlerin birlikte gezip tozmak ve yeni hayatlarına alışmak üzere yaptıkları tüm planlar kalkacak ve gece uykusuzlukları, doktor kontrolleri, çocuk hastalıkları, eve kapanmalar, artan masraflar, ağlamalar ve yoğun stres hayatın akışını değiştirecek. Bu noktada durum kadın ve erkek için ayrı ayrı yön değiştirmeye başlayacak. Örneğin erkek, eşinin sadece bebekle ilgilendiğini ve kendisine zaman ayıramadığını düşünerek içine kapanacak, kadın ise doğumla beraber bedeninin bozulduğunu düşünerek, eşinin kendisinden uzaklaşmasını da çekiciliğini kaybetmesine bağlayacaktır. Ek olarak annenin hamilelik ve doğum sonrası depresyonu yaşayabileceğini de düşünürsek bebek hiç hazırlıklı olunmayan pek çok soruna yol açacaktır. Sorun evliliğin ilk yıllarında çocuk sahibi olmak değildir, sorun çocuk sahibi olmaya hazır olmamaktır. Ya da taraflardan birinin istememesine rağmen diğer eşin çocuk konusundaki ısrarı evliliği sorunlu aşamaya getirecektir.

  • Cinsel Istismara Uğrayan Çocuğa Nasıl Davranmak Gerekir?

    Cinsel istismarın aileler tarafından üstünün örtülmesinin çocuğun güvensizliğine neden olacağını söyleyen Psikolog ve Aile Danışmanı M. Berk Karaoğlu, cinsel istismara uğramış çocuğa ailelerin nasıl davranılması gerektiğini anlattı…

    Cinsel istismar, psiko- sosyal gelişimini tamamlamış bir erişkinin, psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış bir çocuğu cinsel uyarım amaçlı kullanmasıdır.

    CİNSEL İSTİSMAR SONRASI OLAYIN ÜSTÜ ÖRTÜLMEMELİ

    Öncelikle cinsel istismar travmatik bir durumdur ve cinsel istismarın olumsuz etkileri belki çok uzun yıllar sonra bile çeşitli kişilik problemleri ve klinik psikopatolojiler ile ortaya çıkabilir. Cinsel istismar travmasının sonuçlarının ileri dönemlerde de çıkabileceğini ebeveynlerin özellikle bilmesi gerekir çünkü maalesef alınan bilgilere göre çoğu ebeveynin çocuğunun cinsel istismarı sonrasında olayın üstünü örtme ve olayı kapama davranışlarının olduğu görülebilmektedir.

     

    EBEVEYNE KARŞI GÜVENSİZLİĞE SEBEP OLABİLİR

    Ebeveynlerin bu tutumuna neden olan bazı düşünce kalıplarının ise olayın çevre tarafından duyulmaması, çocuğunun etiketlenmesini istememe, çocuğunun zaten bu durumu oyun sanıp anlamamış olma ihtimali gibi durumlar olduğu belirtilmektedir. Ancak özellikle çocuğun yaşı küçükse, okul döneminden önce yani 6 yaşından küçük daha soyut olarak olayları anlamlandıramayacak yaştaysa ebeveynlerinin olayın üstünü örtmesi ve şüpheliye dair herhangi bir girişimde bulunmamaları çocukta ebeveynlerine karşı bir güvensizlik ya da kendi öz benliğine yönelik suçluluk hisleri duymasına sebep olabilir.

    ÇOCUK KORUYUCU PSİKOLOJİK DESTEK KAPSAMINA ALINMALI

    Aslında ebeveynlerin, çocuğun istismara maruz kalmadan gereken önlemleri almaları, çocuğa yaşına uygun cinsel bilgilerin verilmesi ve vücuduna dokunulma ile ilgili bazı öğretilerin yapılması, tuvalet için yardım isteyebileceği durumlarda kimlerden ne şekilde, ne ölçüde yardım isteyebileceğinin somut örneklerle anlatılması, internette güvenli ve sınırlı kullanıma yönelik genel kontrollerin sağlanması gibi tedbirleri koruyucu psikolojik destek kapsamında almaları gerekmektedir.
    HAYAL DÜNYALARINDA CİNSEL DAVRANIŞLAR YOKTUR

  • Bebeklerde Prader-Willi Sendromu

    Prader-Willi sendromu da en sık rastlanan genetik bozukluklardan birisidir. Bu sendrom 15. kromozomun uzun kolundaki bozukluktan kaynaklanır. Yaklaşık 10.000′ de bir görülür. Obezitenin bilinen en önemli genetik nedenlerinden biridir.

    Bu bebeklerde yeni doğan döneminden itibaren hipotoni (kas zayıflığı), gelişme geriliği, obezite, hipogonadizm (eşey organlarının küçüklüğü) ve tipik yüz görünümü (alın çapının dar olması, burun kemiğinin darlığı, üst dudakta incelik, ağız üst kenarlarının aşağı dönük oluşu vb.) dikkat çeker. Yaş ilerledikçe düşük omuzlar, kısa boy, omurga anormallikleri (skolyoz: omurga eğrilikleri ve kifoz: kamburluk vb.) görülebilir.

    Bu bebeklerin emmesi zayıftır, kasların kasılma düzeyi düşüktür. Görsel becerileri daha iyi olmasına karşın, zihinsel soyutlama becerileri genelde yetersiz kalır. Erken çocukluk döneminde inatçılık, takıntılar, öfke nöbetleri ve davranım sorunları sık görülür.

    Çoğu çocuk psikoterapi ve özel eğitime ek olarak ilaç tedavilerine ihtiyaç duyar.

  • Hastaneye Yatmanın Çocuk Psikolojisine Etkileri

    Bebekte ortaya çıkan ciddi bir hastalık, hem bebeğin hem de ailenin yaşam düzenini ve hayatı algılayışını belirgin ölçüde değiştirebilmektedir. Bu durum hastalığın doğrudan değiştirdiği biyolojik işlevler ve bunların ruhsal yansımaları ve de “hasta olmanın” getirdiği yeni rollerin aile içinde paylaşılması aracılığıyla şekillenmektedir.

    Aslında genel düşüncenin aksine, çocuklarda her hastalık ve hastaneye yatış ruh sağlığında bozulmalara neden olmaz. Bu etkide, zorlanma ve sıkıntının düzeyi, bireysel özellikler ve çocuğun gelişim aşaması belirleyici rol oynar. Çocuğun bilişsel olgunluğu arttıkça hastalığı kavraması artacaktır.

    Beş yaşından önce, çocukların mikrop kavramını anlayamadıkları ortaya konmuştur. Etkin destek ve yaklaşım için çocuğun gelişim düzeyini ve duygularını bilmenin yanı sıra, hastalıkla ilgili inançları da incelenmelidir. Hastalığın süresi ve etkileri arttıkça ruhsal sonuçları daha belirginleşir. Özellikle küçük çocuklar, hastalığın nedeni kendilerine anlayabilecekleri düzeyde anlatılmadıkça, durumu kendi gelişim düzeyleri ve bireysel deneyimlerine göre açıklama eğilimindedirler. Özellikle okulöncesi yaşlarda genellikle hastalığın daha önce yaptıkları kötü bir davranış nedeni ile kendilerine verilmiş bir ceza olduğunu düşünme eğilimindedirler.

    Hastalık ve hastaneye yatmanın çocuk üzerindeki en temel sonuçlarından biri “gerileme”, yani yaşından küçük davranmadır. İlginin artması, bakımın başkaları tarafından verilmeye başlaması, özellikle küçük çocuklarda, yeni kazanılmış yeteneklerin zayıflamasına daha hızlı neden olmaktadır. Parmak emme, yeniden bez bağlatmaya başlama sık görülen regresif belirtilerdendir.

  • Televizyon Bağımlılığı Konusunda Aileler Nelere Dikkat Etmeli?

    Sevgili Anne Babalar,

    Çocukların dışarıda oyun oynayacakları alanların olmaması televizyon bağımlılığını artırıyor. Televizyon konusunda anne babaların bilinçli olması çocukların gelişimleri açısından çok önemlidir.

    Çocuklarınız büyürken televizyon çocukları her yaş döneminde nasıl etkiliyor ve nelere dikkat edilmeli?

    0-3 yaş dönemi: Bu yaşlar çocukların beyin gelişiminin en kritik olduğu dönemdir. Çocukların beyin gelişimlerin büyük bir bölümü bu dönemde tamamlanır. Çocuklar özellikle 2 ile 3 yaş arasında keşfederek, yetişkinlerle iletişim kurarak gelişimlerini desteklerler. Diğer taraftan televizyon pasif bir etkinliktir. Bu dönemde uzun saatler televizyon izleyen çocukların gelişiminde gerilik olabiliyor. Bu nedenle çocuklar 0-3 yaşa kadar televizyondan uzak tutulmalı, 3 yaş sonrası ise eğitici yönü olmadığı taktirde gereksiz yere televizyon izlemesine izin verilmemelidir.

    3-6 yaş dönemi: Bu dönemde mümkün olduğunca televizyon karşısında az zaman geçirilmeli, kısa seanslar şeklinde televizyon izlenmelidir. Örneğin çocuklar arka arkaya 30 dakika televizyon izlemek yerine 15 dakika izleyip, 1-2 saat ara verdikten sonra 15 dakika daha izleyebilirler. Çocukların arka arkaya saatlerce televizyon izlemesi bilişsel fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.

    – Küçük çocukların izleyeceği çizgi filmlerin içeriğine dikkat edilmeli, şiddet içerikli filmler izletilmemelidir. Uzun saatler televizyon izlemek okul öncesi dönemde çocukların psikolojilerini olumsuz etkiler. Çocuklar izledikleri her şeyi taklit etmek ister. Örneğin süperman gibi uçmayı deneyebilirler. Çünkü çocuklar bu dönemde hayal ile gerçeği ayırt edemezler. En masum çizgi film bile olsa çocukların çizgi film fanatiği olması, düzenli izlemesi doğru değildir.