Öne Çıkanlar

  • Bebeklerde Giysi Seçimi Çok Önemli!

    Bebek cildinde bölgesel keratin tabakası gelişmediği için kıyafet seçimi ve kullanılan temizlik ürünlerine dikkat etmek gerekir. Yanlış kıyafet veya deterjan kullanımı bebek cildinde pişik, egzema, parazit, alerji gibi sorunlar yaratabilir.
    Bebek cildi bilindiği gibi çok hassastır. VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Dr. Ayla Kamburoğlu Göksel’in verdiği bilgilere göre; bunun nedeni dış etkenlere maruz kalmamış olması, dolayısı ile cildin dış etkenlere karşı koruyucu tabakasının tam olarak oluşmamış olmasıdır. Örneğin bebek cildinde bölgesel keratin tabakası gelişmemiştir.

    Kaba ve yumuşak olmayan, dokumadan yapılmış giysiler bebeğin korumasız teninde hassasiyet ve kızarıklık gibi olumsuz etkiler yaratır. Benzer şekilde kimyasal açıdan irritatif özellik taşıyan temizlik malzemeleri ve deterjanlar aynı olumsuz etkiyi yaratırlar. Bebeğin hassas ten özellikleri ve bebek cildinin pH değeri göz önüne alınarak özel hazırlanmış deterjanlar, herhangi bir kimyasal temizlik maddesinin neden olacağı olumsuz etkileri yok eder veya minimumda tutarlar.

    Deterjan Seçimi Önemli!
    Bebek cildinde uygunsuz deterjan kullanımına bağlı kaşıntı, kızarıklık, ciltte beneklenme gibi yan etkiler oluşabileceği gibi yanlış deterjanla yıkanmış giysilerin giyilmesi bebek cildinde kontakt dermatit denen alerjik cilt reaksiyonuna neden olabilir.
    Pişiğe Karşı Önlem Alın
    Bebek cildinde bez bölgesinde gelişen pişik özellikle alt temizliğinin uygun şekilde ve gereken sıklıkta yapılmaması nedeniyle ortaya çıkabilir. İdrar ve dışkının pH değerinin asidik olması pişik oluşumunu artırır. Sık aralıklı, uygun alt temizliği ve bez değişimi, pişik önleyici kremler bu oluşumu engelleyebilir.
    Bebeğinizin Cildini Nemlendirin
    Bebek cildinde egzema veya çocuk için alerjik özelliğe sahip bir besin maddesinin yenmesi sonucu ortaya çıkan ciltte kızarıklık, kabarıklık ve kaşıntı gibi alerjik reaksiyonlar da sıklıkla rastlanır. Çok hassas olan bebek cildi, ayrıca kuruluk, egzema gibi atopik özellikler taşıyorsa, bu bebeklerin ciltlerinin nemlendirilmesi ve mümkün ise alerjik reaksiyona neden olan (besinler gibi) maddenin tespit edilmesi önem taşır. Atopik bebek ciltleri için uygun nemlendirici kremlerin kullanılması oldukça faydalıdır.

  • Bebeklerde El Ve Ayak Bakımı!

    Çocuk Uzmanı Osman Ayataç, yeni doğan bebeklere giydirilen ve organik olmayan çorap, patik ya da sert ayakkabıların ayak sağlığı için zararlı olduğunu söyledi. Ayataç, gerekli bakımın yapılmaması durumunda yeni doğan ve bebeklerin el, kol ve ayaklarında önemli sorunların oluşabileceğini belirtti.

    Avusturya Sen Jorj Hastahanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Osman Ayataç, yeni doğan ve bebek bakımı ile ilgili bilgiler verdi. Zayıf, prematüre ve doğumsal metabolik bozukluk olan bebeklerde el ve ayak bakımı önemli diyen Ayataç, “Bunlarda deri altı yağ dokusu ince olduğundan ve ısı merkezi tam oluşmadığından ısı kaybını önlemek gerekmektedir. Bunun için doğum sonu bu organlar hemen ısıtılmalı, bebeğe başlık, eldiven ve çorap giydirilmelidir. Bu çorap, eldiven ve başlıkların hava alışverişini engellemeyecek maddelerden olmasına dikkat edilmeli, ayrıca kan dolaşımını engellememelidir.” dedi.

    Normal doğumlarda bebeğin annenin mikroplu sıvıları ile bulaşmasının göz ve deride enfeksiyonlara sebep olabileceğini açıklayan Ayataç, “Bu tedavi edilmez ise buralardan kana geçen mikroplar sepsis, yani kanda mikrop yayılması, Menenjit ve Zatüre gibi hastalıklara sebep olabilir. Ayrıca göbeğin de temiz şartlarda kesilmemesi bu hastalıklara yol açar.” şeklinde konuştu.

    Bebeklerin ayak bakımında önemli noktalardan birinin de tırnak kesim şekli olduğunu belirten Ayataç, “Tırnaklar çok kısa kesilirse bu işlem sonucunda tırnak batmaları ve enfeksiyonlar oluşur, bu nedenle tırnakların deriye batmaması için uçlardan kesilmeli, tırnak yatağına yakın kesilmemeli, kenarlarından düzlemeye çalışılmamalıdır.” ifadelerini kullandı.

    Çocukların ayaklarının iki yaşına kadar düztaban özellikli olabileceğini belirten Ayataç, “Bu durumda aileler panikleyip çok pahalı ve ortopedik patikler almamalıdır. Yumuşak, pahalı olmayan patik ve ayakkabılar yeterlidir.” açıklamasında bulundu

    Ebeveynlerin ve bakıcıların ellerindeki mantar enfeksiyonlarının bebeğin sıklıkla el, ayak ve cildine geçebileceğini ifade eden Ayataç, “Banyo sonrası nemlendirici bebek yağı ile el, kol, bacak ve ayaklara yumuşak masaj uygulamak kan akımını olumlu etkiler. Ancak bebek pudraları ile masaj sakıncalıdır, ayak parmak aralarında pudra artıkları pişiklere ve enfeksiyonlara sebep olur. Banyo sonu parmak aralarını iyice kurulamak gerekir. Nemli kalması parmak aralarında mantar üremesine sebep olur. Bundan başka son yıllarda tam olarak sebebi belli olmayan ancak genetik geçişli olan ve çevre faktörleri, beslenme, anne sütü ile değişik alerjenlerle ilgili egzamalara sıkça rastlamaktayız. Egzamalı bu çocukların ayaklarındaki kızarıklık ve döküntüleri iyice tanıyıp erken tedavi etmek bebeğin ayak sağlığı için önemli ve gereklidir.” dedi.

  • Bebeklerde Dil Gelişimi: Çok Dil Bilen Çocuk Yetiştirmenin Mümkün Olduğunu Biliyor Musunuz?

    Doğumla iki yaş arası “dil edinimi için kritik dönem” diye adlandırılır. Çocuk o yaşlarda duyabildiği ve maruz kaldığı iki ya da üç dili öğrenebilir.

    Liv Hospital Konuşma ve Yutma Bozuklukları Uzmanı Eyüp Sezer “Doğası gereği çocuğun iki yaş sonrası konuşmasında maruz kaldığı dillerin özelliklerinin bir karışımı karşımıza çıkar ve her bil dile ilişkin “ustaca kullanım” zamanla kazanılır. Dolayısıyla teorikte çift dilli, hatta üç dilli çocuk yetiştirmek mümkündür” diyor.

    Bebekler konuşmaya başlamadan iletişime geçer
    Doğum sonrasında bebekler, uyanık oldukları zamanlarının büyük bir kısmını annelerinin ya da bakıcılarının jest/mimik/seslerini dinleyerek ve izleyerek geçirir. Böylece konuşmalarını sağlayacak organları henüz zihinsel ya da fiziksel olarak denetleyemeseler de, dile ilişkin bilgiyi depolar ve yaşantılarıyla ilişkilendirebilir. Ayrıca, iletişim kurma dürtüsü öyle güçlüdür ki, bebekler, ilk sözcüklerini söylemeden çok önce bizimle “konuşmak” için pek çok farklı yöntem geliştirir. Örneğin, birçok farklı ağlama çeşidi vardır ve ana babalar bir ağlamanın “açım”, bir diğerinin “canım acıyor”, ya da “rahatsızım”, bir başkasının “sıkıldım, derhal benimle ilgilen” anlamına geldiğini kısa sürede öğrenir.

    Bir yaşına doğru bebeksi konuşmalar başlar
    Bebekler dil yetisi kazanırken sözcükleri anlamayı ve üretmeyi eşzamanlı olarak öğrenme eğilimindedir. Bir yaşına doğru bebekler “dil” benzeri sesler çıkarmaya başlarlar, “bebeksi konuşma” olarak adlandırabileceğimiz genizsi agulamalar ve gığıldamaların yerini babıldamalar alır. İlk anlamlı sözcükler on ikinci ila yirminci ay arasında söylenir. Bazı bebekler anlamlı sesler çıkarmak için çabalayıp durur, bazıları ise hazır olana kadar bekler. On sekiz ila otuzuncu aylarda bebeğin yeni sözcükleri öğrenme hızı aniden artar. Buna “adlandırma patlaması” denir. İki üç yaş arasında çocuk konuşmasını basitleştirerek “bebeksi konuşma” ile yetişkin konuşmasına benzer yapıları kullanmaya başlar. Çocuk 3 ya da 4 yaşına geldiğinde, konuşmasındaki “bebeksi konuşma” özellikleri azalır, yetişkininkine benzer biçimde anlaşılır ve akıcı olarak konuşmaya başlar.

  • Emzik Hakkında Merak Ettikleriniz

    Emzik kullanımının faydaları nelerdir? Bebeğe emzik verilmeli mi? Peki emzik alırken nelere dikkat etmeniz gerekiyor? Kısacası emzikler hakkında en çok merak ettiğiniz her şey bu yazıda.

    Çoğu anne-baba doğumdan önce, “Bebeğimize emzik vermeyeceğiz!” gibi bir karar alır. Ancak bebek doğduktan bir süre sonra özellikle de geceleri ağlama krizleri dayanılmaz bir hal alınca, genellikle ilk işleri koşup emzik almak olur. Aslında emzik sanıldığı kadar suçlu bir bebek gereci değil. Zaman zaman anneyi ve bebeği rahatlattığı için uzmanlar tarafından öneriliyor. Ancak bebeğin gelişiminin olumsuz etkilenmemesi açısından emzik kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Erener Ercan, konuyla ilgili anne-babalara önemli bilgiler verdi.

    Emmek, bebekleri sakinleştirir…

    Bebeklerin çok güçlü bir emme refleksi vardır. Bazı bebekler anne karnında bile parmaklarını emmeye başlarlar. Emmenin, beslenme için gerekliliği dışında bebeği sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkisi de vardır. Bebekler, genelde yorgun ve sıkıntılı olduklarında veya rahatlama ihtiyacı duyduklarında emmek isterler. İşte bu nedenle bebekler emziği severler.
    Emzik kullanıp kullanmama kararı aslında anne-babalara aittir. Eğer bebek beslenme saatleri dışında da emme ihtiyacı içinde ise emzik verilebilir. Emzik bu emme dürtüsünü tatmin edebilir.

    Emzik kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı noktalar

    • Bebek, anne memesini emme becerisini tam olarak kazanana kadar emzik için beklenmelidir. Önerilen, bebek 1 aylık olana kadar beklemektir. Bu süre zarfında bebek, anne memesine adapte olur ve belli bir emzirme düzeni oluşur. Daha erken başlanan emzik kullanımının, bebeğin anne memesine adaptasyonunu güçleştirdiği düşünülür.

  • Çocuklarda Şeker Ve Çikolata Tüketimine Dikkat

    Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Okutan, aşırı şeker tüketiminin çocuk sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı.

    Bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazı çikolata ve şekerlemelerin aşırı tüketimi çocukların sağlığına ve beslenme düzenine zarar veriyor. Çocuklara hayır diyemeyip, her ziyarette onlara fazla fazla ikramda bulunmak, sindirim sistemi hastalıklarından, alerjik reaksiyonlara kadar vücutta olumsuz etkilere yol açıyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlem Okutan, aşırı şeker tüketiminin çocuk sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı.

    Yaz aylarında artan ishal vakalarını tetikliyor

    Fazla şeker tüketiminden ilk olarak sindirim sistemi etkilenir. Günlük beslenme düzeni bozulduğu için çocuklarda bulantı, kusma, dışkılama alışkanlıklarının değişmesi ve iştahsızlık görülür. Özellikle sıcak havalarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen ishalleri şeker ve şekerli tüketimin daha çok tetiklediği ve şiddetini artırdığı unutulmamalıdır. Başlangıçta karın Ağrısı ile başlayan belirtiler, sulu dışkılamayla kendini gösterir.

    Beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor

    Çocuklar her zaman güzel ve tatlı olanı tercih ederler ve enerji veren, mutlu eden, lezzet aldıkları bir şeyi bırakmak istemezler. Fakat sadece şekerden kalorilerini aldıklarında düzenli beslenmeleri ve günlük almaları gereken gıdalardan uzaklaşmaya başlarlar.

    Bu durum da hem iştah kaybına, hem vücut direncinin düşmesine, hem de başka hastalıklara yol açar. Şeker tüketimi beslenme alışkanlıklarını bozmadan, bayramın güzelliğini de kaçırmadan ölçülü bir şekilde olmalıdır.

  • Astım Olan Çocuğunuza Elma Suyu Içirin

    Antioksidan içeriği yüksek olan elma suyu, her gün 1 bardak tüketildiğinde, özellikle astım hastalarının tedavi sürecinde fayda sağlıyor.

    Dünyada en sık rastlanan kronik hastalıklardan birinin astım olduğunu vurgulayan uzmanlar, besinler ve beslenme alışkanlıklarının astımın kronikleşmesinde önemli bir rol oynadığını söylüyor. Uzmanlar hastalığın yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirtirken, antioksidan içeriği yüksek elma suyunun astım belirtilerini azalttığını vurguluyor.

    Nuh Naci Yazgan Üniversitesi sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, astımın solunum yollarının süregelen bir iltihap sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zaman zaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır dedi. İnanç astımda beslenmenin en önemli rollerinden birinin antioksidan vitamin alımı olduğunu söylerken, antioksidan vitamin ve minerallerin astım sıklığını azalttığını vurguladı.

    İnanç: “Elma suyunun nefes darlığı ve astım semptomları üzerine tüm bu olumlu etkilerinden dolayı elma suyunun astımlı bireylerde yeterli ve dengeli bir beslenme tablosu içerisinde her gün bir bardak tüketilmeli” dedi. Meyve suyunun içeriğindeki vitamin, mineraller ve flavanoidlerle bağışıklık sistemini koruyucu özelik gösterdiğine dikkat çeken İnanç, vücudun su dengesini koruyan, C vitamini, karotenoid ve fenolik bileşik içerikleri ile astım dışında bazı kanser türleri ile kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğunu da vurguladı.

  • Ergen Obezitesi Hızla Artıyor

    Yapılan araştırmalar ergenlik yaşının hızla düştüğünü, aynı zamanda çocukların hızla kilo aldığını ortaya koyuyor. Peki, ergen obezitesi neden kaynaklanıyor? Dr. Gönül Ateşsaçan’a sorduk.

    Yeni nesil ergenler neden hızla kilo alıyor?

    Bunun asıl nedeni yaşam tarzı. Yeni nesil çocuklar çok fazla hazır yiyecek yiyor, gazlı içecekler ve katkılı gıdalar tüketiyor. Yapılan araştırmalar, şişmanlığın görülme sıklığının son 20 yılda üç kat arttığını ortaya koyuyor. Eğer önlem alınmazsa, gelecekte her 10 çocuktan 7’si şişman erişkin olacak.

    Yeni nesil çocuklar ‘erken ergenlik’ yaşıyor. Erken ergenliğe sebep olan besinler hangileridir?

    Hormonlu gıdalardır. Özellikle mevsiminde olmayan sebze veya meyvelerin tüketimi, aşırı yağlı yiyecekler, patates kızartmaları, gazlı içecekler, hazır yiyecekler, cipsler hormonal dengeyi değiştiriyor. Şu an ergenlik kızlarda 10, erkeklerde ise 12 yaşa düşmüştür.

    Peki, bir çocuk her gün hangi oranlarda gıda tüketmelidir?
    Günlük enerjinin % 55-60’ı karbonhidratlardan, % 12-15’i proteinlerden, % 30’u ise yağlardan sağlanmalıdır.

    CİPSİ KOLAYI HEMEN KESMEK ÇÖZÜM DEĞİL

    Obezite ve erken ergenlik sorunu yaşayan çocuğa nasıl yaklaşılmalıdır?
    Mutlaka bir uzmanla görüşülmeli, kan tahlili yapılmalı, çok katı olmayan diyet programları yapılmalı.

    Çocuklar ‘en sevdikleri’ ama en zararlı yiyecekler olan patates kızartması, cips, kola gibi şeylerden nasıl vazgeçecek? Ne yapılmalı?

    Tamamen yasak koymak çözüm değil. Öncelikle ayda 1 kez izin verilmeli, daha sonra da yavaş yavaş kesilmeli… Çocuklar, bu tür gıdaları yedikçe daha çok yemek ister.

  • D Vitamini Eksikliği Olan Çocuklarda Raşitizm Görülebilir!

    Güneş ışığı vitamini olarak da adlandırılan D vitamini hangi besinlerde bulunur? D vitamini eksikliğinde hangi hastalıklar görülür?

    D vitamini, vücudumuzun güneş ışığı aracılığıyla sentezleyebildiği tek vitamindir. D vitamini dışında vücudumuz diğer vitaminleri sentezleyemez, bu vitaminler besinlerle alınmak zorundadır.

    D vitamini hangi besinlerde bulunur?

    D vitamini güneş ışığı sayesinde vücudumuz tarafından yapılırken besinlerle de az miktarda D vitamini alabiliriz. D vitamini somon, sardunya, gün ışığında yetişen mantar, yumurta, süt ve yoğurtta bulunur. Tüm bu kaynaklara rağmen dünyada insanların % 50’sinde D vitamini eksikliği olduğu bilinir. Özellikle güneş ışığının az olduğu ülkelerde bu oran daha fazladır. Söz konusu ülkelerde D vitamini eksikliğini engellemek için çoğu besinlere D vitamini takviyesi yapılır. Örneğin Amerika’da süt, yoğurt, portakal suyu ve mısır gevreği gibi çok tüketilen gıdalar D vitamini yönünden zenginleştirilmiştir.

    Haftada en az 2-3 saat güneş ışığında durulmalı

    D vitamini yapımı için güneş ışığı gereklidir. Güneş ışığı sayesinde sentezlenen D vitamini, karaciğer ve yağ dokusunda depolanır. Bulutlu havalarda D vitamini sentezi için gerekli ultraviyole enerji %50 oranında, hava kirliliğinde ise %60 oranında azalır.

    D vitamini sentezi için haftada en az 2-3 kez saat 10.00 -15.00 arası 5 ile 30 dakika kadar vücudumuzu gün ışığında tutmamız yeterlidir. Ayrıca % 2-6 UVB sağlayan solaryum da D vitamini sentezinde etkilidir.

  • Gdo’lu Besinler Çocukları Nasıl Etkiler?

    GDO’lu besinler çocukları yetişkinlere oranla daha fazla etkiliyor. Uzmanından GDO’lu besinlerin çocuklara etkilerini öğrendik.

    Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara transgenic veya genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) denmektedir.

    Günümüzde bu teknoloji, tarımdan sağlığa kadar birçok farklı sektörde kullanılmaktadır ve fayda beklenmektedir. Ancak diğer bir taraftan de bu tarz ürünlerin insan sağlığına olumsuz etkileri konusunda yoğun kaygılar bulunmaktadır. Henüz bu konu ile elde ilgili yeterli veri ve bilimsel çalışma bulunmamaktadır. O nedenle, GDO’lu besinlerin bilinen olumsuz etkilerinin yanı sıra uzun vadede nasıl etkilerinin olacağı henüz tam olarak bilinmemektedir.

    GDO’lu besinlerin insan sağlığına olumsuz etkileri nelerdir?

    Antibiyotiklere karşı direnç: Gen aktarımları sonucunda antibiyotiklere karşı dirençli bakteriler gelişebilir, ki bu durum sağlık açısından da olumsuz sonuçlar doğurur. Antibiyotiklere karşı gelişebilecek olan direncin patojen olması durumunda, yani zararlı mikroorganizmaya geçmesi sonucunda bu patojenler de antibiyotiklere karşı dirençli hale gelecektir. Çocukların bağışıklık sistemleri tam olgunluğa ulaşmadığı için antibiyotiklere karşı dirençli patojenlerin neden olacağı hastalıkların tedavisi çok güç olabilir.

    Alerjik etkiler: Genetiği değiştirme teknolojisi bazı insanlarda alerjik reaksiyonları artırmaktadır. Özellikle GDO’lu mısır ve soya tüketimi sonucunda alerjik reaksiyonlarda artış olmuştur. Çocuklar gıda alerjisine erişkinlere oranla 4-5 kat daha yatkındırlar. Alerjik hassasiyet 2 yaş altı çocuklarda ve bebeklerde çok daha yoğun olmaktadır.

    Toksik etkiler: Bir diğer olumsuz etki ise toksik yani zehirli etki oluşmasıdır. 1967 yılında Amerika’da geliştirilen bir patates türünün solanin toksini oluşturması sebebiyle patates piyasadan toplatılmıştır. GDO’lu besinlerin %70’inin böceğe karşı dayanıklı kılınmış olması toksik etki şüphesini artırmaktadır. Çocukların vücut kütleleri daha azdır. Bir yetişkin ile aynı miktarda toksine maruz kalan çocuğun birim hacme düşen zehir miktarı çok daha fazla olur. Dolayısıyla çocuklar GDO’lu besinlerin yaratabileceği toksik etkiden daha fazla zarar görürler.

    Kanserojen etkiler: GDO’lu besinlerin kanserlere neden olduğu şüphesi belki de en önemli şüphedir. Bu konuda çalışmalar hala devam etmektedir. Örneğin genetiği değiştirilmiş sığır büyüme hormonu (rBGH) süt verimini artırmak için ineklere verilmiştir. Bu hormon, insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1)’in artmasına neden olmaktadır. IGF-1 hormonu normal hücrelerin olduğu gibi kanserli hücrelerin de büyümesini sağlayan bir hormondur.

    Tüm bu riskler yetişkinler gibi çocuklar için de geçerlidir ve hatta daha tehlikelidir.

    Çocukların, genetiği değiştirilmiş bu tip yeni gıdalara verdikleri fizyolojik yanıt yetişkinlerden çok daha farklıdır. Vücudumuz zehirli maddelerle karşı karşıya geldiğinde, toksinlerden arınmak için bir dizi mekanizma devreye girer. Bu toksinleri etkisizleştirme mekanizmaları bebek ve çocuklarda tam olgunluğa ulaşmamıştır ve gelişmektedir. Bu nedenle toksinlere karşı tam ve sağlıklı bir yanıt oluşmayabilir. Dolayısıyla yetişkin ile aynı miktarda toksine maruz kalan bir çocuk yetişkine kıyasla bu toksinden çok daha fazla zarar görür.

    Bu yazıyı okuyanların aradıkları: gdo lu besinlerin insan sağlığına zararları

    Her ne kadar tarım, sanayi ve gıda politikaları açısından olumlu etkileri olsa da; bu üretim sisteminin rahatlıkla kullanılabilmesi için sağlık açısından üreme sistemi, endokrin sistemi, nörolojik gelişim ve bağışıklık sistemi üzerine uzun ve kısa vadeli etkilerinin araştırılması gerekmektedir.

    GDO’lu besinlerin olumlu etkileri ortaya konulsa bile çocukların bu gıdalara verecekleri fizyolojik yanıtlar farklı veya yetersiz olabilir. Bu nedenle çocuk beslenmesinde GDO’lu besinlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.

  • Çocuklarda Porsiyon Kontrolü Nasıl Olmalı?

    Özellikle çocukluk çağı obezitesi ve buna bağlı gelişen diyabet, hipertansiyon, organ yağlanmaları bu problemin en ciddi yanı. Fit Yaşam ve Danışmanlık’tan Dyt. Figen Fişekçi Üvez, çocukların kilo alma nedenlerini ve porsiyonlarını düzenlerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıkladı.

    Çocukların kilo alma nedenleri;

    1. Bilgisayar çağı çocukları yani hareketsiz çocuklar.
    2. Ailede, şişmanlık problemi olması
    3. Ebeveynlerin yanlış beslenme alışkanlıklarına sahip olması.
    4. Okul çağı çocukları için kantinlerin sağlıksız besinlerle dolu olması.
    5. Kahvaltı yapmama ve az öğün yapma, öğün atlama.
    6. Hızlı yemek yeme.
    7. Hormonal nedenler.
    8. Çocukların yeter ki karnı doysun diye sadece sevdiği yiyeceklerle beslenmesine müsaade eden anne-babalar.
    9. Marketlerde aşırı yağlı, tuzlu veya şekerli yani kalorisi yüksek-besin değeri düşük, çocuklara göre albenisi yüksek ambalajlı abur- cubur yiyecek- içeceklerin artması ve de porsiyon kontrolü sağlayamayan, porsiyon karmaşası yaşayan çocuklar…

    Beyindeki doyma merkezi ortalama 20 dakikada yanıt vermeye başlar

    Çocuklar gelişme döneminde oldukları için enerjiye ihtiyaç duyarlar, özelikle bu enerjiyi de birincil enerji kaynağımız olarak gördüğümüz karbonhidrat içerikli yani ekmek, tahıl grupları, şekerli yiyecekler, meyveler vb. yiyeceklerden sağlamak isterler. Doyma işleminin gerçekleşmesi mide doygunluğunu hissetmek ve zamanla çok ilişkilidir. Özellikle basit şekerli abur cuburlar, beyaz unlu gıdalar yani kana hızlı karışan glisemik indeksi yüksek gıdaların mide boşalımı çabuktur. Ayrıca bu gıdaların lif(posa) oranı az olduğu için midede doygunluk hissini sağlaması için biraz daha fazla miktarlar yenebilir. Çocukların, bu tip gıdalara zaaflarını göz önünde bulundurursak, kendi küçük ama kalori değeri yüksek yiyeceklerden 1 yerine daha fazla porsiyonlar tüketebilirler. Hele bir de hızlı yeme söz konusu ise bu porsiyon miktarları daha da artabilir. Beyinde doyma merkezinin yanıt vermesinin yemeğe başladıktan sonra ortalama 20 dakika olduğunu unutmayalım.