Öne Çıkanlar

  • Hamileliğinizin 26. Haftası Semptomları

    Şişkinlik: Genişleyen rahminiz, mideniz ve bağırsaklarınız üzerine daha fazla baskı uygulamaya devam etmekte ve muhtemelen hissedebileceğiniz şişkinliğe yol açmaktadır. Gün boyunca üç büyük öğün yerine çeşitli küçük öğünler tüketerek sorunu minimize edin böylece sindirim sisteminizi aşırı doldurmamış olursunuz.

    Artan vajinal akıntılar: Vajinayı temiz veya kokusuz tutmak için pazarlanan özel sıvılar ve bezleri kullanmak istiyorsanız, kullanabilirsiniz. Ancak tahriş edici olabilir ve genital yolunuzdaki pH’nızı değiştirebilirler. Bunun yerine, temiz ve kuru kalmak için daha sık banyo yapın ve normal pedleri (isterseniz) kullanın.

    Ara sıra baş ağrıları: Dana önceden sık sık migren yaşayan bazı kadınlar, hamile olduklarında da sık sık migren yaşamaktadır (bazı şanslılar ise daha az yaşamaktadır), bugünlerde harlanmış ise şaşırmayın. Güçlü migren ilaçlarının sizin için muhtemelen uygun olmadığından, akupunktur, biyogeribildirim, masaj, meditasyon ve yoga gibi holistik terapileri tercih edebilirsiniz (bu teknikler migrene yol açabilen stresin azaltılmasına yardımcı olabilmektedir).

    Unutkanlık: “Hamilelik beyni” son zamanlarda bazı önemli toplantıları veya bilgileri unutmanıza neden oldu? Bellekteki bu gerileme geçici ve tamamen normal iken, hamileliğinizin kalan zamanında düzenli olmanızda size yardımcı olması için güvenilir bir not defteri veya tabletinize önemli şeyleri not almaya çalışın.

    Sakarlık: Gevşeyen eklemleriniz, değişen ağırlık merkezi ve artan ağırlık, normale göre daha sık kaymanıza, takılmanıza ve düşmenize neden olan faktörlerden sadece birkaçı. Bu sakarlık geçicidir ancak şuan için, küvet, duş ve diğer kaygan yüzeylerde daha dikkatli olun.

  • Televizyon Bağımlılığı Konusunda Aileler Nelere Dikkat Etmeli?

    Sevgili Anne Babalar,

    Çocukların dışarıda oyun oynayacakları alanların olmaması televizyon bağımlılığını artırıyor. Televizyon konusunda anne babaların bilinçli olması çocukların gelişimleri açısından çok önemlidir.

    Çocuklarınız büyürken televizyon çocukları her yaş döneminde nasıl etkiliyor ve nelere dikkat edilmeli?

    0-3 yaş dönemi: Bu yaşlar çocukların beyin gelişiminin en kritik olduğu dönemdir. Çocukların beyin gelişimlerin büyük bir bölümü bu dönemde tamamlanır. Çocuklar özellikle 2 ile 3 yaş arasında keşfederek, yetişkinlerle iletişim kurarak gelişimlerini desteklerler. Diğer taraftan televizyon pasif bir etkinliktir. Bu dönemde uzun saatler televizyon izleyen çocukların gelişiminde gerilik olabiliyor. Bu nedenle çocuklar 0-3 yaşa kadar televizyondan uzak tutulmalı, 3 yaş sonrası ise eğitici yönü olmadığı taktirde gereksiz yere televizyon izlemesine izin verilmemelidir.

    3-6 yaş dönemi: Bu dönemde mümkün olduğunca televizyon karşısında az zaman geçirilmeli, kısa seanslar şeklinde televizyon izlenmelidir. Örneğin çocuklar arka arkaya 30 dakika televizyon izlemek yerine 15 dakika izleyip, 1-2 saat ara verdikten sonra 15 dakika daha izleyebilirler. Çocukların arka arkaya saatlerce televizyon izlemesi bilişsel fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.

    – Küçük çocukların izleyeceği çizgi filmlerin içeriğine dikkat edilmeli, şiddet içerikli filmler izletilmemelidir. Uzun saatler televizyon izlemek okul öncesi dönemde çocukların psikolojilerini olumsuz etkiler. Çocuklar izledikleri her şeyi taklit etmek ister. Örneğin süperman gibi uçmayı deneyebilirler. Çünkü çocuklar bu dönemde hayal ile gerçeği ayırt edemezler. En masum çizgi film bile olsa çocukların çizgi film fanatiği olması, düzenli izlemesi doğru değildir.

  • Çocukların Dil Becerisi 1 Yaşındayken Öngörülebilir

    Beyin görüntüleme tekniği kullanılarak, henüz 1 yaşında, çocukların dil öğrenme becerisinin öngörülebileceği belirlendi.
    ABD’deki Washington Üniversitesi’nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, beynin hipokampus ve beyincik bölgelerinin yapısının incelenmesiyle henüz 1 yaşındaki çocukların dil öğrenme becerisinin anlaşılabileceğini ortaya koydu.

    Araştırmaya imza atan bilim adamlarından Dilara Deniz Can, çocukluğun, doğum sonrası beyin gelişiminin en önemli dönemi olduğunu, araştırma sonuçlarının beyin yapısının daha sonraki dönemlerde dil becerisiyle bağlantılı bulunduğunu gösterdiğine dikkati çekti.

    MR ile 7 aylık 19 erkek ve kız çocuğunun beynini inceleyen bilim adamları, sinir hücrelerinden oluşan beyindeki gri yapılar ile farklı beyin bölgeleri arasında bağlantı kuran beyaz yapıların yoğunluğunu voksel tabanlı morfometri adı verilen bir ölçüm tekniği kullanarak belirledi.

    Araştırmacılar, 5 ay sonra laboratuvarda dil testi yaparak, çocukların anlaşılmaz sözlerini inceledi, çok kullanılan isim ve kelimeleri algılama, farkı sesler üretme becerilerini değerlendirdi.

    Beyincik ve hipokampus bölgesindeki gri ve beyaz yapıların yoğunluğunun fazla olduğu çocukların dile daha yatkın olduğu görüldü.

    Çocuklarda beynin bazı bölgeleri ile dil becerisi arasında bağlantı bulunduğunu gösteren bu ilk araştırmaya imza atanlardan Patricia Kuhl de bebek beyninin keşfedilmeyi bekleyen sırlarla dolu olduğunu, bu sırların keşfedilmesinin çocukların dili nasıl yetişkinlerden kolay öğrendiğine ışık tutabileceğini vurguladı.

    Kuhl ayrıca beynin hangi bölümünün öğrenmenin ilk aşamasıyla bağlantılı olduğunu bilmenin, çocuklarda gelişim bozukluğunun önceden belirlenmesine ve tedaviye yardımcı olabileceğini ifade etti.

  • Bebekleri Kundağa Sokmak Kalça Çıkığına Neden Oluyor

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Tayfun Açıkgöz, bebeklerin kundaklama alışkanlığının kalça çıkıklarına neden olduğunu belirterek teşhis koymada yaşanan gecikmelerin de ameliyatsız tedavi şansının kaybolmasına yol açtığını söyledi.

    Doruk Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Tayfun Açıkgöz, gelişimsel kalça çıkığı hastalığının kız çocuklarında daha çok rastlandığına dikkat çekerek “Ülkemizde, 15 bin kalça çıkıklı bebek bulunmaktadır. Tedavi edilmediğinde sakatlıklara neden olması ve erken dönemlerde uygulanan tedavilerden iyi, yüz güldürücü neticeler alınması nedeniyle erken teşhis ve tedavisi son derece önemli” dedi.

    Hastalığın belirtilerini yürüme öncesi ve yürüme sonrası dönem olmak üzere ikiye ayıran Op. Dr. Tayfun Açıkgöz, “Yürüme öncesinde belirtileri, bacak büklümlerinin sayıca ve derinlikçe eşit olmaması, bacakların yanlara açılmasının sınırlı oluşu, bükülmüş olan dizlerin aynı seviyede bulunmaması ve bacakta kısalığın bulunması olarak sayabiliriz. Yürüme sonrası döneminde ise, çocuğun yürümesinin gecikmesi, yürümede aksama ve bacakta kısalığın bulunuşu bebeklerde kalça çıkığı hastalığının belirtileridir” diye konuştu.

    Ülkemizde gerek yakın akraba evliliklerinin sıklığı, gerekse kundak kullanma alışkanlığının süregelmesinin gelişimsel kalça çıkığı hastalığının yüksek oranda görülmesine sebep olduğunu vurgulayan Op. Dr. Açıkgöz, “Teşhis koymada yaşanan gecikmeler, bebeklerde ameliyatsız tedavi döneminin yitirilmesine sebep oluyor” diyerek bebekleri kundak yapma alışkanlığından vazgeçilmesini istedi.

  • Bebeklerde Kalça Çıkığı

    Uzmanlar, yeni doğan bebeklerde görülme riski Avrupa’ya göre Türkiye’de daha yüksek olan ’kalça çıkığına’ karşı aileleri uyarıyor.

    Yeni doğan bebeklerde görülme riski Avrupa’ya göre Türkiye’de daha yüksek olan ’kalça çıkığına’ karşı aileleri uyaran uzmanlar, ilk 6 ayda ameliyat gerekmeden tedavi edilebilen bu rahatsızlığın teşhisi için kalça ultrasonu çektirilmesini öneriyor.

    Antalya Kamu Hastaneleri Birliği’ne (AKHB) bağlı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli uzman doktorlar, aileleri kalça çıkığına karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Yeni doğan bebeklerde, ’doğuştan kalça çıkığı (DKÇ)’ hastalığının Türkiye’de Avrupa’ya oranla daha çok görüldüğünü belirten uzmanlar, rahatsızlığın erken teşhisinin önemine vurgu yaptı.

    CİDDİ SAKATLIKLARA NEDEN OLABİLİYOR
    Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Özkan Köse, Türkiye’de doğan her 100 bebekten birinde DKÇ riski olduğunu belirterek, “Kalça çıkığı tedavi edilmezse ileride ciddi sakatlıklara neden oluyor. Erken kalça ve bel kireçlenmesi, ayak kısalığı, topallama gibi sakatlıklar ortaya çıkabiliyor” dedi. Ailelerin kalça çıkığını göz ardı etmemesi gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Köse, bu hastalığın gözle fark edilemeyeceğini ancak kalça ultrasonu ile tespit edilebileceğini söyledi. DKÇ’nin erken tanı konulduğunda tedavisinin çok basit yöntemlerle yapılabildiğine dikkati çeken Doç. Dr. Köse, “Ameliyat edilmeden basit bir bandaj kullanımıyla çözülebiliyor. Anlamanın yolu da ultrasondan geçiyor” diye konuştu.

    İLK İKİ AY ALTIN DÖNEM
    Doç. Dr. Köse, kalça çıkığının bebeğin doğumundan sonraki 6 ay içinde tespit edilmesinin önemli olduğunu, ilk 2 ayın ise altın dönem olduğunu ifade etti. Kalça çıkığının 6’ncı aya kadar tespiti halinde ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu anlatan Doç. Dr. Köse, “Altıncı ayı geçtikten sonra artık basit yöntemlerle tedavi şansı ortadan kalkıyor. Mutlaka cerrahi yöntemler gündeme geliyor” dedi.

  • Bebeklerde Katı Gıdalara Geçiş Düzeni Nasıl Kurulmalı?

    6 aylık bebekle ilgili sorular aslında 3 ana konuda…

    • Ek gıdaya geçişi nasıl yapmalı?
    • Çok sık uyanma konusuna nasıl bir çözüm bulmalı?
    • Çalışan anneler için uyku rutinlerinde belirtilen uykuya yatış saatleri bebeğe özel olarak ileri kaydırılabilir mi?

    6. ay itibarı ile ek gıda olayına geçmeye başladık. Ancak ben bir ayar tutturamıyorum. Ne vermeliyim, ne zaman vermeliyim, uykuyu etkiler mi? Herşeyi yemesi için ne yapabilirim? Mesela ilk denemelerimde kavanoz mamalarından meyve karışımları ve tavuklu bezelyeli püre verdiğimde itirazsız yedi. Ancak cam rende ile elma, armut, havuç gibi şeyler verdiğimde beğenmiyor. Yoğurt bazen istiyor bazen istemiyor. Bu ek gıdaları bir öğün gibi sürekli ve düzenli vermeye başlayamadım. Bana buna göre bebeğin yeme düzeni ile ilgili bir program verme şansınız var mı? Doğru bir programlama işleri daha kolaylaştırabilir diye düşünüyorum.

    Katı Gıdaya Geçişte Beslenme Düzeni

    6.ay katı gıdaya başlamak için güzel bir zaman… Can’ı katı gıdaya geçirmeye başladığım dönemi hatırlıyorum. Önce anne sütü ya da devam sütüyle karışmış pirinç lapası, sonra ev yapımı sebze püreleri ve meyve püreleri yedi. Takip eden aylarda çorbalara ve kahvaltılıklara geçti.

    Arada kavanoz mamaları da yedi. Ancak kavanoz mamaları her ne kadar bebekler için de yapılmış olsa, içinde bazı katkı maddeleri olabilir. Bu nedenle kavanoz mamasını bir öğün olarak düşünmekten ziyade, evde hazır maması olmadığında, dışarıya çıktığımıza ya da seyahate gittiğimizde vermeye çalıştım… Onun dışında yemeklerini hep 1 ya da 2 günlük olarak hazırlayıp, cam bebek kavanozlarıyla buzdolabında sakladım. Vermeden bir süre önce buzdolabından dışarıya çıkartarak oda sıcaklığına gelmesini beklemek ya da vaktim yoksa çelik tencerede ısıtmak yetiyordu.

  • Düşük Riskini Azaltmak Elinizde!

    Yaşam biçimindeki değişikliklerin, hamile kadınların düşük yapması riskini azaltabileceği bildirildi.

    Sonuçları “Journal of Obstetrics and Gynaecology” dergisinde yayımlanan araştırma, hamilelik süresince günde 20 kilogramdan fazla ağırlık kaldırmanın, obez ya da çok zayıf olmanın düşük riskini artırdığını gösterdi.

    Danimarkalı bilim adamlarının araştırması ayrıca alkol tüketen ve hamilelik sırasında gece vardiyalarında çalışan 30’lu yaşlarındaki kadınlarda düşük olasılığının arttığını ortaya koydu.

    Kopenhag Üniversitesi’nde görevli bilim adamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde 91 bin 427 kadının incelendiği ve kadınların yüzde 3,5’inin düşük yaptığı belirtildi.

    Araştırmacılar, risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasıyla düşüğün engellenebileceğini belirtirken, ekibin lideri Anne-Marie Nybo Andersen, hamileliği, 30’lu yaşların ortalarına ertelemenin, düşük riskini ciddi biçimde artırdığının unutulmaması gerektiğini bildirdi.

  • Hamilelikte Talasemi Teşhisi

    Adana’daki Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Moleküler ve Biyokimyasal Genetik Tanı Merkezi’nde Türkiye’de ağırlıklı olarak Akdeniz Bölgesi’nde görülmesine karşı, göçlerle yayılarak artık tüm dünyanın sorunu haline gelen Talasemi hastalığı hamileliğin 4’üncü haftasında saptanıyor.ÇÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Kıymet Aksoy, Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ‘Beta Talasemi’ geninin kalıtımsal olarak geçtiği bir tür ‘kansızlık’ hastalığı olan Talasemi taşıyıcılarının sayısında önemli artışlar yaşandığını söyledi. Prof. Dr. Kıymet Aksoy, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüm dünyada 266 milyonu bulan Talasemi taşıyıcılığının ciddiye alınması gerektiğini de vurgulayarak, “Erken tanının önemi algılanmaz, doğum öncesi tanıda geç kalınırsa, hastaneye bağımlı çocukların sayısı artacak” dedi. Prof. Dr. Aksoy, anne adaylarının hamileliklerinin 4’üncü haftasında mutlaka bir tanı merkezine gidip önerilen testleri yaptırması gerektiğini belirterek, “Bebeğin sağlıklı olup olmadığı ancak hamilelikteki testlerle ortaya çıkar. Ancak bunu da zaman geçirmeden, yani geç kalmadan yaptırmak gerekiyor. Hamilelik döneminde yapılacak olan testlerin amacı, anne veya bebeğin sağlığını etkileyebilecek sorunları önceden tespit ederek gerekli önlemleri zamanında alabilmek. Genetik Tanı Merkezi’nde 3 binin üzerinde yapılan doğum öncesi tanıda sıfır hata ile sonuç alınmıştır” diye konuştu.

    Talasemi ile ilgili verileri de aktaran Prof. Dr. Aksoy, Akdeniz Bölgesi’nde hastalığın görülme oranı ve taşıyıcı sayısının fazla olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: