Bebek

  • Bebekler Için Alerjen Maddeler Nelerdir?

    Bebeğinizin ve çocuğunuzun beden sağlığı, bakım ve temizliği için özenli ve temkinli olduğunuzu tahmin ederiz.

    Peki çocuğunuzda alerjiye neden olabilecek maddelerden haberdar mısınız?

    Bebeklerde ve çocuklarda alerjiye neden olabilen 26 parfüm, Avrupa Birliği yönetmeliğince alerjen olarak nitelendirilmiş ve ürünler üzerindeki etiketlerde belirtilmesi zorunlu kılınmış. Bu karar, Almanya’da Göttingen Üniversitesi, IMBE,

    Erlangen-Nünberg Üniversitesi, Klinikum Dortmund akademisyenleri işbirliği ile gerçekleştirilen araştırma sonucu, her gün kullandığımız ürünlerin içinde bulunan bazı parfümlerin alerjiye neden olduğunun kanıtlanması üzerine alınmış.
    İşte ailelerin ürün etiketlerinde dikkat etmesi gereken alerjenler:

    Alerjen Koku Bileşenleri

    • Amyl – cinnamic alcohol
    • Anisyl alcohol
    • Benzyl salicylate
    • Benzyl alcohol
    • Benzyl benzoate
    • Benzyl cinnamate
    • Cinnamic alcohol
    • Cinnamic aldehyde
    • Citral
    • Citronellol
    • Coumarin
    • Eugenol
    • Farnesol
    • Geraniol
    • HMPCC
    • Hydroxycitronellal
    • Isoeugenol
    • Lilial
    • Limonene
    • Linalool
    • Methylheptin carbonate
    • Oak moss abs
    • Tree moss abs
    • α- Amyl –cinnamic aldehyde
    • α- Hexyl – cinnamic aldehyde
    • γ-Methylionon
  • Bebeğin Ilk Göz Muayenesi Ne Zaman Yapılmalı?

    Uzmanlara göre, çocukluk döneminde gözde görülen problemleri başlıca iki grupta değerlendirmek mümkün. Birincisi nadir görülen ancak bebeğin hayatını etkileyen, diğeri ise daha sık görülen ama görmeyi etkileyen hastalıklar.

    Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Azmiye Altınışık, bu hastalıkları; görme kusurları, göz tembelliği, göz kayması, gözyaşı kanalı tıkanıklığı, daha nadir olarak katarakt, göz tansiyonu, tümörler ve gözün gelişimine bağlı yapısal anormallikler olarak sıraladı.
    Altınışık, bebeğin gözünde şüphe edilen bir durum varsa hemen, bir şikayet yoksa 2-4 yaş arasında ilk göz muayenesinin yapılması gerektiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Zaten bebeklerin rutin sağlık kontrollerinde herhangi bir sorun varsa önceden tespit edilebilir ve çocuk göz hekimine yönlendirilebilir. Çocukluk dönemindeki problemlerin başında görme kusurları olarak ifade ettiğimiz miyop, hipermetrop veya astigmat olarak tanımladığımız kırma kusurları gelmektedir. Özellikle gözlük kullanan ebeveynler bebekleri olduğunda görmesinde bir problem olup olmadığını merak ederler. Görme kusurlarının bir kısmı kalıtsal olmakla birlikte hipermetropi gibi bazıları doğuştan, bazıları ise okul çağında ortaya çıkmaktadır.”

    Uluslararası Körlüğü Önleme Derneği’nin 2001 yılında yaptığı çalışmada çocukların yüzde 5 ile 15’inde görme kusuru olduğu ve bunların çoğunun düzeltilmediği, yani fark edilmediği belirtiliyor. Ülkemizde yapılan tarama çalışmalarında da benzer sonuçlar elde edildiğini söyleyen Dr. Altınışık, şu bilgileri verdi:

    “Çocuklarda görme kusurlarının fark edilir belirtileri yoktur. Televizyonu yakından izleme mutlaka bir görme kusuru olduğunu göstermez. Sık düşüyorsa, ışıktan rahatsız oluyorsa, elindeki oyuncakları görmek için çok yaklaştırıyorsa, gözlerini çok kırpıyorsa, görme kusurlarından şüphelenmek gerekir. Ancak okula başladığında iyi göremediğinin farkında olabilir. Yüksek olan görme kusurları erken yaşta fark edilmediğinde görme gelişimini tamamlayamaz ve göz tembelliği ortaya çıkar. Bu nedenle çocukların 2-4 yaş arasında mutlaka göz hekimi tarafından muayenelerinin yapılması gerekir.

  • Bebeğiniz Duyuyor Mu?

    Bebeklerde işitme kaybı nedenleri nelerdir? Bebeklerde işitme kaybı nasıl teşhis edilir?

    Günümüzde sık karşılaşılan problemlerden biri olan işitme kayıpları, daha bebeklik döneminde ortaya çıkabiliyor. İşitme kayıplarında erken ve doğru teşhisin önemini vurgulayan ENT Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz uzmanlarından Op. Dr. Mustafa Üzeyir anne ve babalara konuyla merak edilenleri yanıtlıyor.

    Üzeyir, bebeğinde işitme kaybı olup olmadığını ilk tespit edecek kişilerin ebeveynler olduğunu belirtiyor. Bunun için anne ve babanın doğumdan itibaren çok dikkatli bir gözlem yapması gerektiğini söyleyen Üzeyir, annenin hamilelik sırasında yaşadığı birtakım olumsuz durumlar ya da geçirdiği hastalıkların bebekte işitme kaybı olma olasılığını artırdığını dile getiriyor.

    İşitme Kaybı Risk Faktörleri Nelerdir?

    • Annenin hamilelik sırasında ateşli bir hastalık geçirmesi (Kızamık vb.)
    • Doktor önerisi olmadan yanlış ilaç kullanması
    • Hamilelik sırasında sigara ve alkol kullanımı
    • Bebeğin doğum kilosunun 1600 gramdan düşük olması
    • Bebeğin doğumda sarılık geçirmesi ve kan değişimi uygulanması
    • Bebeğin antibiyotik kullanmasını gerektirecek kadar ağır bir enfeksiyon geçirmesi
    • Bebeğin yoğun bakımda 5 günden fazla kalması
    • Menenjit olması ve nörolojik bir hastalık geçirmesi

    Sağlıkla ilgili her konuda olduğu gibi, bu konuda da erken teşhisin önemine vurgu yapan Üzeyir, ilk 28 günün önemine dikkat çekiyor. Üzeyir, erken bebeklik döneminde (doğumdan ilk 28 güne kadar) yukarıda sıralanan belirtilere ek olarak, ailede kalıcı veya ilerleyen işitme kayıpları varsa, bebek çevreden gelen seslere gerektiği gibi tepkiler vermiyorsa ve 3 aydan uzun süren kulak enfeksiyonu geçirmişse mutlaka işitme testi yapılması gerektiğini belirtiyor.

  • Bebek Gelişiminde 18. Aya Dikkat

    Bebek gelişiminde 18. ayın önemi nedir? Bebeklerde otizm belirtileri nelerdir? Otizm belirtileri kaçıncı ayda belli olmaya başlar?

    Bebeklerin gelişimleri yakından takip edilmeli. Anne-baba bebeklerin hangi ayda hangi özellikleri gösterdiğini iyi bilmeli. Klinik psikolog Nazan Ülkü, bebeklerin özellikle 18. ayının önemli olduğunu söylüyor. Nazan Ülkü, 18 aylık olduğu halde birkaç kelime de olsa konuşamayan, göz teması kuramayan, seslenildiği zaman bakmayan ve ilgisi çekilemeyen bebeklerde otizmden şüphelenmek gerektiğini ifade ediyor.

    Türkiye’de her 150 kişiden biri otistik. Otizm Platformu’nun verilerine göre 0-14 yaş grubunda 125 bin civarında otizmli çocuk bulunuyor. Gelişimsel yetersizlik ve nörolojik bir bozukluk olan otizmin, ilk iki yıl içinde belirtileri başlıyor. Çocuğunuz diğer çocuklara göre daha az gülüyor, seslenmenize rağmen tepkisiz kalıyor, göz teması kurmuyor ve dil gelişiminde problemler yaşıyorsa otizmin ipuçlarını veriyor demektir.

    Gelişimsel gecikmeleri “Ben de geç konuşmuşum” veya “Babası da küçükken böyleymiş” gibi bahanelerle geçiştirmeyin.

    Acıbadem Hastanesi’nden klinik psikolog Nazan Ülkü, çocuğun gelişimlerinin yaşına uygun olup olmadığının takip edilmesi konusunda ebeveynleri uyarıyor. Otizm, genetik ve çevresel etkilerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkıyor. Otizmin nedenleri ile ilgili çalışmalar halen devam ediyor. 80 genin otizme sebep olduğunun tahmin edildiğini ifade eden Nazan Ülkü, hamilelik sürecinde otizm tanısını koymanın mümkün olmadığını vurguluyor. Ülkü, otizm tanısındaki en önemli dönemin bebeğin 18. ayı olduğunu belirtiyor. Bebeklerin doğdukları günden itibaren kendilerine bakım veren kişilerle göz teması kurduğunu söyleyen Ülkü, “12. ayda başbaş yapabiliyor, dikkatlerini çeken cisimlere ilgi gösterebiliyor; seslenildiği zaman isimlerine tepki verebiliyorlar. 16. ayda ise birkaç kelime düzeyinde de olsa konuşabiliyorlar. Eğer 18 aylık bir bebek bu tepkileri göstermiyorsa mutlaka otizm açısından değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı şekilde 24 aylık bir bebek de yaklaşık 10 kelime söyleyip 50’ye yakın kelimeyi anlayabiliyor. Şayet bebeğin dil gelişiminde de gecikmeler varsa otizm açısından değerlendirilmesi şart.” şeklinde konuşuyor. Nazan Ülkü, göz teması kurma, ismiyle seslenildiğinde bakma, parmakla gösterme gibi becerilerin zayıf olduğu her durumda otizmden şüphelenmek gerektiğini belirtiyor.

    Araştırmalara göre otizm, erkek çocuklarda kızlara oranla 3-4 kat daha sık görülüyor. Ülkü’ye göre bunun sebebi, araştırmalarda kesinlik kazanmasa da x kromozomundaki bir mutasyonla bağlantılı.

    Anne-babanın işbirliği gerekiyor
    Çocuğunuzda otizm olabileceğinden kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda çocuk ruh hastalıkları uzmanı ya da çocuk nöroloğuna başvurun. Uzmanlar, otizmin derecesi, zekâ düzeyi, uyum ve iletişim becerileri, davranış gelişimini değerlendirmek için çeşitli testler uyguluyor. Otizmin kesin bir tedavisi yok. Hastalık, hayat boyu süren kalıcı bir rahatsızlık. Ancak erken müdahale ile belirtilerin sıklığında ve şiddetinde değişiklikler görülebiliyor. Otizm ile birlikte görülebilen dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, takıntılı davranışlar gibi problemler için farklı tıbbi tedaviler uygulanıyor. Bilinen hiçbir ilaç otizmin ana belirtileri olan sosyal ve iletişimsel bozuklukları gidermiyor. Otizm tedavisinde hedef, ebeveyn-çocuk ilişkisinin düzenlenmesi, empatinin geliştirilmesi. Bu da özel eğitim ve psikoterapiden geçiyor. Anne-babanın otizmle ilgili bilgi edinmesi ve tedavi sürecinde çocuğuyla birlikte aktif olarak rol oynaması tedavide başarıyı artırıyor.

    Sevilmekten hoşlanmaz, çevreleriyle ilgilenmezler
    Diğer çocuklara nazaran daha az gülerler. Sevilmekten hoşlanmaz ve tepki gösterirler.
    Anne-babanın seslenmesine karşın cevap vermez, tepkisiz kalırlar. Çoğu aile, çocuklarının sağır olduğunu dahi düşürür. Çevredeki insanların görünümleri, hareket ve davranışları dikkatlerini çekmez. Çevrelerinde kimse yokmuş gibi davranırlar.
    Otistik çocuklar, daha çok konuşma gecikmesi ile doktora getirilir. Bedensel gelişimi yaşına uygun olan otistik çocukların konuşması yaşıtlarına göre oldukça geridir. Çocuklar uyumadıkları zaman yatakta kalmak istemez ve annelerinden ilgi bekler. Otistik çocuklar ise uyumadıkları halde saatlerce yataklarında kalabilir.

  • Bebeklerde Pamukçuk Hastalığına Dikkat

    Bebeklerde pamukçuk oluşumu nasıl önlenir? Bebeklerde pamukçuk tedavisi nasıl yapılır?

    Özellikle yenidoğan bebeklerde görülen ve bebekte çeşitli huzursuzluklara sebep olan, pamukçuk hastalığı olarak da bilinen Moniliazis nedir? Tedavi yöntemleri nelerdir? Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Yılmaz Moniliazis ile ilgili bilinmesi gerekenleri açıklıyor ve uyarıyor: “Pamukçuk hastalığı tedavi edilmediği taktirde bebeklerde ağır akciğer enfeksiyonlarına ve daha farklı enfeksiyonlara neden olabilir.”

    Bebeklerde Ağız Bakımına Dikkat!

    Bebeklerde genellikle antibiyotik kullanımı sonrası ortaya çıkan ve bebek sağlığını olumsuz yönde etkileyen pamukçuk oluşumu, annelerin korktuğu ve merak ettiği bebek hastalıklarının başında geliyor. Bu hastalığı anlamanın birçok yolu olduğu gibi hastalıktan korunmanın da çeşitli çözüm yolları bulunuyor. Central Hospital’dan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Yılmaz, bebeklerde pamukçuk oluşumuyla ilgili merak edilenleri yanıtladı.

    Uzman Dr. Yılmaz, yanak içinde, dil ve damakta süt parçalarını andıran beyaz lezyonlar şeklinde kendini gösteren pamukçuk hastalığı bir cins mantar olan Candida enfeksiyonu nedeniyle oluştuğunu belirtiyor ve ekliyor: “Genelde yenidoğan bebeklerde görülen bu hastalık 1 yaşına kadar olan çocuklarda da sık karşılaşılan bir enfeksiyon. Antibiyotik kullanımı ve hormonal değişiklikler (hamilelik gibi) mantar üremesi için uygun koşulları oluşturur. Normal doğum sonrası Candida mantarı, bebeğin solunum yollarına ve sindirim sistemine geçer. En erken 4.günde, genellikle 1. haftada ortaya çıkar.”

    Özellikle dezenfekte edilmeyen biberon veya emziğin de ağız içi mikrobik enfeksiyonlara ve pamukçuğa neden olabilir. “Ağız içinde, dilde, yanaklarda, yumuşak, sert damakta görülür. Beyaz bir küfle örtülmüş gibi görünen bebeğin dil ve damağındaki lezyon kazınırsa altındaki deri yanmış gibi görünür ve kanayabilir, sızıntılı yüzeysel bir ülser belirir. Tedavi edilmezse ağrılı olabilir; bu durumda bebeklerde emmeye isteksizlik ya da emme ve yutma güçlüğü, huzursuzluk, nadiren hafif ateş gibi belirti ve bulgular görülebilir.”

  • Bebeğinizin Göz Sağlığına Dikkat

    Bebeğinizin gözlerinde sulanma ve çapaklanma problemi varsa bunun nedeni gözyaşı kanalındaki tıkanıklık olabilir!

    Bu problem kesinlikle ihmale gelmemeli, çünkü gözde sık sık enfeksiyon oluşumuna yol açan gözyaşı kanalı tıkanıklığı ilk 3 ayda basit bir müdahaleyle tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise tek çözüm ameliyat olabiliyor!

    Gözü korumak ve temizlemek gibi son derece önemli bir işlevi olan gözyaşı burun köküne yakın 2 kanalla gözyaşı kesesine, ardından da burun arkasındaki boşluğa akıyor. Bu kanalların tıkanması durumuna da ‘gözyaşı kanalı tıkanıklığı’ deniyor. Her 100 bebekten 20’si gözyaşı kanalı tıkalı olarak dünyaya geliyor. Bu tıkanıklık bebeklerin yaklaşık yüzde 90’unda doğum sonrasında ilk ağlamayla birlikte açılırken, diğerlerinde ise kapalı kalmaya devam ediyor. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Teoman Özek, gözyaşı kanalı tıkanıklığının en tipik belirtileri olan gözde sulanma ile çapaklanma sorununda, gecikmeden bir göz hekimine başvurulması gerektiğini belirterek, “Çünkü tıkanıklık ilk 3 ayda basit yöntemlerle tedavi edilebilirken geç kalındığında ise ameliyat gerekebiliyor. Ayrıca tıkanıklık bu süreçte gözün sık sık mikrop kapmasına, bunun sonucunda gözyaşı kesesinde apseye yol açabiliyor. ” diyor.

    Gelişim bozukluğu veya doğum travmaları neden oluyor.

    Bazı bebeklerin burun kanalları gelişim bozukluğu nedeniyle tıkalı olabiliyor. Doğumun ardından bebeğin ilk ağlamasıyla birlikte burun kanallarındaki bu yapışıklık açılırken bazılarında ise kapalı kalıyor. Ayrıca doğum sırasında burnun bir tarafında deviasyon oluşması da gözyaşı kanalının tıkanmasına neden olabiliyor.

  • Çocuklarda Mikrosefali Ve Nedenleri

    Mikrosefalinin bebeğin baş çevresinin küçük olmasının sonucu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşe Serdaroğlu, hastalıktaki sebepleri sıraladı…

    Mikrosefali bebeğin baş çevresinin aynı yaş ve cinsiyetteki akranlarından belirgin derecede küçük olmasıyla giden nadir nörolojik bir durumdur. Bazen doğumda bazen de bebeğin hekimi tarafında kontrollerinde fark edilir. Hekim vücut ağırlığı, boy ve baş çevresi ölçümlerini toplumlar için özel olarak geliştirilmiş tablolara bakarak değerlendirir ve 2 standart ve üzerindeki sapması varsa; sebebe yönelik araştırmalar yapar.

    Mikrosefali anormal beyin gelişimi ile sonuçlanabilir

    Mikrosefali çok çeşitli genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak görülebilir. Genellikle bu durum bebeğin gelişim basamaklarını da etkileyebilir. Anormal beyin gelişimi ile sonuçlanabilir. Ancak mikrosefalisi olan bazı çocuklar normal zeka düzeyine ve normal nörolojik gelişime sahip olabilirler. Bu durum mikrosefalinin altta yatan sebep ve eşlik eden nörolojik problemlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Mikrosefalinin en önemli sebepleri şunlardır:

    • İzole ya da sendromik genetik hastalıklar
    • Bazı metabolik hastalıklar
    • Gebelikte ilaç, alkol ve toksik madde maruziyeti
    • Gebelikte annenin geçirdiği enfeksiyonlar, yetersiz beslenmesi, folat eksikliği, plasental yetmezlik, hipotroidi
    • Doğum sırasında hipoksiye maruz kalma, enfeksiyonlar (menenjit, ensefalit), inme, travma
    • Bazı kromozomal anormallikler
    • Kraniosinostoz (kafa kemiklerinin erken kapanması)
    • Kronik hastalıklar (hipotroidi, kurşun zehirlenmesi, kronik böbrek yetmezliği, doğumsal kalp hastalıkları

    Bebeğin nörolojik durumunu eşlik eden problemler belirler. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    • Gelişme geriliği (konuşma ve hareketlerin etkilendiği)
    • Denge ve koordinasyon zorlukları
    • Boy kısalığı
    • Yüzdeki anormallikler
    • Hiperaktivite
    • Epilepsi
    • İntellektüel yetersizlik
    • Mikrosefali tedavisi

    Mikrosefalinin kesin tedavisi yoktur. Kraniosinostozlar (sütürlerin tam ya kısmi kapalı olası) gerekirse cerrahi olarak tedavi edilir. Cerrahi zamanı erken kapanan sütürlerin yeri ve sayısına göre değişir. Eşlik eden nörolojik problemler tedavi edilerek çocuğun hayat kalitesi artırmaya çalışılır.

  • Bebeğinizin İşitme Problemi Var Mı?

    Bebeğimizin Duyma Problemi Varmı? Yeni doğan bebekler kendilerini ifade edemedikleri için duyma problemi konusunda emin olamayız hep bir korkumuz vardır.

    Dünya genelinde verilere göre, 600 milyon işitme engelli birey var. Türkiye’de ise her yıl dünyaya gelen 1 milyon 300 bin bebeğin 2 bini işitme kaybı ile doğuyor.

    Bebeklerde işitme kayıplarının önlenebilmesi ve bebeğin fiziksel, ruhsal gelişim sürecini olumsuz etkilememesi adına doğum sonrası yapılan ‘Yenidoğan İşitme Testi’nin önemi çok büyük.

    Sağlık Bakanlığı’nın her yeni doğan bebeğe yapılmasını önerdiği işitme tarama testleri hakkında merak edilenleri ve çocuğunuzda oluşabilecek işitme kayıplarını nasıl fark ederek zamanında müdahale edebileceğini Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tayfun Demirel anlatıyor.

    Bebeğiniz beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmiyor, ağlamıyor ya da herhangi bir tepki vermiyorsa, seslendiğinizde başını size doğru hareket ettirmiyorsa, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmamışsa, sorduğunuzda tanıdık eşya veya kişileri gösteremiyorsa işitme kaybı olabilir.

    Yenidoğan bebeklerde işitme kayıplarını engellemek için erken teşhis ve müdahalenin önemi nedir?

    Bebekler çevrelerinden gelen işitsel, görsel duyusal uyaranlarla fiziksel ve ruhsal gelişimlerini sürdürerek tamamlar. Bu uyaranların eksik olması veya olmaması çocukların dil gelişimini etkiler. Ayrıca akademik başarısızlık, sosyal, duygusal sorunlar ve psikolojik bozukluklara da yol açabilir. Çocuk ne kadar erken, sesli uyaranları tam olarak algılamaya başlarsa dil ve sosyal gelişimi o derece sağlıklı ve düzgün olur. Bu nedenle dünyaya gelen her bebeğe taburcu olmadan işitme tarama testleri uygulanır. Bu testler, işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon sürecinin erkenden başlatılması açısından çok önemlidir.

  • Bu Hastalıklar Doğum Esnasında Çocuğa Bulaşabilir!

    Hamilelik veya doğum esnasında anneden çocuğa geçen cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gelecek nesli de risk altında bırakıyor…

    Günümüzde önemli sağlık sorunlarından biri olan cinsel yolla bulaşan hastalıkların, yıllardır bireysel ve toplumsal problem olarak varlığını sürdürmeye devam ettiğini belirten Üroloji Bölümü Op. Dr. İbrahim Duman, “AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır” dedi.

    Doğum esnasında çocuğa da bulaşabilir

    Bu hastalıklara son yıllarda ölümcül AİDS’in de dahil olması, önemini bir kat daha arttırmıştır. Bu hastalıkların birçoğunun gebelik veya doğum esnasında çocuğa da bulaşabilmesi, gelecek nesli de risk altında bırakmaktadır. Bu nedenle özellikle anne adaylarının bu duruma dikkat etmesi gerekmektedir.

    Virüs, 25 yıl önce ortaya çıktı

    Cinsel yolla bulaşma özelliği olan 30’dan fazla mikroorganizmanın tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Duman, şunları söyledi:

    Birçok ülkede hasta kayıt sistemleri yetersizdir. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan hastalıkların sıklığını bildirilen rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçek sıklığın, bildirilenden çok daha fazla olduğunu düşünmeliyiz. AİDS virüsü yaklaşık 25 yıl önce ortaya çıkmış ve hızla yayılmıştır. Hastalık, ölüm sebepleri arasında ön sıralara yükselmektedir. Gelecekte hastalığa bağlı ölümlerin, hızla artmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.

    Aids ve Frengi Türkiye’de daha az görülüyor

    Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklardan, sadece AİDS ve frenginin sıklığı hakkında bilgiler bulunduğunun altını çizen Op. Dr. Duman, bildirilen sayıların da dünyadakine kıyasla oldukça düşük olduğunu belirterek, “Aile ve eşlerinden uzun süre ayrı kalan askerler, gemiciler, işçiler, göçmenler, uzun yol şoförleri ve serbest cinsel yaşamı olan turistlerde, madde bağımlılarında bu hastalıklar daha sık görülmektedir” diye konuştu.

    Gebelikte anneden çocuğa geçebilir

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların cinsel ilişki dışında da bulaşma yollarının olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Duman, “Kontrolsüz veya yeterli kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünlerinin naklinde, anneden çocuğa gebelikte, doğum sırasında, emzirme döneminde, hastanelerde cerrahi ve muayene malzemelerinin yeterince temizlenmemesi durumunda, berberlerde ortak kullanılan malzemelerden, umumi tuvalet, banyo ve benzeri yerlerdeki mikroplarla kirlenmiş kapı kolları, musluk vanaları, klozet kenarlarından bu hastalıklar bulaşabilmektedir” dedi.

    Vücut sıvıları ve kanla temas olmamalı

    Kişinin kendinde ya da eşinde cinsel yolla bulaşabilen bir hastalığın olmadığını bilmesinin iki şekilde mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Duman; AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların etken mikroorganizmaları, menide, vajina ile rahim ağzındaki salgı ve akıntılarda, tükürükte, kanda, ağız, dudakla cinsel organların deri ve mukozalarında bulunur. Deri ve mukozalardaki çatlak ve yaralar mikrobun bulaşmasını kolaylaştırır. Görüldüğü gibi hastalıkların bulaşmaması için vücut sıvıları ve kanla temas edilmemesi gerekir, dedi.

  • Bebeklerde Orta Kulak Iltihabının Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Orta kulak iltihabı tedavisi geciktirilmemesi gereken bir hastalıktır.

    Geç kalınan durumlarda hastalığın beyne sıçraması,
    işitme zorluğu ve sağırlık oluşma ihtimali vardır.

    Muayenede doktor ışıklı bir aletle kulağı inceler, akıntı varsa kültür alabilir.

    Doktorun belirlediği doz ve sürede antibiyotik tedavisi uygulanır. Yanı sıra ağrı kesiciler, kulaktaki iltihabın giderilmesi için burun damlası veya antihistaminik ilaçlar verilebilir.

    Nadir vakalarda orta kulakta oluşan basıncı gidermek için ufak bir cerrahi operasyonla kulaktan sıvı akıtılabilir.

    Kulak iltihaplarını azalttığı bilinen anne sütüyle beslenme önemsenmeli, özellikle ilk 6 ay çocuk sadece anne sütüyle beslenmelidir. Biberonla beslenmesi gereken çocuklarda ise çocuğa yatar pozisyonda biberon içirilmemesi, beslenme sırasında yanında olunması gerekir.

    Kulakta iltihabın bir kısmının kalması ilerde hastalığın yinelenmesine neden olabilir. Bu yüzden hastalık geçtikten sonra doktor kontrolü ihmal edilmemelidir.

    Orta kulak iltihabına yol açabilecek grip ve diğer hastalıkların düzenli aşılama yoluyla önlenmesi de bu hastalıktan çocukları uzak tutmanın en iyi yollarından biridir.