Öne Çıkanlar

  • Bebekleri Kundaklamak Kalça Çıkığına Sebep Oluyor

    Türk kültüründe çok yaygın olan bebek kundaklama kalça çıkıklığına davetiye çıkarıyor. Yrd. Doç. Dr. Burak Kaymaz, bebeklerde kalça çıkığının sık görülen rahatsızlıklardan birisi olduğunu söyledi.

    Türkiye’de yaklaşık bin doğumdan birinde kalça çıkığı görüldüğüne dikkat çeken Kaymaz, “Özellikle Karadeniz bölgesinde daha yaygın. Aileler genellikle çocukların altını değişirken, bacakların yana doğru tam açılmadığını söyleyerek geliyorlar. Kalça çıkık olduğu için bacaklar yana doğru tam olarak açılamıyor.

    Bacaklardaki katlantıların, iki bacak arasında simetrik olmayışı, yürümeye başladığı dönemde çocuğun aksaması, bacaklar arasında eşitsizlik diğer ayırt edici faktörler. Bunlar ailenin fark edeceği bulgular. Bizim yaptığımız en önemli uygulama ise ultrason. Bu Türkiye’de tam yaygın hale gelmemiş olsa da çoğu merkezde çocuğun ilk 1,5-2 ayında kalça ultrasonu çekiliyor. Bu daha objektif sonuçlar elde edilmesine imkân sağlıyor” dedi.

    Ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor

    Türk kültüründe yaygın uygulanan kundaklama yönteminin kalça çıkığı riskini artırdığını da söyleyen Dr. Kaymaz, “Ailede kalça çıkığına rastlanmışsa, daha dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü bu tür ailelerde risk 5 kat daha fazla. Ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor. Bizim kültürümüzde kundak çok yaygın. Kundak çocukları olması gereken pozisyondan uzaklaştırıyor. Bacakların hafif içe doğru çekik olması gerekirken, kundak bacakları dümdüz pozisyona getiriyor. Bu kalça çıkıklığı riskini çok artırıyor. Çocuklar olabildiğince kendi pozisyonunda bırakılmalı. Taşıma çok önemli. Taşırken çocukların kalçaları rahat, bacakları iki yana doğru açık olmalı” dedi.

  • Çocuklarda Mikrosefali Ve Nedenleri

    Mikrosefalinin bebeğin baş çevresinin küçük olmasının sonucu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşe Serdaroğlu, hastalıktaki sebepleri sıraladı…

    Mikrosefali bebeğin baş çevresinin aynı yaş ve cinsiyetteki akranlarından belirgin derecede küçük olmasıyla giden nadir nörolojik bir durumdur. Bazen doğumda bazen de bebeğin hekimi tarafında kontrollerinde fark edilir. Hekim vücut ağırlığı, boy ve baş çevresi ölçümlerini toplumlar için özel olarak geliştirilmiş tablolara bakarak değerlendirir ve 2 standart ve üzerindeki sapması varsa; sebebe yönelik araştırmalar yapar.

    Mikrosefali anormal beyin gelişimi ile sonuçlanabilir

    Mikrosefali çok çeşitli genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak görülebilir. Genellikle bu durum bebeğin gelişim basamaklarını da etkileyebilir. Anormal beyin gelişimi ile sonuçlanabilir. Ancak mikrosefalisi olan bazı çocuklar normal zeka düzeyine ve normal nörolojik gelişime sahip olabilirler. Bu durum mikrosefalinin altta yatan sebep ve eşlik eden nörolojik problemlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Mikrosefalinin en önemli sebepleri şunlardır:

    • İzole ya da sendromik genetik hastalıklar
    • Bazı metabolik hastalıklar
    • Gebelikte ilaç, alkol ve toksik madde maruziyeti
    • Gebelikte annenin geçirdiği enfeksiyonlar, yetersiz beslenmesi, folat eksikliği, plasental yetmezlik, hipotroidi
    • Doğum sırasında hipoksiye maruz kalma, enfeksiyonlar (menenjit, ensefalit), inme, travma
    • Bazı kromozomal anormallikler
    • Kraniosinostoz (kafa kemiklerinin erken kapanması)
    • Kronik hastalıklar (hipotroidi, kurşun zehirlenmesi, kronik böbrek yetmezliği, doğumsal kalp hastalıkları

    Bebeğin nörolojik durumunu eşlik eden problemler belirler. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    • Gelişme geriliği (konuşma ve hareketlerin etkilendiği)
    • Denge ve koordinasyon zorlukları
    • Boy kısalığı
    • Yüzdeki anormallikler
    • Hiperaktivite
    • Epilepsi
    • İntellektüel yetersizlik
    • Mikrosefali tedavisi

    Mikrosefalinin kesin tedavisi yoktur. Kraniosinostozlar (sütürlerin tam ya kısmi kapalı olası) gerekirse cerrahi olarak tedavi edilir. Cerrahi zamanı erken kapanan sütürlerin yeri ve sayısına göre değişir. Eşlik eden nörolojik problemler tedavi edilerek çocuğun hayat kalitesi artırmaya çalışılır.

  • Bebeğinizin İşitme Problemi Var Mı?

    Bebeğimizin Duyma Problemi Varmı? Yeni doğan bebekler kendilerini ifade edemedikleri için duyma problemi konusunda emin olamayız hep bir korkumuz vardır.

    Dünya genelinde verilere göre, 600 milyon işitme engelli birey var. Türkiye’de ise her yıl dünyaya gelen 1 milyon 300 bin bebeğin 2 bini işitme kaybı ile doğuyor.

    Bebeklerde işitme kayıplarının önlenebilmesi ve bebeğin fiziksel, ruhsal gelişim sürecini olumsuz etkilememesi adına doğum sonrası yapılan ‘Yenidoğan İşitme Testi’nin önemi çok büyük.

    Sağlık Bakanlığı’nın her yeni doğan bebeğe yapılmasını önerdiği işitme tarama testleri hakkında merak edilenleri ve çocuğunuzda oluşabilecek işitme kayıplarını nasıl fark ederek zamanında müdahale edebileceğini Hisar Intercontinental Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tayfun Demirel anlatıyor.

    Bebeğiniz beklenmedik yüksek sesli gürültülerde irkilmiyor, ağlamıyor ya da herhangi bir tepki vermiyorsa, seslendiğinizde başını size doğru hareket ettirmiyorsa, 6-12 ay arasında konuşma sesi çıkarmamışsa, sorduğunuzda tanıdık eşya veya kişileri gösteremiyorsa işitme kaybı olabilir.

    Yenidoğan bebeklerde işitme kayıplarını engellemek için erken teşhis ve müdahalenin önemi nedir?

    Bebekler çevrelerinden gelen işitsel, görsel duyusal uyaranlarla fiziksel ve ruhsal gelişimlerini sürdürerek tamamlar. Bu uyaranların eksik olması veya olmaması çocukların dil gelişimini etkiler. Ayrıca akademik başarısızlık, sosyal, duygusal sorunlar ve psikolojik bozukluklara da yol açabilir. Çocuk ne kadar erken, sesli uyaranları tam olarak algılamaya başlarsa dil ve sosyal gelişimi o derece sağlıklı ve düzgün olur. Bu nedenle dünyaya gelen her bebeğe taburcu olmadan işitme tarama testleri uygulanır. Bu testler, işitme engeli olduğu tespit edilen bebeklere gerekli müdahale ve rehabilitasyon sürecinin erkenden başlatılması açısından çok önemlidir.

  • Bu Hastalıklar Doğum Esnasında Çocuğa Bulaşabilir!

    Hamilelik veya doğum esnasında anneden çocuğa geçen cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gelecek nesli de risk altında bırakıyor…

    Günümüzde önemli sağlık sorunlarından biri olan cinsel yolla bulaşan hastalıkların, yıllardır bireysel ve toplumsal problem olarak varlığını sürdürmeye devam ettiğini belirten Üroloji Bölümü Op. Dr. İbrahim Duman, “AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır” dedi.

    Doğum esnasında çocuğa da bulaşabilir

    Bu hastalıklara son yıllarda ölümcül AİDS’in de dahil olması, önemini bir kat daha arttırmıştır. Bu hastalıkların birçoğunun gebelik veya doğum esnasında çocuğa da bulaşabilmesi, gelecek nesli de risk altında bırakmaktadır. Bu nedenle özellikle anne adaylarının bu duruma dikkat etmesi gerekmektedir.

    Virüs, 25 yıl önce ortaya çıktı

    Cinsel yolla bulaşma özelliği olan 30’dan fazla mikroorganizmanın tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Duman, şunları söyledi:

    Birçok ülkede hasta kayıt sistemleri yetersizdir. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan hastalıkların sıklığını bildirilen rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçek sıklığın, bildirilenden çok daha fazla olduğunu düşünmeliyiz. AİDS virüsü yaklaşık 25 yıl önce ortaya çıkmış ve hızla yayılmıştır. Hastalık, ölüm sebepleri arasında ön sıralara yükselmektedir. Gelecekte hastalığa bağlı ölümlerin, hızla artmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.

    Aids ve Frengi Türkiye’de daha az görülüyor

    Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklardan, sadece AİDS ve frenginin sıklığı hakkında bilgiler bulunduğunun altını çizen Op. Dr. Duman, bildirilen sayıların da dünyadakine kıyasla oldukça düşük olduğunu belirterek, “Aile ve eşlerinden uzun süre ayrı kalan askerler, gemiciler, işçiler, göçmenler, uzun yol şoförleri ve serbest cinsel yaşamı olan turistlerde, madde bağımlılarında bu hastalıklar daha sık görülmektedir” diye konuştu.

    Gebelikte anneden çocuğa geçebilir

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların cinsel ilişki dışında da bulaşma yollarının olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Duman, “Kontrolsüz veya yeterli kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünlerinin naklinde, anneden çocuğa gebelikte, doğum sırasında, emzirme döneminde, hastanelerde cerrahi ve muayene malzemelerinin yeterince temizlenmemesi durumunda, berberlerde ortak kullanılan malzemelerden, umumi tuvalet, banyo ve benzeri yerlerdeki mikroplarla kirlenmiş kapı kolları, musluk vanaları, klozet kenarlarından bu hastalıklar bulaşabilmektedir” dedi.

    Vücut sıvıları ve kanla temas olmamalı

    Kişinin kendinde ya da eşinde cinsel yolla bulaşabilen bir hastalığın olmadığını bilmesinin iki şekilde mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Duman; AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların etken mikroorganizmaları, menide, vajina ile rahim ağzındaki salgı ve akıntılarda, tükürükte, kanda, ağız, dudakla cinsel organların deri ve mukozalarında bulunur. Deri ve mukozalardaki çatlak ve yaralar mikrobun bulaşmasını kolaylaştırır. Görüldüğü gibi hastalıkların bulaşmaması için vücut sıvıları ve kanla temas edilmemesi gerekir, dedi.

  • Bebeğinizin Ateşini Nasıl Düşürebilirsiniz?

    Doktora gitmeden önce bebeklerde ateş nasıl düşürülür? Bebeklerde ateşe evde nasıl müdahale edilebilir? İşte, aylara göre öneriler…

    Günümüzde aşılamaları uygun olarak yapılmış küçük çocuklarda ateş çok nadir görülür. Bebeğinizin ateşinin olduğunu hissettiğinizde ilk dikkat etmeniz gereken, ateşi doğru ölçüp ölçmediğinizdir. Bebeklerde en hassas ve en doğru ölçümü makattan, dijital derecelerle yapabilirsiniz. Özellikle çok küçük bebeklerde kulaktan, cilt yüzeyinden veya koltuk altından ateş ölçümleri oldukça yanıltıcı olabilir. Peki, bebeğinizin ateşi olduğunu doğruladığınızda (makat ölçümü 38 derece ve üzeri) doktora başvurmadan önce evde ne yapmalısınız?

    3 aylıktan küçük bebekler

    Özellikle 3 aylıktan küçük bebeklerde görülen ateş çok önemli bir hastalığın tek belirtisi olabilir. Bebeğinizin ateşini doğrular doğrulamaz evde zaman kaybetmeden doktorunuza görünmelisiniz.

    3-6 ay arası bebekler

    3 aylıktan 6 aylığa kadar olan daha büyük bebeklerde ateş düşük dereceli olduğunda, öncelikle bebeğinizin genel durumunu değerlendirmelisiniz. Bebeğinizin keyfi yerindeyse ve ateş nedeniyle huzursuzluk yapmıyorsa, ilaç vermeden beklemeli ve ateşini yakın aralıklarla takip etmelisiniz. Bu ateşli dönemlerde bebeğinizi daha sık emzirmek, sıvı kaybı ve ateş kontrolü için çok yararlı olacaktır. Bu arada ateş yükselmeye devam ediyorsa bebeğinizin üzerindeki kıyafetlerinden birkaçını çıkarmak, hatta oda sıcaklığını bir miktar azaltmak (21-23 derece) uygun olur. Bebeğin ateşi 38.5 derece ve üzerinde ise ona kilosuna uygun ölçekte ateş düşürücü vermelisiniz. Eğer yarım saat içinde ateş düşmüyorsa bebeğinize ılık su ve pamukla pansuman yapabilir, ılık suyla duş aldırabilirsiniz.

  • Bebeğin Ateşi Nasıl Düşürülür?

    Bebeklerde ateş sınırı nedir, bebeğin ateşi kaç derece olmalıdır? Bebeklerde ateş nasıl düşürülür, bebeklerde ateş ve ishal neden görülür? Ebeveynlerin merak ettikleri bu soruların cevabını Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. R. Süha Ünüvar verdi.

    Bebekler ve çocuklarda ateşlenmenin çok normal olmasıyla birlikte, ebeveynler özellikle ilk deneyimlerinde telaşlanabiliyorlar. Ateş çocuğun hasta olduğunun bir göstergesi olurken, bir yandan da ağır bir enfeksiyonda hiç ateşe rastlanmayabiliyor. Bu sebeple ateş başlı başına hastalığın düzeyini belirlememekle birlikte, harekete geçmek için faydalı bir mekanizmadır.

    Normal vücut ısısı, ölçümün yapıldığı yer, zaman ve kişiye göre değişiklikler gösterir. Sabah en düşük düzeyi gösterirken, akşam en yüksek ölçüyü verir. Ağızdan alınan ateş makattan alınandan 0.6 derece düşüktür. Koltuk altı ve kasıktan alınan ateş, ağızdan alınan ateşten 0.6 derece düşüktür.

    Bebeklerde ateş sınırı nedir, bebeklerde ateş kaç derece olmalı?

    Makattan alınan vücut ısısı en çok 38 C olması gerekirken, ağızdan alınan 37.5 C, koltuk altı ve kasıktan alınan 37 C olmalıdır. Cam veya dijital dereceler 3 dakika tutularak ateş ölçülmelidir. Alından ölçüm yapan dijtal dereceler ise anında sonuç vermektedir. Bebeklerde yetişkinlerin ateş durumuna ek olarak, çevresel ateş dediğimiz bir durum da gözlemlenmektedir. Sıcak ortamda aşırı giydirmek ve heyecan da, çocukların ateşini çıkartır.

    Ateşin nedenlerinin ana başlıkları

    * Mikrobik hastalıklar

  • Bebeklerde Katarakta Dikkat!

    Yaşlı hastalığı olarak görülen katarakta gençlerde ve hatta bebeklerde de rastlanabiliyor. Genel olarak orta yaş üstü hastalığı olan katarakt, yenidoğan bebeklerde ve çocuklarda doğumsal olarak görülebiliyor.
    Görmenin yavaş yavaş azalması, yakın okumanın ve gece görüşünün giderek zorlaşması, renklerin soluklaşması, parlak ışıkta görmenin daha çok etkilenmesi ve çift görme şikayeti kataraktın en sık rastlanan belirtilerinden bir kaçı.
    Katarakta görme netliği her ne kadar yitiriliyor olsa da uygun cerrahi teknik, hekimin tecrübesi ve doğru mercek seçimiyle yapılacak ameliyatlar sayesinde tedavide yüksek oranda başarı sağlanabiliyor.
    Katarakt tedavisinde ameliyatların doğru zamanlama ile yapılması da çok önemli. Prof. Dr. Yonca Akova anlattı.

    Katarakt nedir?
    Göze perde inmesi olarak bilinen katarakt, görmeyi sağlayan doğal göz merceğinin saydamlığını kaybederek matlaşmasıdır. Buna bağlı olarak da görmede bulanıklaşma ortaya çıkıyor ve hastalar buğulanmış bir camın arkasından bakıyormuş gibi bulanık görüyor.

    Kataraktın belirtileri neler?

    Hastaların şikayetleri çok değişken olabiliyor. Görmenin yavaş yavaş azalması, yakın okumanın ve gece görüşünün giderek zorlaşması, renklerin soluklaşması, parlak ışıkta görmenin daha çok etkilenmesi, kamaşma, çift görme şikayeti ve gözlük numaralarının sık değişmesi kataraktın en sık rastlanan belirtileri…

    Katarakt tedavisi nasıl yapılıyor?

    Katarakt ilaç veya gözlükle tedavi edilebilen bir hastalık değil. Kataraktın ilerlemesini durdurabilecek bir ilaç tedavisi de yok. İlerlemiş kataraktın tek bir tedavisi var o da ameliyat…
    Katarakt Ameliyatlarında Nasıl Bir Yöntem Uygulanıyor?

  • Bebeğinizle Temas Kurun Ve Konuşun

    Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, daha mutlu bebekler için annelere önerilerde bulundu.

    Bebeklerin dünya ile kurduğu tek ilişki anneleri ve onların iletişim yöntemleridir. Annenin bebeği ile konuşması, dokunması, şarkı ve ninni söylemesi bebeklerin dış dünyayı algılamasını arttıracak, beyin gelişimine katkıda bulunacaktır. Kendi haline bırakılan bebeklerin aksine sürekli olarak annenin meşgul olduğu, konuşup şarkı söylediği bebeklerin algılamaları giderek artacak ve daha küçük yaşlarda bunlara tepki vermeye başlayacaklardır.

    Uyaranlara verilen tepkiler sadece bedensel tepkiler olmayıp duygusal olarak da çocuğun gelişimine katkıda bulunacak. Dokunma duyusu ile çocuklar ne kadar duygusal uyarılırlarsa verdikleri tepkiler de o kadar daha sıcak ve mutlu olacaktır. Ağlamaları giderek azalacak ve olumsuz tepkiler yerine olumlu tepkiler vermeye başlayacaklardır. Bütün bunların nedeni onların dokunma ve konuşma ile birlikte kendilerini daha rahat ve huzurlu hissetmeleridir. Annenin karnında yaşadıkları huzur dolu ortamı hatırlatan bu davranışlar dünyaya geldikten sonra kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak ve kurdukları ilişki ile dış dünyaya adapte olmaları kolaylaşacaktır.

    Anneleri de olumlu etkiliyor

    Bebeklerin kurdukları bu ilişki anneleri de olumlu etkileyecek ve doğum sonrası duygusal zorlukları daha kolay aşmalarına yardımcı olacaktır. Öyle ki bu durumda doğum sonrası depresyonlar daha az gözlenecek ve annelerin günlük hayata geçişleri kolaylaşacaktır. Onların mutlulukları bebeklerine, bebeklerin mutlulukları annelerine yansıdığından bu sevgi dolu ortam çocukların ihtiyacı olan duygusal desteği verdiği için büyüme ve gelişmeleri çok daha sağlıklı olacaktır. Bu yüzden tüm anneler bebeklerine bolca dokunsun, onunla konuşsun ve sesim güzel-çirkin demeden onlara bolca şarkılar söylesinler.

  • “Bebeğim Emmek İstemiyor!”

    Bebeklerde görülen emme isteksizliğinin nedenleri ve çözüm yollarını Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Şule Aslan anlattı.

    Bebek aç olmasına rağmen emmeyi reddeder, memeyi tutar, ancak emmez, yutmaz veya çok zayıf emer; bazen anne emzirmeye çalışırken bebek ağlar ve memeyle adeta kavga eder. Bazen de bir memeyi emer ama diğerini reddeder.

    Memeyi reddetme öncelikle annede bazı negatif düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olur. Bebeğinin kendisini reddettiğini, yani bir bakıma onu istemediğini düşünebileceği gibi; bebeğinin bir daha emmeyeceğini, sütünü bıraktığını ve beslenmesinde sıkıntıların olacağını da akla getirebilir. Mamaya mı başlamam gerekiyor kaygısı ortaya çıkar. Genellikle memeyi ani olarak reddetmenin önemli nedenleri vardır. Bu nedenler aranırsa çözüm kolaylaşır:

    Burun tıkanıklığı: Burnu tıkanık olan bebekler sık sık emmeye ara verir ya da emmek istemezler. Burundan nefes alamayan bebek memeyi bırakarak ağzından nefes almaya çalışır. Eğer bebeğinizin burnu tıkalıysa, doktorunuzun önereceği burun damlasını kullanın ve bir aspiratör yardımıyla burnunu açmaya çalışın.

    Emzirme pozisyonu ve tekniği: Emzirme pozisyonunuz ve tekniğiniz hatalı olabilir. Bebeğin memeyi tutması için başından iterseniz size direnç gösterir, kafasını geri çeker, emmek istemez. Ya da meme tıkandığı için bebek zorlanıyor olabilir.

    Pamukçuk: Bebeğinizin ağzında pamukçuk oluşmuş olabilir. Bu mantar enfeksiyonu, genellikle yenidoğan bebeklerde görülse de bazen büyük bebeklerde de olabilir. Bebeğin yanaklarının özellikle iç tarafında, dilinde ya da damak ve diş etlerinde peynire benzeyen beyaz lekeler şeklindedir. Kabukları almaya kalktığınızda altında kırmızı bir bölge fark edebilirsiniz ve bazen kanama bile görülebilir. Ağzında pamukçuk görülen bebekler emerken acıdığı için emmeyi reddedebilir. Doktorunuzun düzenleyeceği tedaviyi uygulayın. Hem bebeğinizin tekrar emmesini sağlar hem de enfeksiyonun meme ucundan size geçmesini engellemiş olursunuz.

  • Hamileliğinizin 26. Haftası Semptomları

    Şişkinlik: Genişleyen rahminiz, mideniz ve bağırsaklarınız üzerine daha fazla baskı uygulamaya devam etmekte ve muhtemelen hissedebileceğiniz şişkinliğe yol açmaktadır. Gün boyunca üç büyük öğün yerine çeşitli küçük öğünler tüketerek sorunu minimize edin böylece sindirim sisteminizi aşırı doldurmamış olursunuz.

    Artan vajinal akıntılar: Vajinayı temiz veya kokusuz tutmak için pazarlanan özel sıvılar ve bezleri kullanmak istiyorsanız, kullanabilirsiniz. Ancak tahriş edici olabilir ve genital yolunuzdaki pH’nızı değiştirebilirler. Bunun yerine, temiz ve kuru kalmak için daha sık banyo yapın ve normal pedleri (isterseniz) kullanın.

    Ara sıra baş ağrıları: Dana önceden sık sık migren yaşayan bazı kadınlar, hamile olduklarında da sık sık migren yaşamaktadır (bazı şanslılar ise daha az yaşamaktadır), bugünlerde harlanmış ise şaşırmayın. Güçlü migren ilaçlarının sizin için muhtemelen uygun olmadığından, akupunktur, biyogeribildirim, masaj, meditasyon ve yoga gibi holistik terapileri tercih edebilirsiniz (bu teknikler migrene yol açabilen stresin azaltılmasına yardımcı olabilmektedir).

    Unutkanlık: “Hamilelik beyni” son zamanlarda bazı önemli toplantıları veya bilgileri unutmanıza neden oldu? Bellekteki bu gerileme geçici ve tamamen normal iken, hamileliğinizin kalan zamanında düzenli olmanızda size yardımcı olması için güvenilir bir not defteri veya tabletinize önemli şeyleri not almaya çalışın.

    Sakarlık: Gevşeyen eklemleriniz, değişen ağırlık merkezi ve artan ağırlık, normale göre daha sık kaymanıza, takılmanıza ve düşmenize neden olan faktörlerden sadece birkaçı. Bu sakarlık geçicidir ancak şuan için, küvet, duş ve diğer kaygan yüzeylerde daha dikkatli olun.