Bebek

  • Bebekğimin Gazı Var

    Bebeklerde gaz sancısı, başka bir ifadeyle kolik bebek doğduktan hemen hemen 2-3 hafta sonra ortaya çıkmakta, bebeği belli saatlerde rahatsız ederek ağlamasına yol açmaktadır. Bu durumlarda bebek acısını belli eder derecesine kuvvetli ağlar, bacalarını karnına çekerek ellerini yumruk yapar. Bu durum annelerin bebek bakımında karşılaşacakları en önemli ve ana sorunlar arasında yer almaktadır. Bu sebeple, bir annenin gaz sancısının ne olduğunu, bu durumla nasıl başa çıkılabileceğini ve neler yapılması gerektiği konusunda yeterli düzeyde bilgi sahibi olması gerekmektedir.

    İlk olarak gaz sancısının oluşmasında etkili olan faktörlerden bahsedecek olursak, kesin bir sebep göstermek pek doğru olmayacaktır. Çünkü uzmanların görüşüne göre, gaz sancısının temel olarak nedeni bilinmemektedir. Ancak, anne sütüyle beslenen bir bebek annenin aldığı besinlere karşı alerji duyabilir ve bebek mamayla besleniyorsa mamaya karşı bir tepki gösterebilir. Bunların yanı sıra, yeni doğan bebeklerde sindirim sistemi yeteri düzeyde olgunlaşmamıştır ve bebeğin günlük yaşamında meydana gelen değişikliklerin de bebeklerde gaz sancasına sebep olabileceği düşünülmektedir. Fakat bunların %100 kesin sebepler olduğunu söyleyemeyiz.

    Bebeklerde gaz sancısının meydana geliş ve süresi hakkında bilgi verecek olursak, bebek 2-3 haftalıkken gaz sancısı kendisini gösterir. Ortalama 4- 6 haftada gaz sancısı daha da yoğunlaşarak bebeği rahatsız eder. Ve de yapılan araştırmalara göre, 3 ay içerisinde bebek gaz sancısından kurtulur.

    Bebeği gaz sancısı çeken ebeveynler bu konuda alacağı tedbirler ve uygulayabileceği yöntemler vardır. Öncelikle bir doktora başvurulmalıdır. Özellikle ilk defa anne ve baba olan bireyler, bebeğinin ağlamasının kesinlikle gaz sancısı yüzünden olduğunu düşünürse yanlış olur. Çünkü orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu, bağırsak düğümlenmesi gibi sağlıksal sorunlar da bebeklerin çok ağlamasına sebep olmaktadır. Bu yüzden, bir doktorun bebeği muayene etmesi daha doğru olacaktır. Üstelik doktor, ebeveynlere bebekleri için birtakım damlalar ve bitki çayları kullanmalarını önerebilir.

  • Hangisi? Soğuk Algınlığı? Grip?

    Soğuk algınlığına 100’den fazla virüs sebep olabilir ve bu virüsler, yılda 2 ile 4 kez yetişkinleri, 6 ile 10 kez çocukları hasta eder. Soğuk havada yeterli önlem alınmaz ve vücut ısısı düşerse, özellikle solunum yolu ile burun ve boğazı besleyen damarlarda büzüşme olur. O bölgeye kan az gidince, bölgenin savunma sistemini oluşturan bağışıklık sistemi elemanları da o bölgeye az gider. Savunmanın düştüğü bölgede virüsler daha kolay tutunur ve çoğalır.
    Soğuk algınlığının ve gribin belirtileri:

    • Soğuk algınlığı yavaş seyreden bir hastalık olup,
    • boğaz ağrısı,
    • hapşırma,
    • burun akıntısı,
    • burun tıkanıklığı ve
    • hafif öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Grip enfeksiyonu ise;

    • Birkaç saat içinde aniden ortaya çıkan yüksek ateş ile birlikte
    • şiddetli baş ağrısı,
    • tüm vücutta yaygın kas ağrısı ve
    • ağır halsizlik ile belirtilerini gösterir.
    • Boğaz ağrısı, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi üst solunum yolu şikayetleri gripte hafiftir. Soğuk algınlığı ile arasındaki en önemli fark ise yüksek ateştir.

    Alerjik olan kişiler, üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyreden soğuk algınlığına daha çok yakalanırlar. Kış aylarında geçirilen nazofarenjit yani halk arasında bilinen adıyla soğuk algınlıklarının %80’inden nezle virüsü, yani “Rinovirüs” sorumludur. Rinovirüs vücuda sıklıkla, burun mukozasından özel bir moleküle bağlanarak giriş yapar. “ICAM 1” adı verilen bu molekül, aynı zamanda alerjiden sorumlu bir moleküldür ve alerjik hastaların solunum yolu zarlarında yüksek miktarda bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu molekül aynı zamanda rinovirüs yapışma molekülü olduğundan, rinovirüsler solunum yolu zarına daha kolay tutunmaktadırlar.
    Bu hastalık sinüzite veya orta kulak enfeksiyonuna daha sık neden olur. Alerjik hastalar dışında, soğuk algınlığı korkulacak bir tablo değildir.
    Alerji, kişide ilk olarak, bebekken yaşanan cilt kuruluğu ve kaşıntı ile seyreden alerjik egzama bulguları ile kendini gösterir. Çoğunlukla gıda alerjisine bağlı gelişen bu tablo, 3 yaşına doğru geçerken, zamanla solunum yolu alerjileri kendini göstermeye başlar. Öksürük, nefes darlığı ve göğüste hırıltı, hışıltı gelişmesi, alerjik bronşit ya da diğer adıyla alerjik astımın en sık gözlenen bulgularıdır. Harekete veya gülmeye bağlı gelişebilen öksürük ve nefes darlığı krizleri, bazen de kimyasal veya sigara dumanına maruziyet sonrası gelişir. Astım ile beraber, %80 hastada alerjik nezle belirtileri gözlenir. Hapşırık, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı ataklarının enfeksiyonlar dışında da gözlenmesi, sıklıkla alerjik nezleyi, diğer adıyla saman nezlesini düşündürür.
    Alt solunum yolu enfeksiyonu görülme olasılığının daha fazla olduğu 2 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri yetişkinler, hamileler, kronik kalp ve akciğer hastaları da, grip enfeksiyonu sebebiyle risk altındadır.
    Öncelikle el temizliğine büyük önem verilmelidir. Soğuk algınlığı virüsleri, hasta kişinin burun salgıları ile temas sonrası elin burna ve ağza götürülmesi sonucu bulaşır. Sık el yıkama, yüzeylerden virüs bulaşmasını engelleyecektir. Kış aylarında, özellikle öpüşme ve el sıkışma gibi selamlaşma hareketlerinden kaçınılmalıdır. Evlerin sık havalandırılması sağlanmalıdır. Havalandırma işlemi, hava kirliliğinin en az olduğu öğlen saatlerinde yapılmalıdır. Ev içi hava kirliliğine neden olan sigara dumanı ve rutubete karşı da, evde alınacak önlemler, daha az soğuk algınlığına yakalanmayı sağlayacaktır.

  • Çocuklarda Ürtiker Hastalığı

    Halk arasında “kurdeşen” olarak ta tanımlanır. Vücudunun herhangi bir yerinde oluşan ve rengi kırmızı’nın bir tonu olan kabarıklıklardır. Bu kızarıklıklar zamanla geçebileceği gibi kendini yenileyerek daha da büyüyebilir. Boyutları genelde bir bozuk para büyüklüğünden orta boy bir tabak boyutuna kadar değişmektedir. Bu hastalık gözle görülen ve karşımızdaki insanların kolayca farkedebileceği yerlerde çıkarsa ilk başta korkutabilir. Fakat 24 saat içinde geçtiği gözlemlenmiştir. Ayrıca bununla birlikte yutkunmakta ve nefes almakta zorluk çekiliyor ise acilen bir doktora başvurulması gerekmektedir. Ürtiker iki farklı tipte görülebilir. Eğer bulgular 6 haftadan kısa sürüyorsa “akut” ürtiker, 6 haftayı aşıyorsa “kronik ürtiker” adını alır.

    Başlıca nedenlere göre ürtiker tiplerini sıralarsak; dermografizm (yapay ürtiker), basınç ürtikeri, kolinerjik ürtiker, soğuk ürtikeri, solar ürtiker, kontakt ürtiker, akuajenik ürtiker olarak belirtilebilir. Başlıca ürtiker nedenleri; gıdalar, ilaçlar , gıdalardaki katkı maddeleri, solunum yoluyla alınan ev tozları, hayvan tüy ve epitelleri, vucuttaki enfeksiyon odaları, böcek ısırmaları, sistemik hastalıklar. Üretiker tedavilerine gelince; En iyi tedavi etkenin saptanması ve bu etkenden sakınılmasıdır. Bu etken akut ürtikerde daha çok gıda ve ilaçlar olduğu için mümkün olduğunca gereksiz ilaç kullanılmamalı ve balık,yumurta, kabuklu deniz ürünleri, katkı maddesi içeren gıdalardan (cips, çerez, çitos, çikolata, boyalı şeker, sakız, gazoz, kola, ketçap, mayonez, baharatlı gıdalar) uzak durulmalıdır. Yine etken ve alevlendirici olabilecek stres faktörü olabildiğince engellenmelidir.

  • Ani Bebek Ölme Sendromu

    Ani bebek ölümü sendromu (SIDS), 1 yaşın altındaki çocuklarda görülen ve beklenmedik ölümle sonuçlanan bir sendromdur. Bu sendrom, 12 aya kadar olan bebeklerde görülen en yaygın ölüm sebebidir. SIDS vakasında, bebek uyku esnasında hiçbir belirgin sebep olmaksızın nefes alamaz duruma gelir ve bunun sonucunda yaşamını yitirir. SIDS yüzünden ölen bebeklerin daha önce hiçbir sağlık sorunları olamayabileceği de açıklanmıştır.

    Çocuk karyolası ölümü olarak da bilinen SIDS hastalığının sebebi tıp alanında yapılan araştırmalar ve oluşturulan teoriler sonucunda da bilinemez olarak kalmıştır. Yıllar boyunca ani bebek ölümü sendromuna yol açabilecek etkenler araştırılmış; hastalığın oluşumuna yol açan kesin bulgulara rastlanılmaya çalışılmıştır. Bilimadamları nihayetinde ani bebek ölümü sendromu sonucu yaşamını yitiren bebeklerin bu hastalığa yatkın olduklarını açıklamışlardır. Yapılan araştırmalarda bulunan en belirgin ipucu ise bebeğin beynindeki soluma tarzını yöneten bölgesinin bulunmaması, yani bu bölgenin eksikliğidir.

    Birtakım uzmanlar ise hastalığın sebebini belirlerken uyuma şekillerinin farklılığına dayanan değişik bir teori geliştirmişlerdir. Pediyatristler, çocuğun hassas solunum sistemi üzerinde baskıya yol açacağı gerekçesiyle, çocukların anne karnı üstünde uyutulmamaları; yalnız başlarına uyutulmaları gerektiği uyarısında bulunmaktadırlar.

    Bilimadamları ve tıp uzmanlarının üzerinde anlaştıkları önemli nokta ise ani bebek ölümü sendromunun zamanından önce doğmuş olan bebeklerde daha riskli bir hal aldığı gerçeğidir. Pediyatristlere göre, erken doğumun engellenmesi hastalığın durdurulmasında önemli bir adım teşkil eder. Ayrıca uzmanlara göre bebeğin doğumundan önce annenin sigara içmemesi ve uyuşturucu kullanmaması gibi doğumdan önceye ait bakımlar da hastalığın engellenmesinde birer etken oluşturmaktadırlar.

  • Altıncı Hastalık (Reoseola)

    Tanım

    Roseola, genellikle 2 yaş ve altı çocukları etkileyen ve hafif atlatılan bir enfeksiyondur. Bazen yetişkinlerde de görülür. Oldukça yaygın bir hastalık olan Roseola, çoğu çocuğun anaokuluna gitme zamanında ortaya çıkar. Bu durum genellikle döküntülü, ateşli geçen birkaç güne neden olur.

    Roseola, genellikle ciddi bir enfeksiyon değildir. Nadiren, çok yüksek ateşli komplikasyonlara neden olabilir. Roseola tedavisi, yatak istirahati sağlanarak ve ateşi düşürmek için sıvı ilaç alınarak geçirilir.

    Belirtileri

    Çocuğunuzun Roseola virüsü ile enfekte olması halinde, enfeksiyon belirtileri bir ya da iki hafta içinde belirgin bir hal alır ve bu belirtilerin hepsi de görünür. Roseola ile enfekte olmak mümkündür, ama belirti ve bulgular bazen kolayca fark edilmez. Roseola enfeksiyonunun belirtileri şunlardır:

    Roseola tipik bir ani yüksek ateş ile başlar. Bazı çocuklarda hafif bir boğaz ağrısı, burun akıntısı veya öksürük ile birlikte ya da ateşli olabilir. Çocuğunuzda ateş ve şişmiş lenf düğümleri görülebilir. Ateş 3-5 gün sürer.
    Ateş düştükten sonra genellikle bir döküntü görünür ama her zaman gözlenmeyebilir. Döküntü, çok sayıda küçük pembe lekeler veya yamalardan oluşur. Bu lekeler genellikle düzdür, ancak bazıları farklılık gösterebilir. Bazı noktaların etrafında beyaz bir halka oluşabilir. Döküntü genellikle göğüs, sırt ve karın bölgesinde başlar ve boyun bölgesi ile kollara yayılır. Bu durum bacak ya da yüz bölgesine ulaşmayabilir. Kızarıklık ve kaşıntı rahatsız edici derecede değildir, birkaç gün sonra geçecektir.

  • Kızıl Hastalığı

    Diğer döküntülü hastalıklardan farklı olarak, bu bir viral enfeksiyon değildir. Halk arasında beta mikrobu diye de bilinen A grubu beta hemolitik streptokok isimli bir bakterinin neden olduğu ateşli döküntülü bir enfeksiyondur.

    Yine diğer dölküntülü hastalıklardan farklı olarak, döküntüler birbirinden ayrık ufak kzarıklıklar yerine vücutta genel bir kızarıklık halidir. Parmakla bastırıldığında solar, yerinde beyaz-sarımsı bir iz bırakır , parmağın çekilmesiyle 1-2 saniye içinde tekrar eski kızarık halini alır, genellikle döküntülü derinin üzeri zımpara kağıdına dokunurcasına pütürlüdür. Dirsek gibi büklüm yerlerinde döküntü oldukça koyu renkli birer çizgi halini alır. Genellikle ağız çevresi bu döküntüden etkilenmediği için, ağız çevresi daha soluk görünür Birkaç gün içinde yüzden başlayıp tüm vücuda yayılan deri soyulması gözlenebilir. Hastalığın ilk 1-2 gününde dil beyaz çilek göürünümünde iken, daha sonra dil kırmızılaşarak kırmızı çilek dili halini alır. Genellikle bademcikler hem kızarık, hem de üzeri beyaz bir iltihap tabakası ile kaplanmıştır. Genellikle hasta kişiyle temastan 1-7 gün sonra aniden yüksek ateş, baş ağrısı kusma, boğaz ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkar, boyun bölgesindeki lenf bezleri şişebilir.

    Boğazda hızlı strep A testi veya kültür ile beta mikrobu çoğu zaman gösterilebilir. Beta mikroplarının döküntü yapmadan, sadece boğaz iltihabı yapan tipleri de vardır. Bu durumda kızıldan söz edilemez, bu bir bademcik iltihabıdır.

    Her ikisi de 10 gün süreyle doktorunuzun önereceği antibiotik türü ilaçlarla tedavi edilmelidir. Ateş ve boğaz ağrısı da, yine buna yönelik rahatlatıcı ilaçlarla azaltılabilir.

  • Bebeklerde Kalp Hastalığı

    Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri AnaBilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, çocuklardaki kalp hastalıklarının önemli, ancak erken teşhisle tedavi edilebilen hastalıklar olduğunu söyledi. Kalp rahatsızlıklarının doğuştan ya da sonradan olabildiğini ifade eden Kılınç, genellikle doğum sonrasında yapılan muayenede kalp rahatsızlıklarının tespit edildiğini dile getirdi. Doğum sonrasında tespit edilemeyen kalp rahatsızlıklarının ilerleyen dönemde önemli belirtiler verdiğini, ailelerin bu belirtileri iyi takip ederek erken teşhise yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Kılınç, şöyle konuştu: “Kalp rahatsızlığıolan bebekler, biberonu ya da annesini iyi ememez. Emerken terler, sık sık nefes alma ihtiyacı duyar, ağlarken morarabilir. Tekrarlayan akciğer enfeksiyonu da çocuklarda kalp hastalığının belirtilerinden. Nefes alıp verirken kalpten gelebilecek sesler de kalp rahatsızlığını belli eden etkenlerdendir. İlerleyen yaşlarda ise çocuklar hareket edince çok çabuk yorulur. Bu çocuklarda büyüme geriliği görülebilir.Aileler bu belirtileri fark ettiğinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı. Sağlık kuruluşunda yapılacak ayrıntılı muayene sonucunda çocuğun kalp hastalığı teşhis edilecektir.”

    İLK ÇOCUKTA VARSA…

    Prof. Dr. Kılınç, çocuklarda doğuştan kalp rahatsızlığının daha sık görüldüğünü ifade etti. Doğuştan kalp rahatsızlıklarının yüzde 80 oranında nedeninin bilinmediğini bildiren Kılınç, şunları kaydetti: “Doğuştan kalp rahatsızlığının nedeni yüzde 80 oranında bilinmemekte ancak hamilelik döneminde geçirilen çeşitli hastalıklar ve kalıtsal etkenlerin bunda etkili olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de yılda 10-15 bin doğuştan kalp rahatsızlığı olan bebek dünyaya geliyor.Türkiye’de coğrafi bölgeler arasında sıklık ve dağılım açısından bir fark bulunmuyor. Vakaların 40-50’sinde tanıyaşamın 1. haftasında, yüzde 50-60’ında ilk yılında konmaktadır. İlk çocukta doğuştan kalp rahatsızlığı varsa, ikincide de görülme sıklığı yüzde 2-6 arasındadır.

  • Gelişimi Etkileyen İlginç Hastalık

    Serebral palsi nedir?

    Serebral palsi; doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğumdan sonraki dönemde yani gelişmekte olan beyindeki hasar sonucu ortaya çıkan, ilerleyici olmayan ancak yaşla değişebilen, hareketi kısıtlayıcı, kalıcı motor fonksiyon kaybı, postür ve hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Motor geriliğine; duyusal, bilişsel, iletişim, algılama, epilepsi, davranış bozuklukları ve ikincil olarak gelişen kas iskelet sistemi sorunları eşlik eder. Serebral palside, beyindeki hasar ilerleyici değildir.

    Serebral palsiye ne neden olur?

    Serebral palsi nedenleri çok çeşitlidir. Genel olarak 3 gruba ayırabiliriz: doğum öncesi, doğum sırasındaki ve doğum sonrası nedenler. Doğum öncesi nedenler arasında anneye ait hastalıklar; örneğin tiroid hastalıkları, diyabet, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, annede pıhtılaşmaya neden olan hastalıklar, hipertansiyon, yüksek ateş, vitamin eksiklikleri, plasenta yerleşim bozuklukları, toksinler, ilaçlar ve annenin travmaya maruz kalması olarak sıralanabilir. Bebeğe ait nedenlerde ise; çoğul gebelikler, kordon dolanması ve beyinde oluşan çeşitli anomalileri sayabiliriz. Doğum sırasındaki nedenlere örnek vermek gerekirse; zor doğumlar, erken doğum (prematürelik) veya geç doğum (postmatürite), kordon dolanması/sarkması, kordon kısalığı/uzunluğu, bebeğin kalp atım sayısının azalması, gebelik kesesinin erken açılması gibi nedenler sayılabilir. Doğum sonrası nedenler arasında ise; sinir sistemi enfeksiyonları, beyinde oksijensizliğe bağlı olarak gelişen hasarlar, kan uyuşmazlığına bağlı sarılıklar, kafa travmaları, beyin kanamaları gibi nedenler sayılabilir.

    Serebral palsinin belirtileri nelerdir?

    Serebral palsi belirtileri çok çeşitli olup, beyinde etkilenen bölge ile ilişkili olarak farklılıklar gösterir. En sık görülen belirtiler; kaslarda aşırı kasılma hali ile ortaya çıkan spastisite, beyinde tutulan bölge ile ilişkili olarak çeşitli vücut bölümlerinde felçler, denge bozuklukları, görme, işitme, konuşma problemleri, epilepsi nöbetleri, beslenme problemleri, tükürük kontrolünde sorunlar, öğrenme, algı ve davranış problemleri ve kas iskelet sistemi sorunları olarak sayılabilir. Bahsettiğimiz bu problemlerin bir kısmı, çocukta zaman içinde ortaya çıkar. Örneğin; spastisite nedeniyle zaman içinde eklemlerde şekil ve fonksiyon bozuklukları görülebilir. Ancak hiç şüphesiz aile ve hekimler açısından en önemli durum, serebral palsili çocuğun erken dönemde tanınmasıdır. Yeni doğan döneminde serebral palsi için ipuçları; hareketsizlik, aşırı ağlama, konvülsiyon nöbetleri, emme ve yutma güçlükleri, kaslarda aşırı gerginlik, motor hareketlerde azlık, yeni doğana ait kıpır kıpır hareketlerin olmaması, bir yaş altında, el tercihi ve normal gelişim basamaklarına ulaşmama (örneğin baş kontrolü, oturma veya geri kalma) dikkat çekici olmalıdır. Dokuz aydan sonra erken belirtiler ise; gelişim basamaklarında gecikme (oturma, emekleme, sıralama, yürüme), istemsiz hareketler, denge problemleri, parmak ucuna basma, w pozisyonunda oturma gibi belirtiler özellikle aileler açısından uyarıcı olmalıdır.

  • Bebeklerde Fizyolojik Sarılık

    Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Hilal Mocan, hem zamanında doğan bebeklerde hem de prematüre bebeklerde sık rastlanan fizyolojik sarılığa ilişkin Anne Boyutu okurlarını bilgilendirdi. “Fizyolojik sarılık, yenidoğan bebeklerin hemen hemen tamamında görülen bir durumdur. Anneyle bebek arasında kan grubu uygunsuzluğu veya Rh uygunsuzluğu olmadan bütün bebeklerde görülebilir. Bu, bebeğin, karaciğerinin bilirübin denen maddeyi bağırsaktan atma döneminin gelişmesiyle ilgili bir durumdur.” Normal bebekler, prematüre bebekler “Normal zamanında normal ağırlıkta doğan bir bebekte sarılık yapan madde ilk 4 ila 7 gün arasında yüksektir; prematürelerde bu süre 10 güne kadar uzayabilir.

    Sarılık yapan madde, yüksek seviyelere çıktığı zaman bu maddenin sinir sisteminde, beyinde birtakım istenmeyen etkilere ve hararete yol açabileceği bilindiği için sarılıklı bebekleri yakından takip etmek gerekir. Fizyolojik yenidoğan sarılığı görüntü olarak hayati 24 saatinden sonra ortaya çıkar. Bir bebeğin cildi ve gözünün beyaz kısmı sararmışsa, bu sarılık yapan maddenin değerinin 5’in üzerinde olduğu düşüncesini akla getirmektedir. Aslında bu sarılık yapan madde, bebek daha doğmadan önce 2 düzeyindedir; ancak anneyle bebek arasındaki plasenta kanalıyla temizlendiği için bebeğe zarar vermemektedir. Bebek doğduktan ilk 24 saatten sonra bebeğin sarılığı gittikçe yükselmeye başlar ve 3. gün civarında tepe noktayı bulur ve aşağı yukarı 3-4 gün sonra da normal değerine inmektedir.” 10. Gün Hastalığı “Prematüre bir bebekte ise bu yükselme daha geç bir zamanda ortaya çıkar ve 10. gününde en yüksek düzeye çıkar. Prematüre bebeklerde buna biz 10. Gün Hastalığı da denir.

  • Bebekler Ve Bronşiolit

    Bronşiolit hakkında genel bilgiler

    Bronşiolit, genellikle süt çocuklarında görülen, genellikle tüm havayollarını, ama en çok da akciğerlerdeki küçük hava keseciklerini (Bronşiol) etkileyen bir hastalıktır. Aynı zamanda nezleye de sebep olabilen birçok farklı virüs tarafından ortaya çıkarlar. En sık neden, RSV olarak kısaltılan respiratuar sinsisial virüstür Bazı küçük çocuklar ve bebeklerin akciğerleri tam olgunlaşmamış, bronşlarının çapı dar, bronşları çevreleyen kıkırdak halkaları çok yumuşak olduğu için viral enfeksiyonlarla sık sık bronşiolit geçirmeleri mümkündür. Yaş ilerleyip akciğerler olgunlaştıkça virüsler bronşiolite neden olamamaktadır.

    Küçük çocuklar hastalığı, enfekte olan diğer şahıslardan kaparlar. Sıklıkla hafif grip ve soğuk algınlığı olan başka aile fertleri vardır. Çocuğun veya eşyaların bulunduğu ortamda öksürüp aksırılması ile virüsle dolu tükürük damlacıkları ortama saçılır. Enfeksiyon temas ettiği eşyalara bebeğin temasıyla bile bulaşabilir, hastalık 3 – 7 gün içinde başlar (Soğukta kalma, üşütme vs halk arasında söylenen sebeplerin etkisi yoktur)

    Bronşiolitin seyri

    Bronşiolit, genellikle ateş ve burun tıkanıklığının eşlik ettiği soğuk algınlığı şeklinde başlar. 2–4 gün içinde bronşiollere inerek tahriş ve küçük hava yollarında daralmaya neden olur. Bu da çocukta öksürüğe ve nefes verme sırasında duyulan ıslık gibi (vızıltı) yapar. Bazı çocuklarda solunum hızı ve eforu artıp öksürük boğuklaşarak astım gibi tıkanma ortaya çıkabilir. Bu dönemde genellikle ateş düşer, çoğu çocuk iştahsızlaşır, süt çocuklarında emme güçlüğü ortaya çıkar. Uykuda huzursuzluğa sık rastlanır.