Bebek Sağlığı ve Aşılar

  • Bebeğimde Psikojenik Öksürük

    Kuru, tekrarlayan, inatçı, patlar tarzda, hapşırık sesini andıran ve gece kaybolan öksürüklerde psikojenik nedenler akla gelmelidir. Aileler, bu öksürüğü çocuğun bilerek yaptığını asla düşünmemelidir. Nasıl ruhsal sıkıntılar mide rahatsızlıklarına neden olursa, çocuklarda okul veya aile sorunları, çözemedikleri iç çatışmalar bu tip istemsiz inatçı öksürüğe neden olabilir. Diğer öksürük yapan hastalıkların olmadığı kanıtlandıktan sonra çocuğun psikolojik durumu sorgulanmalıdır.
    Psikojenik öksürük grubuna giren Gilles de la Tourette sendromunun ise vokal (sesli) tik hastalığıdır. 18 yaşından önce ortaya çıkan bu sinir sistemi hastalığında belirtilerin kol, bacak, yüz tikleri olabileceği gibi, boğaz temizlemek, bağırmak, inlemek veya köpek havlamasına benzeyen tarzda çok gürültülü öksürmek gibi ses tikleri de olabilir. Tourette Sendromu olan çocuklar, gürültülü öksürükleriyle okulda derslerin devamını bozdukları için çoğu kez sınıftan çıkarılırlar ama bu çocuklar gece tek ses çıkarmadan uyurlar. Ses tikleri obsesif- kompulsif davranış, dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü ile birlikte de görülebilir. Tourette Sendromu olan çocuklar yanlışlıkla astım, geniz akıntısı, enfeksiyon tedavileri alabilirler.

  • Öksürük

    Öksürük gerçekte her gün solunumla akciğerlere alınan tozların, taneciklerin ve mikropların tekrar dışarı atılması için vücudun kullandığı bir korunma mekanizmasıdır. Her çocuğun günde bir kaç kez öksürmesi normaldir ve aileyi telaşlandırmamalıdır. Çoğu çocukta viral üst solunum yolu enfeksiyonu arkasından öksürük başlayabilir. Çocukların bir yılda 6-8 kez böyle enfeksiyonlar geçirdiği ve enfeksiyon sırasında da günde 140 kez öksürebildiği bilinmektedir. Ancak öksüren çocukların %20’sinde altta yatan başka bir hastalık bulunmakta olup, %9’unda alerji, %6’sında astım, %3’ünde bronşit, %2’sinde sinuzit saptanmaktadır.
    Öksürük ne zaman korkutmalı?
    Ana havayolunun, gırtlağın veya ses tellerinin şişmesi ile çocukta köpek havlama sesine benzer bir öksürük oluşur. Tıpta bu şişme, nedeni ne olursa olsun “krup” olarak isimlendirilir. Bu şişlik larenjit gibi virüs enfeksiyonları veya alerji nedeniyle oluşabilir. Çocuğun öksürüğü köpek havlama sesine benzer, şişen nefes borusundan içeri hava alma zorlaşır. Şiddetli olduğunda hayatı tehdit edebilir. Boğmaca öksürüğü ise, boğmaca enfeksiyonu veya astım sırasında görülen, nöbet halinde gelen, nefes almaya fırsat vermeyen, öksürük bitiminde uzun bir iç çekme ile soluk aldıran, bazen kusturan bir öksürüktür. Düzenli aşılama programları nedeniyle çok nadir görülen boğmacadan çok astımı düşündürmelidir.
    Öksürüğün süresi önemli!
    Çocukların çoğunda öksürük viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra 10-15 gün kadar sürer. Bazen çocukların nefes borusuna yabancı bir madde kaçırması ile ani boğucu bir öksürük olur, eğer bir gıda veya oyuncak parçası elindeyken, böyle bir durum olmuşsa hekime başvurulmalıdır. Kronik veya inatçı öksürük, üç haftadan fazla süren öksürüğe denir ve mutlaka astım, geniz arkası akıntı, mide ve yemek borusu rahatsızlıkları, sigara dumanına maruziyetin araştırılması gerekir.
    Kardeşini kıskanan çocuklar üzüntü, öfke, intikam alma ile sevgi, koruma duyguları arasında çatışma yaşarlar. En sık görülen sorunlar, daha önce kazanılmış davranışlarda gerileme, alt ıslatma, parmak emme gibi durumlardır. Bebeksi davranışlarının altında, anne ve babanın kaybettiği ilgisini, rakibinin yöntemiyle geri kazanma çabası yatmaktadır.
    Psikojenik öksürük

  • Bebekte Sivilce Görülmesi Durumunda Ne Yapılmalı ?

    irçok anne-baba yeni doğan biricik bebeğinin yüzünde sivilce veya sivilce benzeri kızarıklıklar gördüğünde haklı olarak dehşete kapılır. Genellikle anneler bu konuda daha endişeli olurlar. Sorular birbiri ardına gelir. Bebeğimin yüzünde neden sivilceler var ? Kalıcı mı olacak ? Daha büyük bir hastalığın belirtisi midir ? Ne yapmalıyım ?

    Yazımızda bu konular hakkında özet bilgiler vereceğiz.

    Yeni doğan bebeklerin % 40′ında “milia” adı verilen küçük beyaz yumru veya kızarıklıklar görülebilir. Genellikle doğum sonrasında hemen kendini göstermez, 2 veya 4 haftalıkken ortaya çıkar.

    Bazı durumlarda cilt bozukluğu ufak sivilceler halinde, doğumdan 1 ay sonra ortaya çıkabilir. Bu durum “neonatal akne” olarak adlandırılır. En çok görüldüğü yer çene, yanaklar ve alındır, nadiren sırt ve göğüste de görülebilir. Erkek bebeklerde sivilce daha sık görülür.

    Bu cilt bozukluğu çoğunlukla zararsızdır ve herhangi bir sağlık sorununa işaret etmez. Endişe etmeye gerek yoktur. Fakat sebeplerini öğrenmek ve ne yapacağımızı bilmekte fayda vardır.

    Her ne kadar uzmanlar bu sivilce türünün kesin sebebini belirlememiş olsa da hormonlarla bağlantılı olduğu bilinmektedir.

    Genel kanıya göre, hamileliğin son döneminde anne vücudundan bebeğe geçen hormonlar sebebi ile bebeğin cildindeki yağ bezleri fazla aktif hale gelmekte ve daha gelişme aşamasında olan gözeneklerin tıkanmasına yol açarak sivilce oluşturmaktadır.

    Hormonal kaynaklı bir cilt bozukluğu olmasına rağmen çevresel bazı etkenler de artmasına ve yayılmasına yardımcı olabilir. Özellikle beslenme sırasında ağız etrafında biriken yemek-salya karışımı gözeneklerin tıkanmasını hızlandırabilir. Ciltle temas eden bazı ürünler veya tahriş eden kumaşlar da yine sorunu artırabilir.

  • Beşinci Hastalık (Eritema Enfeksiyoza)

    Halk arasında “Kızarık yanak” olarak da bilinen beşinci hastalık, parvovirüsün yol açtığı viral bir enfeksiyondur. Belirtileri, yanakların kızarması ve dudakların soluk bir renk almasıdır. Hastalık, ismini suçiçeği ve kızamık gibi ateşle geçen hastalıklardan sonra, ateşe yol açtığı tespit edilen beşinci hastalık olmasıyla almıştır. Pek riskli olmayan yaygın bir hastalıktır ve genelde çocuklarda, nadiren de yetişkinlerde görülür.

    Beşinci hastalık, çoğunlukla hastanın yanaklarının kızarması ve ağız bölgesinin etrafının soluk renk almasıyla teşhis edilir. Ayrıca kızarıklıklar göğüste, sırtta ve karın bölgesinde de görülebilir. Isı ve güneş ışığı, kızarmaları daha da arttırabilir. Kızarıklıklar birkaç ayda bir yok olup tekrarlanabilir. Vakaların %25’inde nezle belirtilerinin yanı sıra hastaların ateşlendiği de görülmüştür. Ayrıca beşinci hastalık; baş ağrısı, vücut ağrıları ve kas ağrılarına da yol açabilir.

    Bazı insanlarda beşinci hastalık, ağrıların ve ateşin sonlanmasıyla üç hafta içinde vücutta ortaya çıkan kızarıklıklarla anlaşılır. Bazen de kızarıklıklar önceden bir belirti olmaksızın oluşur. Çoğu çocukta beşinci hastalık, belirtisiz olarak ortaya çıkar; teşhis ve tedavi edilmeden sona erer.

    Beşinci hastalık, çoğu virüste olduğu gibi bulaşıcıdır. İnsandan insana temasla, öksürükle, tükürükle veya burun akmasıyla bulaşabilir. En bulaşıcı olduğu zaman ise kızarıklıkların belirmesinden öncesi ve hastanın ateşlendiği dönemdir. Ateşin çıkmasından ve kızarıklıkların belirmesinden 24 saat sonrasında hastalık, artık bulaşıcı olmamaktadır. Hastalığın kuluçka dönemi 4 ila 14 gün arasında değişiklik gösterir; bu süre 21 güne kadar da uzayabilir.

  • Bebekğimin Gazı Var

    Bebeklerde gaz sancısı, başka bir ifadeyle kolik bebek doğduktan hemen hemen 2-3 hafta sonra ortaya çıkmakta, bebeği belli saatlerde rahatsız ederek ağlamasına yol açmaktadır. Bu durumlarda bebek acısını belli eder derecesine kuvvetli ağlar, bacalarını karnına çekerek ellerini yumruk yapar. Bu durum annelerin bebek bakımında karşılaşacakları en önemli ve ana sorunlar arasında yer almaktadır. Bu sebeple, bir annenin gaz sancısının ne olduğunu, bu durumla nasıl başa çıkılabileceğini ve neler yapılması gerektiği konusunda yeterli düzeyde bilgi sahibi olması gerekmektedir.

    İlk olarak gaz sancısının oluşmasında etkili olan faktörlerden bahsedecek olursak, kesin bir sebep göstermek pek doğru olmayacaktır. Çünkü uzmanların görüşüne göre, gaz sancısının temel olarak nedeni bilinmemektedir. Ancak, anne sütüyle beslenen bir bebek annenin aldığı besinlere karşı alerji duyabilir ve bebek mamayla besleniyorsa mamaya karşı bir tepki gösterebilir. Bunların yanı sıra, yeni doğan bebeklerde sindirim sistemi yeteri düzeyde olgunlaşmamıştır ve bebeğin günlük yaşamında meydana gelen değişikliklerin de bebeklerde gaz sancasına sebep olabileceği düşünülmektedir. Fakat bunların %100 kesin sebepler olduğunu söyleyemeyiz.

    Bebeklerde gaz sancısının meydana geliş ve süresi hakkında bilgi verecek olursak, bebek 2-3 haftalıkken gaz sancısı kendisini gösterir. Ortalama 4- 6 haftada gaz sancısı daha da yoğunlaşarak bebeği rahatsız eder. Ve de yapılan araştırmalara göre, 3 ay içerisinde bebek gaz sancısından kurtulur.

    Bebeği gaz sancısı çeken ebeveynler bu konuda alacağı tedbirler ve uygulayabileceği yöntemler vardır. Öncelikle bir doktora başvurulmalıdır. Özellikle ilk defa anne ve baba olan bireyler, bebeğinin ağlamasının kesinlikle gaz sancısı yüzünden olduğunu düşünürse yanlış olur. Çünkü orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu, bağırsak düğümlenmesi gibi sağlıksal sorunlar da bebeklerin çok ağlamasına sebep olmaktadır. Bu yüzden, bir doktorun bebeği muayene etmesi daha doğru olacaktır. Üstelik doktor, ebeveynlere bebekleri için birtakım damlalar ve bitki çayları kullanmalarını önerebilir.

  • Hangisi? Soğuk Algınlığı? Grip?

    Soğuk algınlığına 100’den fazla virüs sebep olabilir ve bu virüsler, yılda 2 ile 4 kez yetişkinleri, 6 ile 10 kez çocukları hasta eder. Soğuk havada yeterli önlem alınmaz ve vücut ısısı düşerse, özellikle solunum yolu ile burun ve boğazı besleyen damarlarda büzüşme olur. O bölgeye kan az gidince, bölgenin savunma sistemini oluşturan bağışıklık sistemi elemanları da o bölgeye az gider. Savunmanın düştüğü bölgede virüsler daha kolay tutunur ve çoğalır.
    Soğuk algınlığının ve gribin belirtileri:

    • Soğuk algınlığı yavaş seyreden bir hastalık olup,
    • boğaz ağrısı,
    • hapşırma,
    • burun akıntısı,
    • burun tıkanıklığı ve
    • hafif öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Grip enfeksiyonu ise;

    • Birkaç saat içinde aniden ortaya çıkan yüksek ateş ile birlikte
    • şiddetli baş ağrısı,
    • tüm vücutta yaygın kas ağrısı ve
    • ağır halsizlik ile belirtilerini gösterir.
    • Boğaz ağrısı, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi üst solunum yolu şikayetleri gripte hafiftir. Soğuk algınlığı ile arasındaki en önemli fark ise yüksek ateştir.

    Alerjik olan kişiler, üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyreden soğuk algınlığına daha çok yakalanırlar. Kış aylarında geçirilen nazofarenjit yani halk arasında bilinen adıyla soğuk algınlıklarının %80’inden nezle virüsü, yani “Rinovirüs” sorumludur. Rinovirüs vücuda sıklıkla, burun mukozasından özel bir moleküle bağlanarak giriş yapar. “ICAM 1” adı verilen bu molekül, aynı zamanda alerjiden sorumlu bir moleküldür ve alerjik hastaların solunum yolu zarlarında yüksek miktarda bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu molekül aynı zamanda rinovirüs yapışma molekülü olduğundan, rinovirüsler solunum yolu zarına daha kolay tutunmaktadırlar.
    Bu hastalık sinüzite veya orta kulak enfeksiyonuna daha sık neden olur. Alerjik hastalar dışında, soğuk algınlığı korkulacak bir tablo değildir.
    Alerji, kişide ilk olarak, bebekken yaşanan cilt kuruluğu ve kaşıntı ile seyreden alerjik egzama bulguları ile kendini gösterir. Çoğunlukla gıda alerjisine bağlı gelişen bu tablo, 3 yaşına doğru geçerken, zamanla solunum yolu alerjileri kendini göstermeye başlar. Öksürük, nefes darlığı ve göğüste hırıltı, hışıltı gelişmesi, alerjik bronşit ya da diğer adıyla alerjik astımın en sık gözlenen bulgularıdır. Harekete veya gülmeye bağlı gelişebilen öksürük ve nefes darlığı krizleri, bazen de kimyasal veya sigara dumanına maruziyet sonrası gelişir. Astım ile beraber, %80 hastada alerjik nezle belirtileri gözlenir. Hapşırık, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı ataklarının enfeksiyonlar dışında da gözlenmesi, sıklıkla alerjik nezleyi, diğer adıyla saman nezlesini düşündürür.
    Alt solunum yolu enfeksiyonu görülme olasılığının daha fazla olduğu 2 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri yetişkinler, hamileler, kronik kalp ve akciğer hastaları da, grip enfeksiyonu sebebiyle risk altındadır.
    Öncelikle el temizliğine büyük önem verilmelidir. Soğuk algınlığı virüsleri, hasta kişinin burun salgıları ile temas sonrası elin burna ve ağza götürülmesi sonucu bulaşır. Sık el yıkama, yüzeylerden virüs bulaşmasını engelleyecektir. Kış aylarında, özellikle öpüşme ve el sıkışma gibi selamlaşma hareketlerinden kaçınılmalıdır. Evlerin sık havalandırılması sağlanmalıdır. Havalandırma işlemi, hava kirliliğinin en az olduğu öğlen saatlerinde yapılmalıdır. Ev içi hava kirliliğine neden olan sigara dumanı ve rutubete karşı da, evde alınacak önlemler, daha az soğuk algınlığına yakalanmayı sağlayacaktır.

  • Çocuklarda Ürtiker Hastalığı

    Halk arasında “kurdeşen” olarak ta tanımlanır. Vücudunun herhangi bir yerinde oluşan ve rengi kırmızı’nın bir tonu olan kabarıklıklardır. Bu kızarıklıklar zamanla geçebileceği gibi kendini yenileyerek daha da büyüyebilir. Boyutları genelde bir bozuk para büyüklüğünden orta boy bir tabak boyutuna kadar değişmektedir. Bu hastalık gözle görülen ve karşımızdaki insanların kolayca farkedebileceği yerlerde çıkarsa ilk başta korkutabilir. Fakat 24 saat içinde geçtiği gözlemlenmiştir. Ayrıca bununla birlikte yutkunmakta ve nefes almakta zorluk çekiliyor ise acilen bir doktora başvurulması gerekmektedir. Ürtiker iki farklı tipte görülebilir. Eğer bulgular 6 haftadan kısa sürüyorsa “akut” ürtiker, 6 haftayı aşıyorsa “kronik ürtiker” adını alır.

    Başlıca nedenlere göre ürtiker tiplerini sıralarsak; dermografizm (yapay ürtiker), basınç ürtikeri, kolinerjik ürtiker, soğuk ürtikeri, solar ürtiker, kontakt ürtiker, akuajenik ürtiker olarak belirtilebilir. Başlıca ürtiker nedenleri; gıdalar, ilaçlar , gıdalardaki katkı maddeleri, solunum yoluyla alınan ev tozları, hayvan tüy ve epitelleri, vucuttaki enfeksiyon odaları, böcek ısırmaları, sistemik hastalıklar. Üretiker tedavilerine gelince; En iyi tedavi etkenin saptanması ve bu etkenden sakınılmasıdır. Bu etken akut ürtikerde daha çok gıda ve ilaçlar olduğu için mümkün olduğunca gereksiz ilaç kullanılmamalı ve balık,yumurta, kabuklu deniz ürünleri, katkı maddesi içeren gıdalardan (cips, çerez, çitos, çikolata, boyalı şeker, sakız, gazoz, kola, ketçap, mayonez, baharatlı gıdalar) uzak durulmalıdır. Yine etken ve alevlendirici olabilecek stres faktörü olabildiğince engellenmelidir.

  • Ani Bebek Ölme Sendromu

    Ani bebek ölümü sendromu (SIDS), 1 yaşın altındaki çocuklarda görülen ve beklenmedik ölümle sonuçlanan bir sendromdur. Bu sendrom, 12 aya kadar olan bebeklerde görülen en yaygın ölüm sebebidir. SIDS vakasında, bebek uyku esnasında hiçbir belirgin sebep olmaksızın nefes alamaz duruma gelir ve bunun sonucunda yaşamını yitirir. SIDS yüzünden ölen bebeklerin daha önce hiçbir sağlık sorunları olamayabileceği de açıklanmıştır.

    Çocuk karyolası ölümü olarak da bilinen SIDS hastalığının sebebi tıp alanında yapılan araştırmalar ve oluşturulan teoriler sonucunda da bilinemez olarak kalmıştır. Yıllar boyunca ani bebek ölümü sendromuna yol açabilecek etkenler araştırılmış; hastalığın oluşumuna yol açan kesin bulgulara rastlanılmaya çalışılmıştır. Bilimadamları nihayetinde ani bebek ölümü sendromu sonucu yaşamını yitiren bebeklerin bu hastalığa yatkın olduklarını açıklamışlardır. Yapılan araştırmalarda bulunan en belirgin ipucu ise bebeğin beynindeki soluma tarzını yöneten bölgesinin bulunmaması, yani bu bölgenin eksikliğidir.

    Birtakım uzmanlar ise hastalığın sebebini belirlerken uyuma şekillerinin farklılığına dayanan değişik bir teori geliştirmişlerdir. Pediyatristler, çocuğun hassas solunum sistemi üzerinde baskıya yol açacağı gerekçesiyle, çocukların anne karnı üstünde uyutulmamaları; yalnız başlarına uyutulmaları gerektiği uyarısında bulunmaktadırlar.

    Bilimadamları ve tıp uzmanlarının üzerinde anlaştıkları önemli nokta ise ani bebek ölümü sendromunun zamanından önce doğmuş olan bebeklerde daha riskli bir hal aldığı gerçeğidir. Pediyatristlere göre, erken doğumun engellenmesi hastalığın durdurulmasında önemli bir adım teşkil eder. Ayrıca uzmanlara göre bebeğin doğumundan önce annenin sigara içmemesi ve uyuşturucu kullanmaması gibi doğumdan önceye ait bakımlar da hastalığın engellenmesinde birer etken oluşturmaktadırlar.

  • Kızıl Hastalığı

    Diğer döküntülü hastalıklardan farklı olarak, bu bir viral enfeksiyon değildir. Halk arasında beta mikrobu diye de bilinen A grubu beta hemolitik streptokok isimli bir bakterinin neden olduğu ateşli döküntülü bir enfeksiyondur.

    Yine diğer dölküntülü hastalıklardan farklı olarak, döküntüler birbirinden ayrık ufak kzarıklıklar yerine vücutta genel bir kızarıklık halidir. Parmakla bastırıldığında solar, yerinde beyaz-sarımsı bir iz bırakır , parmağın çekilmesiyle 1-2 saniye içinde tekrar eski kızarık halini alır, genellikle döküntülü derinin üzeri zımpara kağıdına dokunurcasına pütürlüdür. Dirsek gibi büklüm yerlerinde döküntü oldukça koyu renkli birer çizgi halini alır. Genellikle ağız çevresi bu döküntüden etkilenmediği için, ağız çevresi daha soluk görünür Birkaç gün içinde yüzden başlayıp tüm vücuda yayılan deri soyulması gözlenebilir. Hastalığın ilk 1-2 gününde dil beyaz çilek göürünümünde iken, daha sonra dil kırmızılaşarak kırmızı çilek dili halini alır. Genellikle bademcikler hem kızarık, hem de üzeri beyaz bir iltihap tabakası ile kaplanmıştır. Genellikle hasta kişiyle temastan 1-7 gün sonra aniden yüksek ateş, baş ağrısı kusma, boğaz ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkar, boyun bölgesindeki lenf bezleri şişebilir.

    Boğazda hızlı strep A testi veya kültür ile beta mikrobu çoğu zaman gösterilebilir. Beta mikroplarının döküntü yapmadan, sadece boğaz iltihabı yapan tipleri de vardır. Bu durumda kızıldan söz edilemez, bu bir bademcik iltihabıdır.

    Her ikisi de 10 gün süreyle doktorunuzun önereceği antibiotik türü ilaçlarla tedavi edilmelidir. Ateş ve boğaz ağrısı da, yine buna yönelik rahatlatıcı ilaçlarla azaltılabilir.

  • Altıncı Hastalık (Reoseola)

    Tanım

    Roseola, genellikle 2 yaş ve altı çocukları etkileyen ve hafif atlatılan bir enfeksiyondur. Bazen yetişkinlerde de görülür. Oldukça yaygın bir hastalık olan Roseola, çoğu çocuğun anaokuluna gitme zamanında ortaya çıkar. Bu durum genellikle döküntülü, ateşli geçen birkaç güne neden olur.

    Roseola, genellikle ciddi bir enfeksiyon değildir. Nadiren, çok yüksek ateşli komplikasyonlara neden olabilir. Roseola tedavisi, yatak istirahati sağlanarak ve ateşi düşürmek için sıvı ilaç alınarak geçirilir.

    Belirtileri

    Çocuğunuzun Roseola virüsü ile enfekte olması halinde, enfeksiyon belirtileri bir ya da iki hafta içinde belirgin bir hal alır ve bu belirtilerin hepsi de görünür. Roseola ile enfekte olmak mümkündür, ama belirti ve bulgular bazen kolayca fark edilmez. Roseola enfeksiyonunun belirtileri şunlardır:

    Roseola tipik bir ani yüksek ateş ile başlar. Bazı çocuklarda hafif bir boğaz ağrısı, burun akıntısı veya öksürük ile birlikte ya da ateşli olabilir. Çocuğunuzda ateş ve şişmiş lenf düğümleri görülebilir. Ateş 3-5 gün sürer.
    Ateş düştükten sonra genellikle bir döküntü görünür ama her zaman gözlenmeyebilir. Döküntü, çok sayıda küçük pembe lekeler veya yamalardan oluşur. Bu lekeler genellikle düzdür, ancak bazıları farklılık gösterebilir. Bazı noktaların etrafında beyaz bir halka oluşabilir. Döküntü genellikle göğüs, sırt ve karın bölgesinde başlar ve boyun bölgesi ile kollara yayılır. Bu durum bacak ya da yüz bölgesine ulaşmayabilir. Kızarıklık ve kaşıntı rahatsız edici derecede değildir, birkaç gün sonra geçecektir.