Bebek Sağlığı ve Aşılar

  • Astımı Olan Çocuk Klimadan Uzak Durmalı

    Polen Alerjisinden Korur
    Özellikle ebeveynler klimaları çalıştırırken endişe ediyorlar. Çocuğunda astım, alerjik nezle ve egzama gibi alerjik hastalığı olan aileler ise klimadan daha da korkuyorlar. Astım, alerjik nezle ve göz alerjisi olan çocuklarda klima zararlı olabildiği gibi faydalı da olabilir.

    Özellikle polen alerjisi olan çocuklar için yararlı etkileri olabilir. Çünkü polen döneminde pencerenin kapalı tutulması, otomobilde pencerenin açılmaması polen alerjisinden korur. Hepa filtreli klimalar ile polenlerin ev içine ve otomobil içine girmesini engelleyebilir ve polenlerden korunabiliriz.

    Ancak klima filtreleri belirli aralıklarla temizlenmeli veya kendi kendini temizleme özelliği olanlar tercih edilmelidir. Aksi takdirde klimada oluşan aşırı nem nedeniyle klima içinde küf ve ev tozu akarları birikecek, oda içine bu alerjenler girecektir. Bu da astımlı ve alerjik nezleli çocukların hastalıklarının alevlenmesine neden olacaktır.

    Astımı Olan Çocuklar Klimadan Uzak Dursun
    Astımlı ve alerjik nezleli çocukların klima altında kalmamaları gerekir. Aksi takdirde aşırı soğuk hava akciğerlerde zedelenmelere neden olarak düzelmeyen öksürüklere neden olabilmektedir. Ayrıca zatüre hastalığına eğilimli olan astımlı çocuklar ve sinüzite eğilimli olan alerjik nezleli çocuklar çok daha kolay zatüre ve sinüzite yakalanabilir. Klima içinde Legionella pneumophila mikrobu olma eğilimi vardır. Bu sebepten klima temizliği önemlidir.

  • Hastalıktan Nasıl Korumalı?

    Kış aylarında artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Kapalı ve kalabalık mekanlarda daha fazla vakit geçirmek, okul ve kreş ortamı gibi etkenler çocukların daha sık hastalanmasına neden oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu, kış aylarında çocukları hastalıklardan korumanın yolları hakkında bilgi verdi.
    Kış aylarında çocuklarda sık görülen hastalıklar

    Hastalık yapan mikrop ve mikroorganizmaların havadaki yoğunluğunun artması, soğuk havadan dolayı vücudun daha fazla enerji harcayıp yorgun düşmesi, kapalı ve kalabalık yerlerde iç içe yaşamak kış aylarında hastalıkların artmasına neden olan etkenlerdir. Soğuk algınlığı, nezle, grip, bademcik iltihabı, soluk borusunun iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı gibi hastalıklar kışın çocuklarda daha sık görülmektedir. Bu hastalıkların çoğu ayaktan tedavi edilebilmektedir. Her çocuğun hastalıklara karşı direnç kazanması için bu hastalıkları geçirmesi gerekmektedir. En gelişmiş ülkelerde bile 5 yaşın altındaki çocuklar 1 yılda ortalama 6-8 kez hastalanmaktadırlar. Özellikle kreşe ve okula başlayan çocukların ilk senelerde daha sık hastalanması doğal bir durumdur.

    Hasta olan anneler bebeklerini emzirmeye devam etmeli
    Anne sütü bugüne kadar koruyuculuğu kanıtlanmış olan tek ilaçtır. Annenin nezle, burun akıntısı, hapşırık ve basit ateşlerinin olması, anne sütünü kesmek için bir bahane değildir. Aksine annenin vücudunda o anki mikroba karsı oluşan maddeler, anne sütüyle bebeğe geçerek hastalığa karşı koruma sağlamaktadır.

  • Bebeklerde Kızamık Hastalığı Kırmızı Alarm

    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu 1989’dan önce doğanları uyarıyor!

    2 doz kızamık aşısı olmayanların, beyin iltihabı ve kalıcı beyin hasarı ile sonuçlanma olasılığı olan Kızamık hastalığına yakalanma riski yüksek!

    Yaptığı bilimsel çalışmalarla dünya çapında üne sahip Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, bir hekim ve hoca olarak halkı bilinçlendirmenin en önemli vazifesi olduğunu vurgulayarak, 1989’dan önce doğan kişilerin aşı olmuş olsa bile kızamık hastalığı riski taşıdığına dikkat çekiyor.

    Bulaşıcı bir hastalık olan, hapşırık ve öksürük ile bulaşan, pembe kırmızı renkte döküntüler oluşturan kızamık, her 100 çocuktan 5’inde zatürre, her 1000 hastadan 1’inde beyin iltihabı ve kalıcı hasar oluşturuyor. Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; 1989 yılından önce doğan ve tek doz aşı uygulanan erişkinlerin ve hiç kızamık aşısı olmamış 1 yaş altı bebekler ile henüz 2. doz kızamık aşısını olmamış 6 yaş altındaki çocukların kızamık hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu belirtiyor.

    1989 yılından önce doğanlar dikkat!

    Nuhoğlu; 1963 yılında ilk lisansı Amerika Birleşik Devletleri’nden alınan, tek doz olarak uygulanmaya başlanan kızamık aşısının % 90-95 oranında hastalıktan koruduğunu, ancak, 1989 yılından sonra 2 doz olarak yapılan uygulamaların hastalıktan korunma oranını % 99.7’ye yükselttiğini vurguluyor. Dolayısıyla tek doz aşının uygulandığı 1989 yılı öncesinde doğmuş kişilerin ve henüz 2. doz aşıyı olmamış 6 yaş altı çocukların, kızamık hastalığına yakalanma risklerinin oldukça yüksek olduğuna değiniyor.

  • Çocuklarda Kızamık

    Kış ve ilkbahar mevsimleri çocukların sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması için uygun bir dönemdir. Kızamık da en çok kış ve ilkbahar aylarında görülen, bir tür virüsün neden olduğu döküntülü bir hastalıktır.

    Kızamık genellikle 3-10 yaş arasındaki çocuklarda görülür, çok bulaşıcı bir hastalıktır, diğer hastalıklara oranla daha ağır ve tehlikeli seyreder. Kızamıklı çocuk, döküntüsü başlamadan dört gün önce ve başladıktan dört gün sonraki dönem arasında hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Kuluçka devresi 10 -12 gün kadardır. Hasta çocuk, bu dönemde izole edilmeli, okula gitmemelidir.

    Kızamık virüsü solunum yollarındaki salgılarda bulunduğundan, hasta hapşırdığında ya da öksürdüğünde mikroplar etrafa yayılır. Havada veya bulaştığı zeminde iki saat süre ile canlı kalıp başkalarına bulaşabilir. Hasta kişiyle solunum teması, öpüşme, aynı kaptan yeme gibi yollarla virüs alınır. Bağışıklık sistemi zayıf, 2 doz kızamık aşısı yapılmamış kişiler hastalığa yakalanmak için yüksek riskli gruplardır.

    Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Önce basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlar. Halsizlik ve gözlerdeki kızarıklık belirtilerini daha sonra burun akıntısı, öksürük ve ateş takip eder. Belirtileri farkedildikten 5 gün kadar sonra küçük kırmızı ufak döküntüler görülmeye başlar. Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına ve sonra da boyuna, göğse, kollara, karına ve bacaklara yayılarak neredeyse tüm vucudu kaplar. Bu dönem 4-5 gün devam ettikten sonra yavaş yavaş ateş ve belirtiler kaybolmaya başlar.

  • Bebeklerde Doğumsal Kalça Çıkıklıkları

    Doğumsal kalça çıkıklığı (DKÇ), özellikle bebeklik ve çocukluk çağlarında görülen bir hastalıktır. Uyluk adı verilen kemiğin kalça kemiği ile eklem yaptığı bölgeye tam yerleşememesi ve eklemde bozukluk meydana gelmesi durumudur.

    Doğumsal olarak görülebilen ve daha çok bebeklik döneminde tespit edilen DKÇ’lerin görülme sıklıkları hakkında birçok farklı kaynakta değişik bilgiler yer alıyor olsa da Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre her 1000 yeni doğandan 2’sinde DKÇ görülmektedir. Her 4 DKÇ hastasının 3’ünün cinsiyetinin de kız olduğu tespit edilmiştir.

    Bu hastalık femur adı verilen uyluk kemiğinin başındaki yuvarlak kısmın kalçada karşılığı olan asetabulum denilen çukur yapıya kısmen ya da tam olarak yerleşmemesi ve asetabulumun dışında kalmasıdır. Hastalık 3 ana grupta değerlendirilebilir;
    Tam çıkık olan kalçada, femur başı tamamen asetabulum dışındadır. Bebek, dizi karnına doğru itilip bacağı dışa doğru yatırılarak çıkık yerine oturtulur. Ancak bırakıldığında tekrar çıkar.
    Kısmi olan çıkıklarda, femur başının bir kısmı asetabulum içinde bir kısmı dışa yukarı doğru yer değiştirmiştir.
    Üçüncü tipinde ise femur başı tamamen asetabulum içinde olmakla beraber iterek provake edildiğinde yerinden çıkabilir.

    DKÇ birçok sebebe bağlı olarak ortaya çıkabilir. Gerek anne karnında hormonal ve genetik faktörler, gerek gebeliğin son haftalarında oluşabilen kalçaya mekanik baskı gibi sebepler DKÇ’ye sebep olabilir. Bebeğin kundaklanması da bu hastalığa yol açabilen faktörlerdendir. Türkiye’de, Doğu Karadeniz bölgesinde daha sıklıkla görüldüğü tespit edilmiştir.
    Hastalığın belirtileri değişiklik göstermektedir. Hafif çıkıklar bebek yürüyene kadar bulgu vermeyebilir, ancak Pediatri hekimleri muayenelerinde bunu saptayabilirler. Bacakların uzunluklarında farklılıklar, kalçada ve eklem yerlerinin kıvrım bölgelerinde ve iki bacak arasında farklılıklar olması, ayakların duruş ve şekil bozuklukları, kalça çıkığı olan bacağın diğerine oranla daha az hareketli ve daha az esnek olma durumu, bebek yürümeye başladığında sendelemesi ve yürüme biçimindeki değişiklikler olması gibi belirtiler ortaya çıkabilir. İlk tanı pediatri uzmanı tarafından konulmakla beraber kesin tanı 0-12 haftalık döneminde yapılacak kalça usg tetkikleri ile 6-18 aylık dönemde ise kalça röntgenleri ile konulur. Çocuk yürümeye başlayınca herkes tarafından anlaşılır.

  • Bebeklerde Bağırsak Bozuklukları

    BAĞIRSAK BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
    Altı aydan küçük bebeklerde, en sık görülen rahatsızlıktır bağırsak bozukluğu. Sindirim sistemi genellikle normal, hatta çok iyi çalıştığı halde, bağırsakları sık sık bozulan bebekler vardır. Bu dönemde bağırsak rahatsızlıklarının nedenini işlevsel bir aksaklıkta aramak yanlış olur.

    Yaşamın bu evresinde beslenme bütünüyle başka bir insanın iradesindedir. Bebek, kendini savunamaz, istediği besinleri seçemez, hoşlanmadığı yiyeceklere karşı direnç gösteremez. Kendisi için neyin iyi olduğuna, neyin hoşuna gideceğine hep başkaları karar verir.
    Üstelik toplumumuzda, süt çocuğu için, “sağlık, eşittir şişmanlık” ilkesi benimsenmiştir. Oysa tıp ilmi, “şişmanlık, eşittir hastalık” ilkesinin arkasındadır.

    Toplumumuzda iştah kutsal bir ateş, besin ise, mucizevi bir maddedir. Bir başka deyişle, süt çocuğu dendi mi, ilk akla gelen şey beslenmedir. Diğer tüm unsurlar geri planda kalır. Bu anlayışa göre, süt çocuğunun en büyük gereksinmesi fazlasıyla doyurulmaktır.

    Bir keresinde tedavi etmem için, iki aylık bir bebek getirdiler bana. Bebekte bağırsak bozukluğu doruk noktasına ulaşmıştı. Her gün ishal oluyor, kusuyor, zavallı yavru karın ağrısından kıvranıyordu. Rahatsızlığın nedenini bir süre anlayamadım. Sonra, kuvvetlensin diye, ninesinin her gün biraz morina balığı yağı ile, iki üç kaşık şarap içirdiğini söylediler… Yine, üç aylık bir bebeği de “hiçbir şey” yemiyor kaygısıyla getirmişlerdi. Oysa; bebek, günde 2 litre süt içiyordu. En güçlü insan bünyesinin bile güçlükle özümseyebileceği bir yük karşısında, zavallı bebeğin bağırsakları elbette isyan edecekti.

    Tabii yukarıda “uç noktalardaki” olayları örnek olarak verdim. Ancak, özellikle yaşamın ilk aylarındaki hastalıkların büyük bir bölümünün beslenmedeki ölçüsüzlükler ve hatalı girişimlerden kaynaklandığını aklınızdan çıkarmanız gerektiğini bir kez daha anımsatmak istiyorum.

  • Bebeklerde Kansızlık Hastalığı (Anemi)

    KANSIZLIK (ANEMİ)

    Kanda kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) bulunur. Bu kan hücrelerinin yapısında oksijenin taşınmasını ve bu hücrelerin kırmızı olmasını sağlayan hemoglobin bulunur. Nefes alırken akciğerdeki oksijen, bu hemoglobinin yapısına bağlanarak taşınır. Bu hemoglobinin kanda bulunması gereken miktarın altında olması sonucu kansızlık (anemi) ortaya çıkar. Bu olması gereken minimum değerler erkekte 13 g/dl, kadında ise 12 g/dl dir. Bunlar dünya sağlık örgütünün belirlediği değerlerdir. 6 yaşa kadarki çocuklarda 11 g/dl, 6-15 yaş arasında ise 12 g/dl’nin altında olması kansızlığın göstergesidir.

    Dünyada kadınlarda görülme sıklığı yüzde 30-40, erkeklerde yaklaşık yüzde 20′ dir. Bu kansızlıklar arasında en çok görülen demir eksikliği anemisidir. Anemi hastalarının yaklaşık yüzde 90′ında görülür.

    DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ

    En sık görülen beslenme yetersizliği vücuda yetersiz demir alımıdır. Demir kandaki hemoglobine bağlanır ve oksijenin taşınmasına yardımcıdır. Genelde bebeklik döneminde ortaya çıkan bir durumdur. Dünyada en çok karşılaşılan kansızlık çeşididir. Çocukluk ve ergenlik döneminde de sık karşılaşılan bir rahatsızlıktır.

    NEDEN DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ OLURUZ?

    Demir alımında eksiklik: Hamilelikte ve emzirme döneminde demir daha fazla gerekir. Yeni doğan çocukların ek demir alımına ihtiyacı vardır. Bu dönemde büyüme fazla olduğundan anne sütü ya da inek sütü bebeğin ihtiyacını karşılayamamaktadır. Anne sütünün yanında demir ihtiyacını karşılayacak besinler ya da demir ilaçları verilebilir. Ergenlik döneminde de bu ihtiyaç artmaktadır. Ekonomik düzeyi yeterli olmayan ailelerde, beslenme yetersizliği sonucu bu durum ortaya çıkabilir. Uygulanan yanlış rejim, et yememek, hazır gıdalarla beslenmek demir eksikliği anemisi nedenlerindendir.

  • Bebeklerde Çarpık Bacaklılık

    Clubfoot (Çarpık Ayak ) Nedir?
    Ayakların bilekten ve parmaklardan içeri dönük olması halidir. Ayaklardaki çarpıklık doğumdan itibaren vardır ve çok belirgin bir şekil bozukluğudur. Ayak tabanları birbirine bakar. Sık görülen bir doğumsal anomalidir. Her 1000 doğumda 1 oranında görülür. Ayaklar normalden ufak ve kısadır.

    Oluş sebebi belli değildir. Ayaklar bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonundadır. Ailesindclubfoote çarpık ayağı olanların çocuklarında görülme oranı daha yüksektir.

    Clubfoot (Çarpık Ayak ) Belirtileri
    Ayak bir tarafa dönüktür ve hatta ayağın tepesi, topuğun olması gereken yerde gözükebilir. Ağrılı bir durum değildir. Deformitenin olduğu bacak ve baldır normal taraftan daha küçük ve kısadır. Bu deformite tedavi edilmezse önemli bir rahatsızlık ve sakatlık haline gelecektir.

    Clubfoot (Çarpık Ayak ) Tedavi Yöntemleri
    Germe ve alçılama: Ayağı beş ile on yılı geçen bir sürede düzeltmek, tahmin edilenden daha fazla başarı kazandırmıştır. Ponseti Yöntemi olarak bilinen bu özel yöntemde, germe ve alçılama uygulanır. Bu yöntemle doktor, daima, ayağı doğru pozisyona doğru gererek, alçıyı birkaç hafta boyunca her hafta değiştirir. Sonunda topuk tendonu, üç haftalık son bir alçıdan sonra serbest bırakılır. Ayak düzeltildiğinde, düzeltmenin sürdürülebilmesi içi çocuk iki yıl boyunca geceleri ayak desteği giymelidir. Bu son derece etkilidir, fakat ailenin ayak desteğinin günlük bakımına, aktif olarak katılmasını gerektirir. Ailenin katılımı olmadığında bu deformite hemen hemen ,kesinlikle nüksedecektir. Bunun nedeni de, ayak etrafındaki kasların ayağı anormal pozisyona geri çekebilmeleridir.

    Bu yöntemin veya her hangi bir tedavi programının amacı yeni doğan bebeğin club foot deformitesi ayağının (veya ayaklarının) fonksiyonel, ağrısız ve zamanla kalıcı yürümeye hazır olmasıdır. (Not: Bebek alçılandığında, dolaşım problemlerini gösteren; deride renk veya ısı değişikliklerini gözleyin.)

    Cerrahi Tedavi: Bazen germe, alçılama ve destekleme yöntemleri, bebeğinizin deformitesini düzeltmede yeterli olmadığında, ameliyat gerekebilir.Ameliyat, ayaktaki / ayak bileğindeki tendonları, ligamentleri eklemleri ayarlamak için gerekli olabilir. Ameliyat, çoğunlukla, 9 ile 12 aylık yaşlarında yapılır ve bebeğinizin bütün golf sopası ayağı deformiteleri aynı seansta düzeltilir. Ameliyattan sonra, iyileşinceye kadar ayak alçıya alınır. Ayağın hareketsizliği çocuğunuzun ayağındaki kasların, ayağı tekrar eski pozisyonuna geri dönmesini mümkün kılacağından ameliyattan sonra, bir seneden daha fazla süreyle özel ayakkabılar veya destekler kullanılmalıdır.

    Çocuğunuz hiç tedavi görmezse, deformitesi ciddi fonksiyonel yetersizlikle sonuçlanacaktır. Tedavi edilirse çocuğunuz hemen hemen normal bir ayağa sahip olacaktır. Ağrısız ve normal ayakkabılar giyerek koşabilecek ve oynayabilecektir. Buna rağmen, düzeltilmiş club foot deformitesi hiçbir zaman mükemmel olmayacaktır . Deformiteli ayağın 1-1,5 numara daha küçük ve normal ayaktan biraz daha az hareketli olacağına hazırlıklı olmalısınız. Çocuğunuzun deformiteli bacağının, baldır adaleleri de daha küçük kalacaktır.

  • Bebeklerde Doğuştan Boyun Eğriliği

    Kıpırcan’ı normal (vajinal) yolla doğurdum. Doğum uzun olmakla beraber zor değildi. Herhangi bir müdaheleye (forseps, vakum vs) gerek kalmadı. Doğumdan sonraki 2. ay kontrolünde çocuk doktoru Kıpırcan’a Tortikollis teşhisi koydu ve bizi bir fizik tedaviciye yönlendirdi.

    Tortikollis, türkçe tanımı ile konjenital (doğuştan) boyun eğriliği. Anne karnında duruşundan ve büyük bir ihtimalle doğum esnasındaki bir travmadan (sert hareket) kaynaklanan boyun kası kasılması. Bu kasılma sonucu boyun tek tarafa eğik duruyor ve de tedavi edilmezse bebek büyüdükçe boyun kemikleri o pozisyonda sertleşip kalabiliyor. İlk başta bebek zaten kafasını tutamıyor diye gözardı edilebiliyor bu boyun eğikliği. Bu yüzden doktorun elle boyun kaslarını kontrol edip teşhisi çok önemli. Dikkatli bir çocuk doktorunun önemini biz burada çok iyi anlayıp şükretmiştik. Erken teşhis sonrası ise tedavisi hem basit hem de etkili. Aşağıda Tortikollis hakkında birkaç güvenilir referansın linkini de ekledim.

    Fizik tedavicimiz Kolombiya kökenli çok tatli bir kadındı. Çocuk ortopedisti olduğundan ofisi uygun ekipmanlarla döşenmişti. Kadın önce Kıpırcan’ı kontrol etti. Sonra odadaki bir iskeleti kullanarak bu kasılmanın vucudun geri kalanına nasıl bir etki yapacağını ve de nasıl tedavi edeceğimizi anlattı.
    Tedavi edeceğimizi diyorum çünkü aslında görevin çoğu bize verildi.

    • Kafanın sağa ve sola dönüş menzilini eşitlemek için egzersizler.
    • Elle boyunun kasılan tarafına masaj

    Egzersizler kasılan tarafın kaslarını esnetmek için aksi tarafa yapılan hareketleri içeriyordu. Fakat bu hareketleri elle değil, çocuğun ilgisini çekecek eşya veya oyuncaklar ile yaptırıyorduk. Kafayı eğilen tarafın aksine yana omuza değdirme, kafayı eğilen tarafın aksine omuz üstünden yana arkaya çevirme ve kafayı eğilen tarafın aksine arkaya yukarı çevirme hareketlerini gün içi tekrarlamamız gerekiyordu. Bunları ufakken yüzüstü halde yatarken, sonra 6 ayı geçip oturmaya başladıkça otururken yaptırdık.
    Bir de nasıl kendimiz tutulan boynumuzu masajla rahatlatmaya ve yumuşatmaya çalışırız. Kıpırcan’ın boynuna da kremle yumuşak yumuşak masaj yapmaya çalışıyorduk.

  • Yeni Doğan Bebeklerde Doğum Lekesi Ve Döküntüler -2-

    Bu yazı bir öncekinin devamıdır.

    Çilek Renkli Hemanjiyom
    Bu hemanjiyom çeşidi çok yaygın olarak, her on bebekten birinde görülebilir. Kızlarda daha çok rastlanır; doğumda nadiren vardır. Daha çok bir yaşa doğru ortaya çıkarlar. Çilek hemanjiyomu genellikle yüzde, saçlı kafa derisinde, sırtta ya da göğüste oluşmakla birlikte vücudun her yerinde ortaya çıkabilir. Doğumda görünür olabilir veya yaşamın ilk haftalarında aniden ortaya çıkabilir.

    Kırmızı, çıkıntılı, keskin sınırlı damar kümecikleridir. Yumuşak, çıkıntılı, çilek renginde doğum izi bir çil kadar küçük veya avuç içi kadar büyük olabilir

    Aslında bu hemanjiomlar iyi huylu ve yeni oluşmuş kan damarlarının meydana getirdiği tümörlerdir. Ceninin gelişimi sırasında dolaşım sisteminden kopan, olgunlaşmamış damar yapılarından oluştuğu düşünülmektetir.

    Çilek renkli doğum izleri başlangıçta bir miktar büyüyebilir fakat eninde sonunda incimsi gri renge dönüşürler ve 5–10 yaşlarında tamamen ortadan kaybolurlar.

    Anne-babalar çok belirginleşen izleri (özellikle de yüzdekileri ) tedaviyle gidermek isterlerse de bu tip izlere hiç müdahalede bulunmamak en iyisidir. Çünkü tedavi ile iz kalma olasılığı kendi kendine iyileşmesine izin verme yaklaşımından daha fazladır. En basit tedavi baskı uygulanması ve masajdır ve bu izin ortadan kaybolmasını hızlandırır.

    Ancak göz kapağını etkiliyorsa veya görme fonksiyonunun bozuyorsa tedavi etmek için kortikosteroid tedavisi, ameliyat, lazer tedavisi, kriyoterapi (soğuk ile dondurma tedavisi de denebilir) ve sertleştirici maddelerin uygulanması gerekebilir. Bir çok uzman bu doğum izlerinin % 0.1’inde cerrahi müdahale gerektiğini düşünür.