Çocuk

  • Çocuklarda Nedensellik Kavramı

    Çocuk sürekli değişmelerle karşılaşır, acaba bunları kendi kendine nasıl açıklar?

    Farklı yaştaki çocuklardan alınan tepkiler 3 grupta toplanılır.

    1. Nedenler güdüseldir .

    -İlk yıllarda olayın nedeni ne olursa olsun neden her zaman bir insandır.

    -3-4 yaşta herhangi bir şekilde iki obje birbirine benziyor ise biri diğerine neden olur. Örneğin odadaki gölge dışarıdaki gölgenin nedeni olabilir.

    2. Nedensellik yapaydır.

    -Çocuğun ortaya koyduğu nedenler, doğrudan doğruya gerçek durumla ilgili değildir.

    -Nedenler onun hayal gücü ve yaratıcılığına karşıdır.

    3-Nedenler dinamiktir.

    -7-8 yaşındaki çocuk, sorusuna cevap aramaya başlar.

    Örnek: “Bulutlar rüzgarla hareket ediyor.” der.Nedenler daha çok mekaniktir. Örnek: “Rüzgarlar bulutu itti.” Çocuk genellemeye de gider.

    Örnek: ” Güneş ateştendir.”

    Bilgileri üzerinde fikir yürütebilir.

    Örnek: “Su hafiftir çünkü sıvıdır.

    -10-12 yaşında mantık, yetişkininki gibi gelişmiştir. Nedensellik kavramını incelemenin, çocuğun diğer kav­ramlarla ilgili düşünme şeklinin anlaşılmasına daha çok yar­dımcı olacağı sanılmaktadır.

  • Davranış Düzelmek İçin Taş Etkinliği

    Herkesin hoşlanmadığı davranışlar vardır: evde bağırmak, birisini kıskanmak, parmak emmek ya da sövmek gibi. Eğer çocuğunuzun değiştirmesini istedi­ğiniz bir davranışı varsa farklı bir yaklaşım deneyin. Davranışını değiştirmesini söylemek yerine onunla davranışı hakkında konuşun. Bu davranışı sevip sev­mediğini ya da davranışa adım adım son vermek isteyip istemediğini öğrenin. Bunun zor olabileceğini, ona yardım etmek istediğinizi söyleyin. Birlikte bir taş almaya gidin; mağazadan alacağınız, cilalı şık bir taş ya da arka bahçenizde bulduğunuz bir taş da olabilir. Taşı bir kesede ya da cebinde taşıması gerekiyor. Çocuğunuz vazgeçmek istediği davranışı yapma dürtüsü duyduğunda, taşı çıkarıp ovarken pozitif düşünceler düşünmeli ve kendi kendilerine davranışı durdurabileceklerini söylemeliler. Bir süre sonra çocuğunuz artık taşa ihtiyacı olmadığını düşünürse, taşı fırlatması için bir göl ya da nehir kıyısına gidebilirsi­niz. Taşı fırlatırken şöyle bağırsınlar “Artık seninle işim kalmadı!” Yaptığı gayreti görmeniz ve desteklemeniz çok önemlidir .

  • Bebeğinizle İletişime Geçin!

    Yaş: 3 Ay ve üzeri

    Araştırmalar bebeklerin iletişimi geliştirmek ve anlaşılmamayı azaltmak için işaret ve kol hareketlerinin kullanımından faydalandığını gösteriyor. Günlük kelimeler ve “yemek,” “içmek,” “uyumak,” “oynamak” vb. gibi faaliyetler için el kol hareketleri yapın. O kelimeyi her söylediğinizde ona uyan bir el işareti kullanın. Bu el işaretlerini bebeğin erkek ve kızkardeşlerine de öğretin. Yeni bebeklerin hecelemelerini engelleyen şeylerden biri de iletişim becerilerinin eksikliğidir. Bu, daha büyük çocukların bebekle bağ oluşturmalarına yardımcı olan ilginç bir deneyim olabilir.
    Eğer daha fazlasını öğrenmek isterseniz, bu başlık altında bir çok kitap var. Benim en beğendiğim Linda Acredolo ve Susan Goodwyn’in Bebek işareti’dir.
    * Fikir ve Tavsiye *
    Kızım 9 aylıkken bir gece ağlayarak uyandı. .. onunla yürüdüm, onu salladım, şarkı söyledim, onu sakinleştirmek için herşeyi yaptım. Bu, onun aniden “içmek” işaretini yapmasına kadar sürdü. Çok hayret verici birşeydi

  • Bebeğinizde Büyüme Geriliği Mi Var

    Dr. Ömer Tarım Uludağ Üniversitesi Tıp Fakütesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı’dır. Tarsus Amerikan Koleji’ni 1976 yılında, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1982 yılında bitirdi. Osmaniye Toprakkale Sağlık Ocağı’nda mecburi hizmetini yaptıktan sonra 1986-1990 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. Aynı üniversitenin Adölesan Ünitesi’nde iki yıl kadar çalıştıktan sonra 1991-1995 yılları arasında   Maimonides Medical Center, State University of New York’da çocuk endokrinoloji yan dal uzmanlık eğitimini yaptı ve bu dalda ‘board’ sertifikası aldı. 1995’den itibaren Uludağ Ünivesitesi’nde Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’nı kurdu ve yönetti. 1995 yılında doçent, 2000 yılında profesör oldu. 2003-2004 yılları arasında Pittsburgh Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Uludağ Üniversitesi’nde bir dönem dekan yardımcılığı ve anabilim dalı başkanlığı gibi idari görevler aldı.

    Dr. Ömer Tarım 80 den fazla bilimsel yayına katkıda bulundu ve 8 kitapta bölümler yazdı. Halen Journal of the American College of Nutrition, International Pediatrics, Journal of Clinical Research in Pediatric Endocrinology, Türkiye Klinikleri ve Güncel Pediatri dergilerinin editörler kurulunda görev yapmaktadır.

    Büyüme Geriliği Nedir?

    Büyüme geriliği çocuğun kendi cinsinden yaşıtlarına göre daha yavaş büyümesi ve/veya boyunun büyüme eğrisi üzerinde ortalamadan 2 standart sapma daha düşük bulunmasıdır. Başka bir deyişle boyun büyüme eğrisi üzerinde 3 persentilin altında olması büyüme geriliği olarak tanımlanır. Buna göre aynı yaş ve cinsteki  100 çocuktan en kısa boylu olan üç çocuk toplumun geri kalanına kıyasla büyüme geriliğine sahiptir.

    Nasıl Teşhis Edilir?

    Çocuğunuzun normal sağlık kontrolleri sırasında boy ve ağırlığının ölçülerek kaydedilmesi gerekir. Bu izlem toplum normallerine göre belirlenmiş standart grafikler üzerinde yapılmalıdır. Çocuğun büyümesi bu grafikler üzerinde izlenirken büyüme hızının normal olmasına ve anne-babanın boylarına göre beklenen genetik potansiyeline (hedef boy) uygun olmasına dikkat edilir. İzlem sırasında boy uzunluğunun yukarıda belirtilen standartların altına düşmesi halinde büyüme geriliği teşhisi konur. Büyüme geriliğinin nedeni ise çok çeşitli faktörlere bağlı olabilir ve çocuğun muayene bulgularına göre araştırılmalıdır.

    Kimlerde Görülür?

    Büyüme geriliği görülen çocukta öncelikle normal-kısa bir çocuk mu olduğu yoksa , büyüme geriliğine neden olan başka bir sorun mu bulunduğu konusuna açıklık getirilmelidir. Normal-kısa grupta iki durum söz konusudur:

    1. Konstitusyonel (yapısal) büyüme geriliği: Bu çocuklar buluğ çağına geç girerler, fakat buluğ ile birlikte hızla uzayarak normal erişkin boyunu yakalarlar. Bu şekilde geç boy atma hikayesi  genellikle anne ve/veya babada da vardır.
    2. Genetik boy kısalığı: Bu çocuklar normal zamanında buluğ çağına girerler ve fakat erişkin boyları kısa kalır.

    Diğer ana gruptaki çocuklarda ise beslenme ile ilgili sorunlar, sistemik bir hastalık veya hormon eksiklikleri söz konusu olabilir.

    Beslenme yetersizliği dünyada ve ülkemizde en sık görülen büyüme geriliği nedenidir. Bu durum tüketilen enerji ve/veya protein yetersizliğine bağlı olabileceği gibi bazı besin öğelerinin (demir, çinko gibi) eksikliği sonucu da görülebilir. Bazen besinlerin barsaklardan emilmesini bozan hastalıklar da sorumlu olabilir.

    Çocuklarda görülen hemen hemen bütün doğuştan veya kronik hastalıklar büyüme geriliği yapabilir. Örneğin ; kromozom hastalıkları (Turner sendromu, Down sendromu), düşük doğum ağırlığı, kemik hastalıkları, metabolik hastalıklar, kronik böbrek, karaciğer, kalp, akciğer hastalıkları, iyi kontrol edilmeyen diyabet, kronik enfeksiyonlar, uzun süreli ilaç kullanımı (özellikle kortizon tedavisi) sayılabilir.

    Tiroid hormonlarının ve büyüme hormonunun doğuştan ya da edinsel eksikliği de büyüme geriliği ile kendini gösterebilir.

    Büyüme hormonu eksikliği klasik olarak belirgin büyüme geriliği, büyüme hızında yavaşlama, kemik yaşında gerilik ve boy kısalığını açıklayacak başka bir neden yokken büyüme hormonu uyarı testleri ile büyüme hormonu salgılanmasının yetersiz olduğunun gösterilmesi ile teşhis edilir. Genetik kusurlar, yapısal veya doğuştan  ve edinsel  hipotalamus ve hipofiz hastalıkları nedenler arasında sayılabilir. Kanser tedavisi için kullanılan radyoterapi ve kemoterapi ile travmatik beyin hasarı hipofiz bezinin zarar görmesine yol açmaktadır. Kanser  hastalıklarında yaşam süresinin uzaması bu grubun sıklığını da artırmaktadır. Bununla beraber büyüme hormonu eksikliği olgularının büyük bir kısmının nedeni belli değildir. Büyüme hormonu eksikliğinin toplumdaki sıklığı 1:4,000 ile 1:60,000 arasında verilmektedir. Bu rakamların net olarak saptanamamasının bir nedeni de büyüme hormonu eksikliğinin genellikle tam değil, kısmi olmasıdır.

    Genetik Bir Miras mıdır?

    Çocuğun genetik potansiyeli, takip ettiği büyüme çizgisi ile karşılaştırılmalıdır. Büyüme hızında genetik potansiyelinden uzaklaşma erken uyarı olarak değerlendirilmelidir. Aşağıdaki formül, genetik potansiyel ile ilgili bir tahminde bulunmamızı sağlayabilir.

    • Erkek çocuk için: (Anne boyu + baba boyu +13) ÷ 2
    • Kız ocuk için: (Anne boyu + baba boyu – 13) ÷ 2

    Bu yöntemle hesaplanan hedef boy büyüme eğrisi üzerinde 18 yaş için işaretlenir. Bu nokta çocuğun izlediği büyüme kanalının ulaşacağı nihai boy ile karşılaştırılır. Eğer bu iki nokta arasındaki fark 5 cm’den küçükse, çocuğun büyümesi genetik potansiyeline uygundur. Eğer fark 5 cm’den büyükse, büyüme geriliğinin başka bir nedeni olabileceği düşünülmelidir. Nihai boyun öngörülmesi için kullanılan bir diğer yöntem kemik yaşının belirlenmesine dayanır. Bu yöntemde sol el ve el bileği grafisi ile saptanan kemik yaşına göre çocuğun erişkin boyunun yüzde kaçına sahip olduğu ve dolayısıyla ulaşacağı son boyu tahmin edilebilir. Bu yöntem normal büyüme hızına sahip olan çocuklar için geçerlidir ve büyüme hızı normal değilse yanıltıcı sonuçlar verebilir.

    Büyüme Geriliği Tedavisi Anne Karnında mı Başlar?

    Aslında sorunun önlenmesi genellikle tedavi edilmesinden daha kolaydır. Birçok sağlık sorununda olduğu gibi büyüme geriliği de anne karnında başlayabilir. ‘İntrauterin’ büyüme geriliği denen bu durum bebeğe, anneye ve ikisi arasındaki iletişimi sağlayan plasentaya bağlı olabilir. Annenin şeker hastalığından bebeğin kromozom kusurlarına kadar birçok sorun bebekte büyüme geriliğine neden olabilir.

    Anne Karnındayken Bu Anlaşılır mı? Nasıl Testler Uygulanır?

    Gebelik dönemi bebeğin bütün yaşamını etkileyebilecek sorunlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle annenin ve bebeğin sağlığının çok iyi izlenmesi gerekir. Bebeğin gebelik haftasına göre ulaşması gereken vücut ölçüleri doğum hekimi tarafından ultrasonografi yardımıyla değerlendirilmelidir. Ayrıca annenin kanında yapılacak hormonal değerlendirme (üçlü test gibi) ile birçok sorunla birlikte büyüme geriliğine de neden olabilecek kromozom kusurları (Down sendromu gibi) saptanabilir. Annenin kan basıncı, kanındaki demir düzeyi ve tiroid hormonları bebeğin sağlığı için çok önemlidir.

    Annenin Bebeğin Gelişimi İçin Beslenmesi Nasıl Olmalıdır?

    Annenin gebelik boyunca sağlıklı ve dengeli bir beslenme planlamasına ihtiyacı vardır. Toplam enerji gereksiniminin karbohidrat, yağ ve protein grubundan alınması gerekirken diyetin yeterli vitamin ve mineral içermesi sağlanmalıdır. Annenin tartı alımı doğum hekimi tarafından izlenmeli ve gerekirse diyet uzmanının yardımıyla kontrol altında tutulmalıdır.

    Doğum Sonrası Büyüme Geriliği Nasıl Anlaşılır?

    Zamanında doğan bir bebeğin ağırlığı 2500-4000 gram ve boyu 50 + 2 cm’ dir. Hayatın en hızlı büyüme dönemi ilk yıldır ve bebek doğumdan bir yaşına kadar boyunu yaklaşık %50 artırarak (+25 cm) 1 yaşında 75 cm’ ye ulaşır. Bundan sonra,

    2. yılda 12.5 cm
    3. yılda 10.0 cm
    4. yılda 7.5 cm
    Sonraki yıllarda 5.0 cm büyür.

    Ergenlik döneminde ise, senelik büyüme hızı kızlarda 8-10 cm, erkeklerde 10-12 cm’ ye çıkar. Belirtilen hızlardan daha yavaş büyüyen çocuklar büyüme eğrisi üzerinde beklenen standartların altında kalır ve büyüme geriliği teşhisi konur. Büyümenin izlenmesi mutlaka ağırlık ölçümleri de dikkate alınarak yapılmalıdır. Büyümenin normal hızda devam edebilmesi için ilk koşul ağırlık artışının da normal olmasıdır. Normal bir bebek doğum ağırlığını 5. ayda 2 katına, 1 yaşında 3 katına çıkarır. Bundan sonra yılda yaklaşık 2 kg kazanır. Eğer çocuğunuzun daha önce izlediği çizgiden bir sapma olursa nedeni araştırılmalıdır.

  • Çocuklarda Korku Ve Nedenleri

    Korku, bazı ailelerde ya da okulda bir disiplin aracı olarak sık kullanılmaktadır. “Beni üzersen hastalanıp ölürüm annesiz kalırsın.” “Seni disipline vereceğim, başka okula gidersin.” gibi sözler çocukları içten içe tedirgin ederek bir süre içine sindirebilir. Buna benzer; çocuğu suçlama, sindirme ve kendine acındırma yaklaşımları çocukta korkunun gelişmesine neden olmaktadır.

    Kimi evde çocuk, korkutulmadığı halde ürkektir, korkaktır. Anneler çocuklarını hiç korkutmadan eğittiklerini söylerler ancak temelinde annenin kendisinin birçok korkusu olduğu ortaya çıkar. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde böcek görünce çığlığı basması, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamaması gibi davranışlar içinde olması çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.Korkutma yönteminin hiç kullanılmadığı evlerde sıklıkla görülen başka bir durum da aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumdur. Bu tutumla yetişen çocuğa; ”Aman, düşersin!” “Çocuklara sokulma, döverler.” ” Sen karşıya geçemezsin, dur ben geçireyim.” diyerek çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu inancı aşılanır. Çocuk adım atsa yanında birisi vardır ve yardıma hazırdır. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış bir çocuk, neyin tehlikeli, neyin tehlikesiz olduğunu öğrenmeye olanak bulamaz. Her şeyden ürker, kendi gölgesinden bile korkar.

    Kimi evlerde sık başvurulan bir yöntem de Tanrı’yı yardıma çağırmaktır. “Sus, Allah,seni taş eder! Çarpılırsın! Allah her yaptığını görür!” gibi. Bu yönteme sık sık başvurulması, çocuğun kendini kötü hissetmesinin yanında Allah’a karşı öfke ve korku duyguları geliştirmesine yol açabilir.

  • Çocuğunuz Yuvaya Başladıysa Ve Sorunlar Yaşıyorsa

    Çocuğun yuvaya başlaması,hem aile,hem de çocuk için çok önemli bir ilk adımdır.Bu konuyla çocuktan çok,aileler birçok kaygı yaşayabilirler.
    Özellikle de anneye fazla bağımlı,evde tamamen kuralsız yaşamış çocukların aileleri daha da endişelidirler.Yuva öncesinde birtakım kuralları öğrenmiş,sınırlarını bilen,sabretmeyi ve beklemeyi öğrenmeye başlamış,aile ile bağımlılık ilişkisi yerine bağımsızlık özelliğini kazanmış bir çocuk yuvaya başlama konusunda pek bir sorun yaşamayacaktır.
    Bir çocuk sayılan bu özellikleri kazanamamışsa yuvaya gitmesi zaten daha aciliyet kazanmış bir hale gelmiş demektir.
    Çocuk için uygun yuvaya karar verildiğinde,çocuğa bundan sonra oyun oynayabileceği,arkadaşlar edineceği ve yeni bilgiler öğreneceği bir okula gideceği,orada öğretmeni ve onunla ilgilenecek büyüklerin olacağı söylenmelidir.
    İlk gün mümkünse yuvada fazla kalınmamalı,ilk bir hafta okulda kalma süresi yavaş yavaş arttırılmalıdır.
    Yeni başladığı dönemde çocuğa fazla soru sormak,yuvayı fazla övmek,özellikle ne yediğiyle fazla ilgilenmek ve sık sık yuvaya gidip çocuğu görmek yuvaya uyumunu engelleyebilir.
    Çocukla ilgili bilgileri de çocuğunuz yanınızda değilken yuva yetkilisinden almalısınız.
    Çocuğu sorularla bunaltmak yerine,kendi anlattığı bir şey olursa onu dinleyip,okula başladığı için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu belirtebilirsiniz.
    Çocuğunuz yuvaya başladıktan sonra,birgün karşınıza geçip ağlayarak veya midem bulanıyor gibi bahanelerin arkasına sığınarak yuvaya gitmek istemediğini söyleyebilir.Öncelikle paniğe kapılmadan sıkıntısının ne olduğunu anlamaya çalışmalısınız.Çocukların yuvaya gitmek istememeleri,yuva ile ilgili bir sorundan kaynaklanmayabilir.Yeni bir kardeşin geliyor olması,anne veya baba ile ilgili sıkıntılar ve evde olan huzursuzluk gibi,birçok neden,çocuğun yuvaya gitmek istemediğini belirtmesine neden olabilir.
    Bazen ebeveyn çareyi çocuğu okuldan almakta bulur ve yuvaya göndermeyi ileri bir tarihe erteler.Böyle bir erteleme genellikle çözüm olmaz ve bu çocuklar ilkokula başladıklarında da benzer belirtiler gösterirler.Bu konuyu yuvada ki uzmanla çözmek her çocuğa göre ayrı strateji geliştirmek gerekebileceği için en uygun çözümdür.
    Yeni eğitim-öğretim döneminin okul-aile işbirliği ile istenen kaliteye geçmesi için paylaşımlarımızın daha çok olması dileği ve sevgilerimizle.