Çocuk

  • Bebeklerde Geçmeyen Öksürük Tedavisi

    Geçmeyen öksürüğü nasıl geçirebiliriz?
    Anneleri en mutsuz eden şeylerden biridir çocuklarının geçmeyen öksürüğü. Hastalık biter, yükselen ateş düşer, yemeyen çocuk yemeye başlar neşesi yerine gelir ama o öksürük bir türlü geçmez. Aynı dert bende de var ve bu bana en çok sorulan sorulardan biri “Bu öksürük nasıl geçecek?” Benim uyguladığım ve duyduğum birkaç yöntem var. Öncelikle belirtmeliyim ben öksürük şurubu vermeyi pek sevmiyorum ve doktor özellikle verin demezse kesinlikle vermiyorum. Çoğu doktor da öksürüğün şurupla geçirilmemesi gerektiğine ve çocuğun öksürmesinin faydalı olduğuna inanıyor.

    Prof. Ahmet Rasim küçükusta şöyle diyor:
    “Öksürüğün karşılığı şurup gibi bir imaj vardır. Hap verildiği zaman niye şurup değil denilmektedir. Şuruplara bir takım aromalar da ilave ediliyor. Bu da başka bir problem. Doğal değil, kimyasal madde. Renk, tat olarak içilebilir hale getirmek için konulan kimyasal maddeler. 30-35 senedir göğüs hastalıklarıyla uğraşıyorum. İnanın ki ilk yıllardan beri öksürüp şurubu veya hapının bir faydası tespit edilmemiş. Balgam söktürücü diye bilinen bazı ilaçlar var. Bunların da tamamı çocuğu daha çok öksürtmekten başka bir işe yaramıyor. 200’den fazla virüs türü var. Bu virüsler, nezle, farantjit, ses telleri iltihabı, bronşit yapıyor. Özellikle küçük çocuklar topluma girdiği yıllardan itibaren hastalanıyor. Her geçirdikleri efneksiyondan sonra kalan bağşıklık sayesinde, giderek hasta olmaz hale geliyor. Çocuk yuvaya veya kreşe başladığı ilk sene 3 gün okula gider bir hafta gidemez. İlk yıl böyle geçer. İkinci yıl azalır. 4-5’inci senede yılda bir ikiye iner. Bu durumlarda öksürük çocuğu rahatsız ediyorsa, gece uykudan uyandırıyorsa kusuyorsa o zaman öksürüğü giderici bir takım uygulamalar yapmak gerekir. İlaç vererek olmaz. “

    Ama tabii öksürük uzun sürünce ve çocuğun hayat kalitesi etkilenince artık bir şeyler yapmak gerekiyor ve doğal yöntemler bence en güzeli. Öksürüğün baş nedenlerinden biri geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı. Bunu engellemenin yolu da çocuğunuzun burnunu sık sık tuzlu suyla açmak. Hasta olduklarında doktor burunlarını günde 3-4 kere açmanın faydalı olacağını söylüyor. Burnunu açık tutmak kulakta enfeksiyon olmasını da bir nebze engelleyebiliyor.

    Akşam yatmadan önce ve okuldan gelince de adaçayı gargarası yaptırmak çok faydalı diyorlar. Gribe ve salgın hastalıklara karşı iyi bir yöntem. Her gün taze hazırlanmalı. 24 saat boyunca dolapta durabiliyormuş. Ben ıhlamuru da çok seviyorum ve çocuklara ballı ıhlamur içiriyorum. Alıştıkları için çok seviyorlar. Tabii ki çok fazla vermeyin, herşeyin fazlası zarar. Bir bardak yeterlidir.

  • Parmak Ucunda Yürümek Hastalık Habercisi Mi?

    Çocuklar neden parmak ucunda yürür? Parmak ucunda yürümek hastalık habercisi mi? İşe bu soruların cevapları…

    Çocuğunuz parmak ucunda yürüyorsa, özellikle de yeni yürümeye başladıysa o zaman mutlaka bir Ortopedi ve Travmatoloji uzmanına gitmek gerekir. Çünkü bu durum geçici olabileceği gibi; kalıcı olabilecek bir hastalığın da ön habercisi olabilir.

    Çocuklarda görülen parmak ucunda yürümenin nedenlerini Hisar Intercontinental Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Teoman Benli şöyle anlattı:
    “Çocuklar genellikle 12-18 ay arasında yürümeye başlar ve ilk yürüyüş, halk arasında apalamak olarak da bilinen çocuğun dengesini sağlamak için dizlerini hafif büküp, ayaklarını hafif içe döndürerek, yalpalayarak ve kısa adımlarla yapılandır. Aileler genellikle çocuklarında bu dönemdeki içe basmadan şüphe edip doktora götürürler.

    Ne var ki bu çocukların büyük bir çoğunluğu normaldir ve yürüyüşleri fizyolojik gelişimlerinin bir parçası olarak böyledir. Ancak çocuk parmak ucunda yürüyorsa o zaman mutlaka bir Ortopedi ve Travmatoloji uzmanına gitmek gerekir. Gerçi bu çocukların yine önemli bir kısmı idiopatik olup, yani sebebi bilinmeyen cinsten olup, tedavi edilmeksizin kendi kendine düzelebilir.”

  • Çocuklarda Atopik Dermatit

    Hiçkimse bebeğinin prüzsüz cildinin bu kadar küçük yaşta sorunlu olabileceğini düşünmez. Ne varki atopik dermatit ve çocukluk çağı egzaması sıklıkla rastlanan bir durum. Kullanacağınız ürünler bu durumun tedavisinde büyük önem taşıyor.

    Çocukların en sevimli dönemlerinde rastlanan ve bu dönemin zaman zaman tatsızlaşmasına neden olan atopik dermatit, çocukların yüzde 1 ila 3’ünde görülen bir hastalık.

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayfer Aydın, çocuklukta bu hastalığın en önemli görülme nedenini; atopi yani ailede anne veya babada alerjik bir hastalığın var olmasına bağlıyor.

    Bebek cildinde atopi ve egzama sorunu nedir?

    Atopi; hassas ve gelişmemiş bebek cildinde görülen en büyük cilt sorunlarından birisidir. Genellikle bebekler iki-üç aylıkken ortaya çıkar.

    Kronik, bir cilt hastalığıdır. Kol içi, bacak arkası, boyun ile gövdenin birleştiği yer, ağız kenarı gibi cilt kıvrımlarında görülür. Aşırı cilt kuruluğu ve lezyonlar ile kendini belli eder. Kaşıntı ve sürekli rahatsızlık hissi gibi semptomları, bebeklerde uyku bozukluklarına sebep olur. Kortizon içeren kremler ve antihistaminik ilaçlar tedavide kullanılan geleneksel çözümlerdir. Atopoik dermatit eğilimi günümüzde her geçen gün artmaktadır.

    Peki ya tedavisinde neler yapılmalı?
    Çok kaşıntı olan ve çocuğun yaşam kalitesini, uykusunu, neşesini kaçıran bu durumda tedavinin en önemli kısmı, tetikleyici faktörlerden uzak durmak ve önleyici tedirler almaktır.

    • Hastalığı tetiklediği bilinen yünlü, sentetik kıyafetler yerine pamuklu kıyafetler kullanılmalı.
    • Çocuğun çamaşırı yıkanırken deterjan yerine sabun tercih edilmelidir.
    • Derinin nemlendirilmesi tedavinin en önemli parçasıdır. Deri kuruluğu kaşıntıyı ve hastalığı şiddetlendirdiği için bol nemlendirmek esastır.
    • Kaşıntı ya da sıyrıklar sebebiyle oluşan enfeksiyon riski durumlarında tedaviye topikal bir antibiyotikli krem eklenebilir.
    • Hastalık tekrarlayıcı ataklarla kenndini yineleyen tarzda ve çocuğun yaşam kalitesini önemli ölçüde etkildeiği için atopik dermotiti olan bir çocuğun ailesinin çok bilinçli olması ve onu düzenli takip eden ve tedavisini düzenleyen bir dermatologunun olması tedavisinde en doğru yol olacaktır.
  • Çocuklarda Mikrosefali Ve Nedenleri

    Mikrosefalinin bebeğin baş çevresinin küçük olmasının sonucu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşe Serdaroğlu, hastalıktaki sebepleri sıraladı…

    Mikrosefali bebeğin baş çevresinin aynı yaş ve cinsiyetteki akranlarından belirgin derecede küçük olmasıyla giden nadir nörolojik bir durumdur. Bazen doğumda bazen de bebeğin hekimi tarafında kontrollerinde fark edilir. Hekim vücut ağırlığı, boy ve baş çevresi ölçümlerini toplumlar için özel olarak geliştirilmiş tablolara bakarak değerlendirir ve 2 standart ve üzerindeki sapması varsa; sebebe yönelik araştırmalar yapar.

    Mikrosefali anormal beyin gelişimi ile sonuçlanabilir

    Mikrosefali çok çeşitli genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak görülebilir. Genellikle bu durum bebeğin gelişim basamaklarını da etkileyebilir. Anormal beyin gelişimi ile sonuçlanabilir. Ancak mikrosefalisi olan bazı çocuklar normal zeka düzeyine ve normal nörolojik gelişime sahip olabilirler. Bu durum mikrosefalinin altta yatan sebep ve eşlik eden nörolojik problemlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

    Mikrosefalinin en önemli sebepleri şunlardır:

    • İzole ya da sendromik genetik hastalıklar
    • Bazı metabolik hastalıklar
    • Gebelikte ilaç, alkol ve toksik madde maruziyeti
    • Gebelikte annenin geçirdiği enfeksiyonlar, yetersiz beslenmesi, folat eksikliği, plasental yetmezlik, hipotroidi
    • Doğum sırasında hipoksiye maruz kalma, enfeksiyonlar (menenjit, ensefalit), inme, travma
    • Bazı kromozomal anormallikler
    • Kraniosinostoz (kafa kemiklerinin erken kapanması)
    • Kronik hastalıklar (hipotroidi, kurşun zehirlenmesi, kronik böbrek yetmezliği, doğumsal kalp hastalıkları

    Bebeğin nörolojik durumunu eşlik eden problemler belirler. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    • Gelişme geriliği (konuşma ve hareketlerin etkilendiği)
    • Denge ve koordinasyon zorlukları
    • Boy kısalığı
    • Yüzdeki anormallikler
    • Hiperaktivite
    • Epilepsi
    • İntellektüel yetersizlik
    • Mikrosefali tedavisi

    Mikrosefalinin kesin tedavisi yoktur. Kraniosinostozlar (sütürlerin tam ya kısmi kapalı olası) gerekirse cerrahi olarak tedavi edilir. Cerrahi zamanı erken kapanan sütürlerin yeri ve sayısına göre değişir. Eşlik eden nörolojik problemler tedavi edilerek çocuğun hayat kalitesi artırmaya çalışılır.

  • Bu Hastalıklar Doğum Esnasında Çocuğa Bulaşabilir!

    Hamilelik veya doğum esnasında anneden çocuğa geçen cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gelecek nesli de risk altında bırakıyor…

    Günümüzde önemli sağlık sorunlarından biri olan cinsel yolla bulaşan hastalıkların, yıllardır bireysel ve toplumsal problem olarak varlığını sürdürmeye devam ettiğini belirten Üroloji Bölümü Op. Dr. İbrahim Duman, “AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır” dedi.

    Doğum esnasında çocuğa da bulaşabilir

    Bu hastalıklara son yıllarda ölümcül AİDS’in de dahil olması, önemini bir kat daha arttırmıştır. Bu hastalıkların birçoğunun gebelik veya doğum esnasında çocuğa da bulaşabilmesi, gelecek nesli de risk altında bırakmaktadır. Bu nedenle özellikle anne adaylarının bu duruma dikkat etmesi gerekmektedir.

    Virüs, 25 yıl önce ortaya çıktı

    Cinsel yolla bulaşma özelliği olan 30’dan fazla mikroorganizmanın tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Duman, şunları söyledi:

    Birçok ülkede hasta kayıt sistemleri yetersizdir. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan hastalıkların sıklığını bildirilen rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçek sıklığın, bildirilenden çok daha fazla olduğunu düşünmeliyiz. AİDS virüsü yaklaşık 25 yıl önce ortaya çıkmış ve hızla yayılmıştır. Hastalık, ölüm sebepleri arasında ön sıralara yükselmektedir. Gelecekte hastalığa bağlı ölümlerin, hızla artmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.

    Aids ve Frengi Türkiye’de daha az görülüyor

    Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklardan, sadece AİDS ve frenginin sıklığı hakkında bilgiler bulunduğunun altını çizen Op. Dr. Duman, bildirilen sayıların da dünyadakine kıyasla oldukça düşük olduğunu belirterek, “Aile ve eşlerinden uzun süre ayrı kalan askerler, gemiciler, işçiler, göçmenler, uzun yol şoförleri ve serbest cinsel yaşamı olan turistlerde, madde bağımlılarında bu hastalıklar daha sık görülmektedir” diye konuştu.

    Gebelikte anneden çocuğa geçebilir

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların cinsel ilişki dışında da bulaşma yollarının olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Duman, “Kontrolsüz veya yeterli kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünlerinin naklinde, anneden çocuğa gebelikte, doğum sırasında, emzirme döneminde, hastanelerde cerrahi ve muayene malzemelerinin yeterince temizlenmemesi durumunda, berberlerde ortak kullanılan malzemelerden, umumi tuvalet, banyo ve benzeri yerlerdeki mikroplarla kirlenmiş kapı kolları, musluk vanaları, klozet kenarlarından bu hastalıklar bulaşabilmektedir” dedi.

    Vücut sıvıları ve kanla temas olmamalı

    Kişinin kendinde ya da eşinde cinsel yolla bulaşabilen bir hastalığın olmadığını bilmesinin iki şekilde mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Duman; AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların etken mikroorganizmaları, menide, vajina ile rahim ağzındaki salgı ve akıntılarda, tükürükte, kanda, ağız, dudakla cinsel organların deri ve mukozalarında bulunur. Deri ve mukozalardaki çatlak ve yaralar mikrobun bulaşmasını kolaylaştırır. Görüldüğü gibi hastalıkların bulaşmaması için vücut sıvıları ve kanla temas edilmemesi gerekir, dedi.

  • Hamilelikte Stres, Doğum Sonrasında Da Bebeği Etkiler!

    Doğum öncesi stres, doğum sonrasında da anne ve bebeği etkiliyor

    Hamile kadınların yaşadığı stresin doğum sonrasında da olumsuz etkilerinin olduğunu, yapılan çalışmalarında gösterdiğini söyleyen Dr. Yavuz, bunların; komplikasyonu riskini arttırması, doğum sonrası dönemde yenilik karşısında uyum sağlamada güçlük, ürkek davranışlar gözlemesi, 3-5 yaş döneminde toplam zeka bölümünde ve dikkat performansında düşüklük, dil becerilerinde gerilik, kaygı ve depresif bozukluk, ergenlik döneminde ise DEHB ile ilişkili belirtilerin görülme riski olarak belirtiyor.

    Yüksek annelik stresi ve anksiyetenin, anne-çocuk etkileşimini bozduğu ve bebeğin ruhsal gelişimi üzerine olumsuz sonuçlar doğurduğunu bilmekteyiz. Rochester Tıp Merkezi’nde yapılan çalışmalara göre hamilelik döneminde yaşanan stres plesentada değişiklik yaratıyor bu da bebeğin nörogelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Genelde hamilelik döneminde yaşanan stresin bebek üzerinde ki etkilerine yönelik araştırmalar yapılmıştır. Ancak prenatal dönemde yaşanan stresin anne adayları üzerinde ki kısa ve uzun vadedeki etkileri göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Yavuz, sözlerine; “Hamilelikte yaşanan stres, doğum sonrası depresyonu tetikliyor. Ayrıca hamilelik döneminde strese maruz kalan anne adaylarının doğum sonrası yeni doğanla bağlanma sorunları ile başlayabilen iletişim sorunları yaşamaları muhtemel olmaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında anne adaylarının doğum öncesi stresten uzak kalmaları için öncelikle gebeliğin istenildiği ve hazır hissedildiği dönemde gerçekleşmesi önem kazanmaktadır. Anne adayları strese maruz kaldıklarını fark ettiklerinde hamilelik döneminde psikolojik destek almaları, duyguları ifade etmek, alternatif düşünme yöntemleri geliştirmek, stresle başa çıkma ve problem çözme becerilerini kazanabilmek açısından yardımcı olacaktır.” şeklinde devam ediyor.

  • Çocuklarda Kesikler,elektrik Çarpması Ve Zehirlenme Durumları

    Kanama

    Burun kanaması olduğunda, çocuğu başı bacaklarını arasında olacak biçimde oturtun. Kanamanın durması için, eğer ağzından soluk alabiliyorsa, burnunu parmaklarınızla mandal gibi sıkıştırın ve bu şekilde 10 dakika kadar bekleyin.

    Küçük bir yarayı temiz bir pamuk ya da mendille kapatın. Ve kanama durana dek üstüne bastırın. Eğer yaranın içinde cam parçası ya da başka bir nesne varsa, yaranın üzerine değil çevresine baskı uygulayın. Bir kesiği sarmak için çocuğu yatırın ve kesilen yeri bedeninden yükseğe kaldırın. Yarayı sardıktan sonra, kan dolaşımını etkilemeyecek biçimde baskı uygulayın.

    Yaradan kan fışkırıyorsa, indirekt baskı uygulayın, örneğin yara kolunun üstündeyse kolun üst arka yanından, bacaktaysa ön baldırdan bastırın. Eğer parmaklarda ya da kol ve bacakta şiddetli kanama varsa, önce plastik şeritle üstünü kapatın, sonra bezle sarın ve üstüne ayrıca buz sarın. Bu şekilde yaranın üstüne bastırarak çocuğunuzu hastaneye götürün.

    Kafa üstündeki bir yaranın üstüne baskı uygulamayın, yalnızca temiz bir materyal ile kapatarak çocuğu hemen hastaneye götürün. Kafada herhangi bir yara oluştuğunda burundan ya da kulaktan kan gelirse acil bir durum olasılığı vardır. Ciddi tüm kanamalar için acil tıbbi müdahale gerekir, bu nedenle derhal ambulans çağırın.

    Elektrik Çarpması

    Eğer çocuk çarpıldıktan sonra hala elektrik kaynağına dokunmaktaysa, ana elektrik sigortasını kapatın ya da tahta bir eşya veya sandalye ile onu elektrik devresinden iterek uzaklaştırın. Sizin de elektrik devresinin bir parçacı olmanızı önlemenin en güvenli yolu lastik bir çizme giymeniz ya da büyük bir gazete yığınının veya plastik çöp kutusu kapağının üzerinde durmanızdır. En son çare olarak, çocuğa dokunmadan kuru giysinin bol bir tarafından çekerek çocuğu devreden çıkartabilirsiniz.

    Elektrik çarpmış çocuğa yanık tedavisi uygulamanız ya da suni teneffüs yapmanız gerekebilir. Baygın ama suni teneffüse gerek yoksa, solunum yollarının açık olduğundan emin olarak onu sert bir zemine yatırın ve yardım için acil servisi arayın.

    Zehirlenme

    Küçük çocuklar sık sık bilmedikleri maddeleri tanıdıkları yiyeceklere benzeterek ya da yalnızca merak ettikleri için ağızlarına atarlar. Zehirli maddeleri çocukların ulaşamayacakları yerlerde saklamak çok önemlidir. Bilincini kaybeden çocuğa suni teneffüs yapmak gerekebilir. Aşağıda birkaç zehirlenme türü yer almaktadır.

    İlaç ve Alkol Zehirlenmesi

    Belirtiler

    İlaç yutmuş ya da alkollü içki içmiş bir çocuk baygın olabilir, kusma, baş dönmesi, karın ağrısı olabilir. Uyarıcı ilaç yuttuysa terleme ve bilinçsiz hareketler görülebilir, narkotik ilaç almışsa onu uyku yapar.

    Tedavi

    Etkilerin kendi kendine geçmesini beklemeden, eğer yuttuğu şeyi söylediyse boş şişeyi ya da kutuyu alarak hastaneye götürün. Nedenini öğrenemediyseniz, ama çocuk kusuyorsa, bir miktar örnek alıp hastaneye çocuk ile birlikte götürün.

    Temizlik Maddeleri

    Belirtiler

    Aseton, çamaşır suyu ve temizlik sıvılarının çocuklar tarafından içildiği bilinmektedir. Belirtileri dudaklarının şişmesi, ağız çevresindeki yanık yaraları, kanlı kusma ve soluk almada güçlüktür.

    Tedavi

    Ağız çevresinde sıvı varsa silin, sıvı giysisine dökülmüşse hemen giysiyi çıkartın ve hastaneye götürene dek üç veya dört bardak süt içmesini sağlayın, kusturmaya çalışmayın.

    Bitki, Tohum ve Mantar

    Belirtiler

    Pek çok tohum, yaprak ve mantar cinsi öldürücü derecede zehirlidir. Mide krampı ve kusma görülebilir.

    Tedavi

    Şiddetli kusma varsa, boğazına kaçmasını önlemek için çocuğu öne eğin. Yuttuğu bitki, tohum ya da mantar ile birlikte hemen hastaneye götürün. Eğer elinizde herhangi bir örnek yoksa, tohumlu meyvenin lekelediği giysiyi, aynı bitkinin bir başka yaprağını ya da kusmuk örneğinden bir miktar alıp hastaneye götürün.

  • Bebekler Terleyince Ne Yapmalı

    eğer bebeklere özel terleme başlıklarımızı incelemek isterseniz lütfen Bebeklerde Terleme sayfamıza göz atınız…

    Vücut yüzeyine dağılmış halde 2-3 milyon ter bezi vardır. Vücut ısısının kontrolünü sağlayan terleme, birçok kişinin hem özel hem de sosyal yaşamını olumsuz yönde etkileyen önemli bir sorun haline gelebilmektedir. Normalde bir insan terleyerek günde 500 cc civarında sıvı kaybeder.

    Vücudun bu miktardan daha fazla sıvı kaybetmesi ise “aşırı terleme” olarak nitelendirilir. Terden en çok etkilenen bölgeler; ter bezlerinin yoğun olduğu eller, koltuk altları ve ayaklardır. Özellikle sıcak havalarda bu miktar daha da artsa da, genellikle bizi rahatsız edecek düzeylere ulaşmaz. Ancak bazı kişiler var ki, onlar hiçbir aktivitede bulunmasalar bile terden adeta sırılsıklam olurlar.

    Aşırı terleme problemini yaygın ve bölgesel olarak iki grupta ele alabiliriz. Yaygın tip aşırı terleme, sıcak, stres ve hastalıklar nedeniyle oluşabilir. Bölgesel grubun içerisinde en sık görülen ve sorun olan terleme tipi, psikolojik streslere bağlı olan ve özellikle avuç içi, ayak tabanı, koltuk altı ve kasıkta görülen tiptir.

    Fakat koltuk altından aşırı terleme sonucunda oluşan kötü kokular, günümüz insanının sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, sonuç olarak da ciddi psikolojik sorunlara bile neden olabilmektedir.

    Koltuk altında bulunan bakteri ve mantarlar nedeniyle kötü, hoş olmayan bir koku duyulmasına neden olmaktadır.

    Deodorant veya parfüm kullanımı bu kokunun oluşmasını bir derece azaltsa da tamamen ortadan kaldırmaz. Yaz aylarında da sıcağın etkisi ile terleme daha da artmaktadır.

    Nedenleri:
    Terleme insanlarda doğal olarak gözlenen bir olaydır. Hamilelik, ergenlik ve menopoz döneminde aşırı terleme olması normal karşılanıyor.Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin sempatetik denilen kısmının çalışması ile ilgilidir. Toplumun % 1’inde bu sistem aşırı düzeyde çalışmaktadır. Bu durumun nedeni tam bilinmemektedir. Özellikle stresli durumlarda bu sistem aşırı çalışmaktadır. Sıklıkla endişe ve heyecan durumlarında ortaya çıkar. Sosyal özelliği olan bir durumdur, eller terler, gömlek ıslak durumdadır, sosyal çevrede hoş karşılanmaz.

    Genel olarak terleme, kış aylarında daha az rahatsız edici olmaktadır. Bunun dışında tiroid bezinin aşırı çalışması, insulin gibi ilaçlar, şeker hastalığı, bir takım infeksiyonlar, böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabilmektedir.

    Tedavi:
    Aşırı terleme ellerde oluştuğunda hem el ile yapılan işlerde güçlük çekilir, hem de sosyal yaşamda sorunlar yaşanır. Aşırı terleme ayaklarda oluştuğunda ise, ayak kokusuna neden olarak özellikle çorap ve kapalı ayakkabıların giyildiği soğuk havalarda kişiyi oldukça güç durumda bırakabilir. Terleme stresli durumlarda gelişiyor ve kişi terlemeden rahatsız oluyorsa kısır bir döngü içine girilir. Kişi terleyeceğini bilerek daha endişeli hale gelir, endişe de daha fazla terlemeye neden olur. Bu kısır döngü de böyle sürüp gider. Dolayısıyla yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve aşırı terlemenin bir hastalık belirtisi olup olmadığının tespit edilmesi için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir.
    Normal terleyen insanlardan biriyseniz, sorunu azaltmak ve rahat etmek için pek çok şey yapabilirsiniz. Teri emen ve hava dolaşımına olanak tanıyan keten veya pamuklu hafif ve bol giysiler giyinin. Yapay, naylon veya polyester giysilerden uzak durun. Ter önleyici madde içeren bir deodorant (her deodoranta bu yoktur) kullanın. Deodorantı kullanmadan önce iyice kurulanın; nem deodorantın etkisini azaltır. Sıcak ve baharatlı yiyeceklerden kaçının.

    Bu yazıyı okuyanların aradıkları: bebekler terlediğinde ne yapılmalı, bebek terlediğinde ne yapılmalı, bebek terlediğinde ne yapılır, bebekler terletince ne yapılır
  • Bebeklerin Karnı Neden Şişer

    Bebeklerde karın şişliği ve sertlik gaz sancısının ilk 3 aydaki belirtilerinden biridir. 3 aydan sonra gaz sancıları ve şişlik azalarak kaybolur. Öncelikle bebekteki ağlamanın gaz sancısından dolayı mı olduğunu belirlemek gerekmektedir Bunun için aşağıdaki belirtileri taşıyıp taşımadığına bakmak gerekmektedir.

    1. Eğer bebeğinizin karnı tok, altı temiz yani bütün ihtiyaçları giderildiği halde ağlıyorsa
    2. Bebeğiniz ağlarken ani bir hareketle ayağını karnına doğru çekiyorsa
    3. Çok uykusu var siz bunu hissediyorsunuz fakat uyuyamıyorsa
    4. Uykusundan sık sık ağlayarak uyanıyorsa
    5. Karnı şiş ve sert ise

    Gaz sancısı veya kolik bebeklerin en genel belirtisi çoğunlukla karınlarının şiş ve sert olmasıdır. Bağırsak hareketlerinin sesi dışarıdan duyulabilir, guruldamalar annelerimizi endişelendirebilir.

    Bu durumda anne ve babalar paniklemeden bu gaz sancısının nedenlerini ve neler yapabileceklerini araştırmalıdırlar. Çünkü bebeklerde çeşitli nedenlerden dolayı gaz sancısı görülebilmektedir. Bu olumsuz durumun ortadan kaldırılması bebeğin gazını hafifletecek ya da tamamen geçirecektir.

    Karın şişkinliği genellikle barsakların çalışmalarında bozukluk (düzensizlik) olmasına bağlıdır ve bununda en sık nedeni irritabl barsak sendromu veya spastik kolon denilen durumdur. Bu kişilerde barsak çalışması bozulmuş ve barsak kaslarında düzensiz kasılmalar oluşmuştur. Kalın barsağın splenik fleksura denilen karnın sol üst kenarındaki bölgesinde  gaz sıkışması oluşur ve böylece karın üst kısımlarında (özellikle sol üst kısımda)  rahatsızlık, adale spazmı, şişkinlik, ağrı (bıçak saplanır tarzda) şikâyetleri meydana gelir.

    Ayrıca  divertikülit, inflamatuar barsak hastalığı denilen durumlar (Chron hastalığı gibi)  barsak kanserlerinde de karında şişkinlik oluşur. Daha önce karın ameliyatı geçirmiş kişilerde oluşabilecek barsak yapışıklıkları da karında şişkinlik yapabilir.

    Ayrıca çok yağlı gıda yendiğinde de mide boşalması gecikir ve kişiler şişkinlik ve rahatsızlık hissi duyabilirler. Yiyeceklerin hızlı ve iyi çiğnenmeden yenmesi, asitli içecekler, hareketsizlik de karında şişkinlik şikâyetine neden olur. Yani gaz ve şişkinlik yakınmaları basit hazımsızlık nedeniyle  olabileceği gibi,  enzim eksiklikleri, iltihaplanmalar, yapışıklık, kanser gibi değişik birçok rahatsızlıktan da meydana gelebilir. Bu nedenle bu tip yakınması olanlar, eğer yakınmaları sürekliyse mutlaka bir doktora başvurmalı, tanı ve tedavilerinin doğru bir şekilde yapılması sağlanmalıdır. Bebeklerde karın ağrısı ve şişlikle ilgili okumanızı tavsiye ettiğimiz diğer başlıklara da mutlaka bakmalısınız;

    • Bebekte Şişlik: Bebeklerde Karın Şişliği
    • Bebeklerde Karın Ağrısının 10 Nedeni
    • Bebeklerde Karın Ağrısı Nedenleri
    • Bebeklerde Karın Fıtığı Ve Su Fıtığına Dikkat
    • Bebek Ve Çocuklarda Karın Ağrısı

    Yutulan havayı azaltmak için sakız çiğnememek, sert şekerleme yememek, yemekleri küçük lokmalar halinde ve yavaş yavaş yemek gereklidir. Bebeklerde ise beslenme veya emzirme sırasında az hava yutması sağlanmalıdır. Bunun için antikolik biberonlar kullanmanızı tavsiye ederiz. Gaz yakınmaları diyet düzenlemesi ile geçmiyor ise antiasitler, sindirim enzimleri, karbon preperatları, barsak çalıştırıcı ilaçlar kullanılabilir. Geçmiş olsun.

    Bu yazıyı okuyanların aradıkları: yeni dogan bebegin karni neden siser, yeni doğan bebeğin karnı neden şişer, 1 aylık bebegin karnı neden sert olur, bebeklerin karninda siskinlik, bebeklerin karnında şişlik, bebeklerin karnındaki şişlik, bebek karinda sislik, 15 günlük bebeğin karnının şişliği
  • Çocuklarda Tablet Kanser Yapar Mı?

    Uludağ Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yakup Canıtez’den FATİH Projesi’yle ilgili ilginç iddia: “Sınıflarda elektromanyetik kirlilik olacak. Önlem alınmazsa birkaç yılda çocuklarda kansere yakalanma oranı artacak”

    Habertürk’ten Aykan Çufaoğlu’nun haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) “her öğrenciye tablet” sloganıyla uygulamaya koyduğu FATİH Projesi için uzmanlardan önemli bir uyarı geldi. Projenin eğitime büyük katkı sağlayacağının altını çizen Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yakup Canıtez ile Prof. Dr. Osman Çerezci, “Ancak tabletli eğitim çocuklarda kanser riskini büyük oranda artıracak” dedi.

    ‘BAĞLANTI KABLOLU OLMALI’

    Tehlikenin öğrencilerin internete kablosuz yolla bağlanmasından kaynaklanacağını öne süren Canıtez şunları söyledi: “Aynı anda 20 öğrencinin kablosuz yolla internete girmesi lösemi başta olmak üzere diğer kanserleri tetikleyecek. Önlem alınmazsa birkaç yılda çocuklarda kansere yakalanma oranı artacak. Mevcut koşullarda 100 çocuktan 1’inde kanser görülüyorsa, kablosuz internetin kullanılacağı sınıflarda risk artar ve 100 çocuktan yaklaşık 6’sında kanser meydana gelir.” Canıtez, kablosuz internetin yaydığı elektromanyetik alanın sadece kansere yol açmayacağını, çocuklarda dikkat eksikliği, konsantrasyon bozukluğu ve şiddetli baş ağrısına da neden olacağını savundu. Prof. Dr. Çerezci ise “Bağlantı kesinlikle kablolu kurulmalı. Her sıraya bir kablo çekilirse zararı olmaz. Okullar başlamadan önlem alınmalı” tavsiyesinde bulundu.

    ‘YURTDIŞINDA YASAKLANDI’

    CANITEZ ve Çerezci, Hollanda ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde okullarda benzer yapıdaki kablosuz internet kullanımının yasaklanmaya başladığını vurguladı. Akademisyenler, 6 Mayıs 2011 tarihinde Avrupa Parlamentosu Çevre Komitesi’nin, cep telefonları ve bilgisayarlarda kullanılan kablosuz internet bağlantısının insan sağlığı için risk oluşturabileceği ve okullarda kullanımının yasaklanması gerektiği görüşüne vardığını belirtti.