Çocuk

  • Hepatit B Hastası Hamileler Dikkat!

    Hastalığın etkeni hepatit-B virüsüdür. Bu virüs, en çok kan ve cinsel temas yolu ile bulaşır. Hepatit-B virüsünü taşıyan bir kişiye batan iğnenin sağlam bir kişiye batması bile hastalığı bulaştırmak için yeterlidir. Hastayla aynı diş fırçasını kullanmakla da bulaşır. Berberlerde tıraş olurken, tıraş bıçağının, bir başka kişi için kullanılmamış olmasına dikkat etmek gerekir.

    Mikrop alındıktan sonra hastalığın ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) 50 ila 180 gün arasında değişir. Hastalık sinsi bir şekilde başlar. Ateş seyrektir. Bazen eklem ağrıları ve eklemlerde şişme olabilir. Sarılık hastaların % 25 inde ortaya çıkar. Hastalığın kronikleşmesi sonucu ilerideki yıllarda karaciğer sirozu ve kanserine dönüşme riski vardır. Bazı hastalar, yıllarca taşıyıcı olarak kalırlar ve kendileri hastalık belirtisi göstermedikleri halde mikrobu bulaştırma riski taşırlar.

    Hepatit-B taşıyıcısı veya hastası olan hamile annenin doğacak çocuğu özellikle risk altındadır ve çocuk doğar doğmaz uygulanmak üzere Hepatit-B serumu ve aşısı el altında bulundurulmalıdır. Aşı ve serum uygulandıktan sonra anne sütü vermenin sakıncası yoktur. Teşhis için kan tahlilleri yapılır. Hastalığa yakalananların düzenli aralarla kontrol edilerek hastalığın nasıl bir seyir gösterdiği takip edilir. Hastalıktan korunmanın en etkili yolu aşı olmaktır.

  • Bebeklerde Astım Hastalığı

    Soğuk algınlığı grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları,çiçek tozları (polenler), mantar tozları, hayvan tüyleri, ev tozları,sigara dumanı, hava kirliliği, bazı yiyecekler ve ilaçlar,soğuk hava, aşırı egzersiz ve psikolojik faktörler gibi çeşitli uyaranlar astım nöbetini başlatabilir. Bazı kişilerde aspirin kullanımı sonucu nöbet başlayabilir.

    Ailesinde astımlı olan çocuklarda astım gelişme ihtimali daha yüksektir. Astımlı çocukların çoğu allerjik bünyelidir ve sağlıklı pek çok insanı etkilemeyecek kadar hafif uyarılar bu kişilerde hava yollarının aşırı duyarlı olması sonucu hava yollarında aşırı bir tepkiye yol açar. Buna “bronşiyal hiperreaktivite” adı verilir.

    Bu hastalar, hassas oldukları uyaranlarlakarşılaştıklarında solunum yollarının (bronş ve bronşiollerin)aşırı duyarlılık göstermesi, normalden fazla cevap vermesisonucu hava yollarında daralma, şişme ve balgam artışıgörülür. Hava yollarının daralması sonucu nefes darlığı, öksürük,balgam çıkarma ve hırıltılı solunum gibi belirtiler ortayaçıkar. Hastalarda özellikle nefes verme olayı zorlaşmıştır. Dikkat edilirse hırıltı, nefes verme sırasında daha kuvvetli hissedilir ve nefes verme süresi normale göre uzamıştır.Astım nöbetler şeklinde görülen kronik bir hastalıktır.

    Hırıltılı solunumun ilk defa 2 yaşından sonra görüldüğü hastalarda astım olma ihtimali yüksektir ve bunların çoğuna ileride astım teşhisi konulur. 2 yaşın altında ise durum biraz farklıdır. Bu dönemde yukarıda bahsedildiği gibi bronşiolit hastalığında da hırıltılı solunum görülür ve bunlarda da nöbetler sık sık tekrarlayabilir. Ancak çocuk büyüdükçe nefes borusunun ve küçük hava yollarının çapı artacağından yaşilerledikçe geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları artık hava yollarında daralmaya sebep olmaz ve hırıltılı solunum nöbetleri giderek azalır.

  • Hastaneye Yatmanın Çocuk Psikolojisine Etkileri

    Bebekte ortaya çıkan ciddi bir hastalık, hem bebeğin hem de ailenin yaşam düzenini ve hayatı algılayışını belirgin ölçüde değiştirebilmektedir. Bu durum hastalığın doğrudan değiştirdiği biyolojik işlevler ve bunların ruhsal yansımaları ve de “hasta olmanın” getirdiği yeni rollerin aile içinde paylaşılması aracılığıyla şekillenmektedir.

    Aslında genel düşüncenin aksine, çocuklarda her hastalık ve hastaneye yatış ruh sağlığında bozulmalara neden olmaz. Bu etkide, zorlanma ve sıkıntının düzeyi, bireysel özellikler ve çocuğun gelişim aşaması belirleyici rol oynar. Çocuğun bilişsel olgunluğu arttıkça hastalığı kavraması artacaktır.

    Beş yaşından önce, çocukların mikrop kavramını anlayamadıkları ortaya konmuştur. Etkin destek ve yaklaşım için çocuğun gelişim düzeyini ve duygularını bilmenin yanı sıra, hastalıkla ilgili inançları da incelenmelidir. Hastalığın süresi ve etkileri arttıkça ruhsal sonuçları daha belirginleşir. Özellikle küçük çocuklar, hastalığın nedeni kendilerine anlayabilecekleri düzeyde anlatılmadıkça, durumu kendi gelişim düzeyleri ve bireysel deneyimlerine göre açıklama eğilimindedirler. Özellikle okulöncesi yaşlarda genellikle hastalığın daha önce yaptıkları kötü bir davranış nedeni ile kendilerine verilmiş bir ceza olduğunu düşünme eğilimindedirler.

    Hastalık ve hastaneye yatmanın çocuk üzerindeki en temel sonuçlarından biri “gerileme”, yani yaşından küçük davranmadır. İlginin artması, bakımın başkaları tarafından verilmeye başlaması, özellikle küçük çocuklarda, yeni kazanılmış yeteneklerin zayıflamasına daha hızlı neden olmaktadır. Parmak emme, yeniden bez bağlatmaya başlama sık görülen regresif belirtilerdendir.

  • Bebeklerde Göz Hastalıkları

    Genellikle gözde sulanma, akıntı, çapaklanma, kaşıntı, ağrı,yanma ve kızarma, bulanık görme, baş ağrısı gibi belirtilerle kendini gösterir.

    Gözyaşı kanalında daralma: Gözyaşı kanalında çoğu kere doğuştan bir anomali bazen de burunda veya konjunktivit adını verdiğimiz gözdeki ince zar tabakasında oluşan kronik bir enfeksiyon nedeniyle darlık gelişebilir. Doğuştan gelen darlıklarda genellikle doğumdan sonraki 3. haftadan en geç 12. haftadan sonra gözden devamlı yaş geldiği görülür. Bu durum genellikle tek gözde, nadiren her iki gözde olur. Gözün iç taraftaki köşesinde bulunan gözyaşı kesesine parmak ucuyla burun köküne doğru bastırarak masaj yapılırsa bol miktarda akıntı ve irin geldiği görülür.

    Tedavi için, gözyaşı kesesine günde 2-3 defa yukarıda bahsettiğimiz gibi masaj uygulanması iyileşme süresini kısaltır. Gözyaşı kesesi içinde biriken sıvının iltihaplanmasını önlemek için doktorunuzun tavsiye ettiği göz damlalarını kullanmak gerekir. Bu uygulamalarla düzelmeyen darlıklarda kanalı genişletmek için ameliyat gerekebilir.

    Gözyaşı kesesinde iltihaplanma: Genellikle gözyaşı kanalının doğuştan veya sonradan daralması sonucu, kese tam boşalamayınca iltihaplanır. Gözün burun kenarındaki köşesinde bulunan gözyaşı kesesi iltihaplanınca ağrı, kızarıklık, şişlik, çapaklanma, ateş gibi şikayetlere yol açabilir. Tedavi için göz doktoruna gitmek gerekir.

    Kirpik kökü iltihabı (Blefarit): Göz kapağı kenarlarının iltihaplanmasıdır. Kızarıklık, göz kapağı kenarlarında kaşınma,yanma, şişme, kirpiklerin dökülmesi, göz yaşarması,gözde kızarma, kapak kenarlarında pulların yada yüzeysel açık yaraların oluşması gibi belirtiler olur. Doktorun tavsiye ettiği merhemler, günde 3 defa sıcak kompres uygulanması tedavide kullanılan yöntemlerin başında gelir.

  • Bebeklerde Kabakulak Hakkında Merak Ettikleriniz

    Solunum yolu ile, hastayla direkt temasla ve hastanın tükürüğüyle kirlenmiş eşyalarla bulaşır.

    Belirtileri hasta ile temastan 16-21 gün sonra ortaya çıkar. Bulaşıcılık etkisi belirtilerden 4 gün önce başlar 1 a gün sonrasına kadar devam eder. Mikrobu alanların % 40 kadarında hastalık ortaya çıkmadan bağışıklık oluşabilir.

    Hastalığın başlangıç döneminde erişkinlerde görulen ateş ve kırgınlık gibi şikayetler çocuklarda pek görülmez. Önce kulak memesinin altındaki tükürük bezlerinden biri şişer birkaç gün sonra diğeri şişer. Aynı anda şişmeye başlaması nadirdir. Ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Ateşin olmadığı vakalar da vardır. Şişlik 4-10 gün sürer. Kulak memesinin ucu yukarıya doğru kalkmıştır. Ağzın açılıp kapanması ağrılıdır. Ekşi yiyecekler tükürük salgısını uyardığından ağrıyaneden olur.

    DİKKAT: Hastalarda ateş, kusma, baş ağrısı gibi şikayetler varsa hastada menenjit başladığından şüphelenmek gerekir. Bu durum bazen hastalık düzeldikten sonra da olabilir. Kabakulağa bağlı beyin iltihabı bazen sağırlığa yol açabilir. Ergenlik döneminden sonra kabakulak çıkaranlarda %20 oranında testisler de hastalanır. Testislerde ağrı ve ateş görülür. Çift taraflı olursa ve iltihaptan sonra testislerde küçülme görülürse kısırlığa neden olabilir. Kız çocuklarında bazen yumurtalıklar iltihaplanabilir. Ateş, kusma, titreme, kuşak tarzında karın ağrısı ve bulantı gibi belirtiler pankreasın hastalandığını düşündürür. Buna bağlı olarak şeker hastalığı gelişebilir.

  • Bebeklerde Ateşi Düşürmek İçin Neler Yapılabilir?

    Öncelikle ateşli çocuğun üstü hemen açılmalı, üşüme ve titreme gibi belirtiler olsa dahi üzeri kesinlikle örtülmemelidir. Çocuğa kilosuna uygun miktarda ı doz ateş düşürücü şurup içirilmeli, hasta ilaç içmeyi istemiyor veya kusuyorsa ateş düşürücü fitil konulmalıdır.

    39 derecenin üzerindeki ateşlerde ise vücut ısısından 2-3 derece daha düşük ısıdaki suya batırılmış havlu veya bezler çocuğun bütün gövdesine, kollarına, bacaklarına ve alnına serilerek 3-4 dakika beklenir. Havlular alınarak tekrar suya sokulur sonra suyu sıkılarak tekrar çocuğun üzerine ve altına serilir. Bu işleme ateş düşene kadar devam edilir.

    Ateş 41 derece veya daha yüksek ise çocuğa ateşi düşene kadar vücut ısısından 2-3 derece düşük suda duş aldırılır. Bu uygulamalar için soğuk su kullanmak uygun değildir.  Bazen ateşi düşürmek için anne babaların vücuda sirke, alkol veya içinde aspirin eritilmiş su sürdüklerine şahit olmaktayız. Böyle bir uygulama gereksizdir. Yukarıda belirtildiği gibi sadece su kullanılmalıdır.

    Ateşli hastaların sıvı ihtiyacı daha fazla olduğundan sıvı gıdaları ve suyu daha fazla almaları gerekir. Bazı aileler daha önce başka bir ateşlenme sırasında doktorun çocuklarına verdiği antibiyotikleri tekrar alarak kullanma yoluna gitmekteler. Her ateşin sebebi ve tedavisi aynı olmayabilir. Bu şekilde belki de gereksiz veya yanlış bir ilaç kullanımı söz konusu olabilmekte, ilaçların dozu az veya çok olabilmekte hastaya fayda yerine zarar verilebilmekte, ayrıca bu tarz uygulamalarda mikropların ilaçlara karşı direnç kazanması daha sık görülmektedir. Hastanın tedavisini bir doktora bırakmak en doğrusudur.

    İlk müdahaleler bu şekilde yapıldıktan sonra ateşin düşüp düşmediğine bakılmaksızın tedavinin devamı için bir hekime gitmek gerekir. Hekimin verdiği ilaçları ateş düşünce hemen bırakmak doğru değildir. Hekim ne kadar kullanılmasını istediyse o kadar süre devam edilmelidir. Ateşin sebebi her zaman mikrobik hastalıklar değildir. Romatizmal hastalıklar ve tümörler de ateşe neden olabilir.

  • Hamilelikte Sigara Kullanımının Bebek Üzerindeki Etkileri

    Belki de gebelikte zararlı etkileri en yaygın olan madde sigaradır. Düşük, bebekte gelişme geriliği, erken doğum, plasentanın yerinden ayrılması, ani bebek ölümü ve doğum sonrasında solunum yolu hastalıklarına yol açabilir.

    Gebeliğin hangi döneminde bırakılırsa bırakılsın zararlı etkileri önemli ölçüde azalmaktadır. Gebelikte uyarıcı-uyuşturucu madde kullanımının uzun dönemli etkilerini inceleyen kontrollü bir çalışmada (Moe ve Slinning, 2001), maddeye maruz kalan bebeklerde daha düşük doğum ağırlığı, daha düşük kafa büyüklüğü tespit edilmiştir. Özellikle erkek çocuklarının daha kötü etkilendiği bildirilmiştir.

    Çok sayıda çalışma, gebelik döneminde sigara içiminin doğum öncesi ve sonrası gelişimi olumsuz yönde etkilediğini, daha yüksek bebek ölümü ve hastalık oranına ve bilişsel gelişim geriliğine neden olduğunu ortaya koymuştur. (Karabekiroğlu, 2008a) Çocuk ve ergenlerde davranış sorunlarına da neden olabildiği belirlenmiştir. Anne karnında nikotine maruz kalmanın dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile ilişkisini ortaya koyan çeşitli çalışmalar vardır. (Karabekiroğlu, 2008)

    Ayrıca gebelikte sigara içme ile çocukta davranış bozukluğu, suça eğilimli davranıştaki artış ilişkisi de oldukça belirgindir. Karşı gelme davranışı, agresif davranışlar ve aşırı hareketlilik 1.377 ikiz ile yapılan çalışmada anne karnında nikotine maruz kalma ile anlamlı olarak artmış olarak bulunmuştur.

  • Alerjide Genetik Yatkınlık Belirleyicidir

    Son yıllarda alerjik hastalıklarda ciddi bir artış görülüyor. Çevre ve hava kirliliği, katkılı gıdalar, ilaçlar, endüstrinin gelişmesi bu artışın en önemli sebepleri arasında yer alıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Pediatri Anabilim Dalı Alerji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Reha Cengizlier, alerji sorunu olan çocukların annelerinin bir şeyleri eksik yaptığı, çocuğuna yeteri kadar bakamadığı, bu nedenle alerji olduğuna dair bazı inanışları olduğunu söyleyerek bu yanlış kanı için şunları söylüyor: “Oysa böyle değil, genetik yatkınlık daha belirleyicidir.”

    Allerji nedir?
    Allerji; “Allerjen” denilen ve dışardan girerek vücuda zarar verecek maddelere karşı vücudun aşırı tepki vermesi sonucu ortaya çıkan durumlardır. Normalde, vücudun savunma mekanizmasıdır. Ancak bazı kişilerde bu savunma abartılıdır; kendine zarar vermeye başlar, alerjik hastalık ortaya çıkar. Yani; etkiye aşırı tepki söz konusudur. Bu aşırı tepki hangi organ veya sistem ağırlıklı ise o sisteme ait hastalık olur. Alt solunum yollarında ise astım, üst solunum yollarında ise alerjik rinit olur; saman nezlesi, bahar nezlesi gibi isimleri de vardır. Ciltte olursa egzema da denen atopik dermatit, kurdeşen de denen ürtiker şeklinde görülebilir. Bazen bir kaçı bir arada olabilir. Bazen de zamanla biri diğerine dönüşebilir.

    Neden olur?
    Bazı insanlar, genetik olarak alerjik hastalıklara karşı yatkındır. Bu insanlar, çevresel alerjenlerle karşılaştıklarında, bir yere kadar tolerans gösterebilirler. Ancak tolerans sınırını aştığında hastalık olarak ortaya çıkar. Bu sınırı ne zaman aşacağı bilinemediğinden, herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Bu genetik yapı, aileden kalıtsal olarak geçebileceği gibi, ailede olmadığı halde o bireyde ilk kez ortaya çıkabilir. Ama ailede alerjik hastalık varsa, bu risk daha yüksektir. Özellikle annelerin endişesi, bir şeyleri eksik yaptığı, çocuğuna yeteri kadar bakamadığı, bu nedenle alerji olduğudur. Oysa böyle değil, genetik yatkınlık daha belirleyicidir.
    Son yıllarda artışına ait çeşitli teoriler vardır. Çevresel etkiler en başta düşünülür. Çevre ve hava kirliliği, Katkılı gıdalar, ilaçlar, endüstrinin gelişmesi, tıbbın gelişmesi ve enfeksiyon hastalıkları ile daha iyi savaş verebilme, ve genetik yapının gidiş yönü gibi açıklamalardır. Hiçbiri tek başına açıklamaya yetmemektedir. Bu konudaki araştırmalar da sürmektedir.

    Bebeğin anne sütü alması alerji riskini azaltır mı?
    Tek kelimeyle evet. Bebeklerin, mümkün olduğunca uzun süre anne sütü alması ; hele ilk ay sadece anne sütü alması beslenmede çok önemlidir. Ailede alerji öyküsü varsa, riski azaltmak için ek gıdaları olabildiğince geç başlamak, katı gıdaları geç başlamak, anne sütünü uzun süre vermeye özendirmek gerekir.

    Alerjik bir annenin bebeğini emzirmesi alerji ihtimalini güçlendirir mi?
    Hayır. Anne alerji hastası bile olsa, onun sütü bebeğin alerjik olmasına neden olmaz. Araştırmalar, anne sütü ile alerjenlerin geçmediğini, geçenlerin de bebekte alerji yapmaya yetmediğini göstermiştir. Anne alerji hastası da olsa bebeğini mutlaka emzirmelidir.

    Anne ve babası alerji hastası olan bebeklerde alerji ihtimali artar mı?
    Alerji riski genetik yatkınlıkla artar. Yakınlık derecesi ne kadarsa risk de o kadar artar. Örneğin toplumda alerjik hastalıkların görülme oranı ortalama % 10 civarındadır. Yani her 10 kişiden birinde alerji söz konusudur. Eğer anne-babanın birinde alerjik hastalık varsa; bu risk % 20-25 , ikisinde de varsa %30, ilaveten kardeşinde de varsa %60, tek yumurta ikizi kardeşinde de varsa % 100’e yakındır.

    Alerji belirtileri nelerdir?
    Hangi organ hedef ise o organa ait belirtiler ön plandadır. Solunum yollarında ise astım veya alerjik nezle, ciltte ise egzema gibi.

    Bebeklik çağında en sık görülen alerjik hastalıklar nelerdir?
    Bebeklik çağında en sık görülenler besin alerjileri ve tekrarlayan hırıltılı- hışıltılı solunumla giden solunum sistemi alerjileridir. Besin alerjisi zamanla düzelme şansı çok yüksek olan bir grubu oluşturur. Hışıltılı bebeklerin de anomalisi, solunum yoluna kaçan yabancı bir madde, yiyecek parçası vs. gibi altta yatan bir neden olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Eğer yoksa, bu bebeklerin bir kısmı kendiliğinden, bir kısmı da tedavi ile düzelir. Çok az bir kısmı ilerde astım olarak devam eder.

  • Kuduz Hastalığı Nasıl Bulaşır..?

    Kuduz hastalığının etkeni bir virüstür. Hastalığın insana bulaşması, kuduz bir hayvan tarafından ısırılma veya bu hayvanın salyalarının vücuttaki açık yaralara temas etmesi ile olur.

    Bulaşma bazen havaya karışmış mikrobun solunum yolu ile veya gözden vücuda girmesiyle olur. Bu durum genellikle yarasaların topluca yaşadıkları mağaralarda görülür. Yarasalar mikrop taşıdıkları halde hasta olmadan mikrobu etrafa saçabilirler.

    Kedi, köpek, at, sığır, koyun, keçi, tavuk gibi evcil hayvanlar ile kurt, tilki, çakal ve yarasalar bulaştırıcıdır. Yılan, kertenkele, kaplumbağa gibi soğuk kanlı hayvanların ısırmalarında kuduz tehlikesi yoktur. Fareler ise ancak Afrika’da yaşayan bir tür dışında bulaştırıcı değildir. Bu nedenle yurdumuzdaki fare ısırıkları kuduz açısından tehlikesiz kabul edilir. Sincap ve tavşan kuduza yakalanmaz ve hastalığı bulaştırmazlar.

    Kuduz hayvanlar sinirli ve saldırgan olurlar. Salyaları dışarı akar. Amaçsızca koşarlar. Kuduz şüphesi olsun olmasın her türlü ısırılma ve tırmalanma vakalarında yara yeri vakit geçirmeden sabunlu su ile iyice yıkanmalıdır. Eğer varsa yara povidon iyot veya sulu alkol ile temizlenir.

    Isırılma olmadan hayvanın yalaması durumunda, deride sıyrık ve açık yara gibi mikrobun girebileceği herhangi bir yer yoksa tedaviye gerek yoktur. Yaranın ilk bakımı yapıldıktan sonra hemen bir doktora giderek uygun görürse serum ve aşı programına başlanır. Bu arada ısırılan hayvan yakalanabilirse, 10 gün süreyle bir yere kapatılır. Bu süre içinde gözlenir, ölmezse kuduz tehlikesi yok demektir ve aşılama bırakılır.

  • Bebeklerde Altıncı Hastalık Belirtileri Ve Tedavisi

    Altıncı hastalık, diğer adıyla Roseola, pembe-kırmızı cilt döküntüleri ve ateşle seyreden, çoğunlukla bebek ve çocukları etkileyen viral bir hastalıktır.

    Altıncı hastalık belirtileri nelerdir?

    Altıncı hastalık 39,4 – 40,6 derece arasında genellikle 2-3 gün süren, en fazla 8 güne kadar uzayabilen ani yüksek ateş ile başlar. Ateş başladığı gibi aniden normale döner. Bazen yüksek ateşe bağlı nöbetler gelişebilir. Kulak arkası ve boyunda lenf bezlerinde şişmeler görülebilir. Nadiren ensefalit ve hepatit gelişebilir.

    Diğer belirtileri göz kızarıklığı, burun akması, huzursuzluk, sinirlilik, iştahsızlık, boğaz ağrısıdır.

    Ateşin düşmesi ile birlikte pembe-kırmızı döküntüler başlar. Döküntüler önce gövde ve boyunda başlar, daha sonra yüz, kollar ve bacaklara yayılır. Kabuk hafifçe kaldırılırsa altında yara oluşabilir. Döküntüler birkaç saat ile 1-2 gün arasında sürebilir. Genellikle kaşıntı yoktur.

    Hastalık genellikle bir haftada iyileşir. HHV-6 enfeksiyonlarının yaklaşık % 70 inde döküntü oluşmaz, sadece ateş vardır.

    Altıncı hastalık tedavisi

    Altıncı hastalık’ın özel bir tedavisi yoktur ve genellikle profesyonel tedavi gerektirmez. Bir bakteri değil, virüs hastalığı olduğu için antibiyotiklerin faydası olmaz. Tedavi yüksek ateşin azaltılmasını amaçlar.

    Ateş tedavisinde asetaminofen,ibuprofen, ya da sünger banyoları kullanılabilir. İlaçların dozu için mutlaka doktorunuzun tavsiyelerine uyun.

    Reye sendromu riski nedeniyle aspirin vermeyin. Bol sıvı verilmesi uygundur. Altıncı hastalık döküntüleri tedavi gerekmeden kendiliğinden kaybolur.