Çocuk

  • İshal Olan Çocuğuma Ne Yapmalıyım?

    İshalli küçük çocuklarda en korkulan olay sıvı kaybıdır. Bu nedenle ishalde en doğru tedavi ; aşırı kusması olmayan bebeklerde ve çocuklarda anne sütü, hazır mama ve diğer yaşa uygun yiyeceklerle beslenmeye devam edilmesidir. Mamaların sulandırılması doğru değildir. İshalli çocuklar daha sık aralıklarla beslenmelidirler.

    İki yaşın altındaki çocuklara her ishalli dışkılamadan sonra en az ½-1 çay bardağı, daha büyük çocuklara ½-1 su bardağı , daha fazla içmek isteyenlere ise istedikleri kadar sıvı verilmesi sıvı kaybını önleyecektir. Ayran, taze hazırlanmış meyve suları (elma suyu) , çorbalar (pirinç suyu..) ve su, evde korkusuzca verilebilecek sıvılardır.

    İnatçı kusmalar , sıvı kaybı belirtileri (ağız ve dil kuruması, bıngıldağın çökmesi, gözyaşı olmaması,idrarın azalması…), ateş ve kanlı ishal varsa en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Prof. Dr. Tufan Kutlu
    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
    Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı

  • Bebeğimde Astım Oluşabilir Mi?

    Küçük çocukların akciğer fonksiyonları ve astımları hakkında bilinmeyen çok şey vardır. Birçok uzmana göre, çocuk üç kez veya daha fazla hırıltılı solunum yolu enfeksiyonu geçirmişse astım olma ihtimali yarı yarıyadır; ama aynı zamanda sigara dumanına maruz kalıyorsa, ailesinde astım olan varsa, başka risk faktörleri de mevcutsa, astım olma riski artar. Astım tedavisi bu riski azaltmaz. Ek olarak, kişinin solunum yolları bir kez hassaslaşırsa, bu durum hayat boyu devam eder.

    Bununla birlikte, çocukların yüzde 50’sinde ergenlik çağına ulaşmadan astım belirtilerinde önemli bir azalma görülür. Yani çocuklar büyüdükçe astımları azalır. Bu çocukların yarısında, yetişkinlik çağlarında da astım belirtisi görülür. Üzülerek belirtelim ki ergenlik çağında hangi çocukların iyileşeceğini, hangilerinde astımın devam edeceğini tahmin etmek imkansızdır.

  • Çocuklarda Bronşial Astım

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çocukluk çağı kronik hastalıkların görülme sıklığı incelendiğinde astımın en üst sıraya yerleştiği görülmektedir. Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da astım; bronşların kronik inflamatuar bir hastalığı olarak tanımlanmaktadır.

    Mekanizma erişkin astımı ile aynı olmasına rağmen gidiş ve tedavide bazı farklar vardır. Özellikle yeni doğanlarda ayırıcı tanı önem kazanmaktadır. Hırıltılı solunum %30-52 arasında değişen görülme sıklığı ile çocukluk yaş grubunda en sık karşılaşılan yakınmalardan biridir. Çocukların %20’si hayatlarının ilk yıllarında en az bir solunum atağı geçirmektedir.

    Hırıltılı solunum bronşial astımın en önemli bulgusu olmasına rağmen astım tanısı için tek başına yeterli değildir. Nedeni ise, hayatın ilk yıllarında tekrarlayan hırıltılı solunum ile seyreden birbirinden farklı en az iki ayrı durumun olmasıdır. Dolayısıyla çocukluk çağında duyulan her hırıltılı solunum astıma ait olmayabilir.

  • Çocuklarda Güneş Alerjisi Yanıkla Karıştırılabiliyor

    Prof. Dr. Yonca Tabak; güneş alerjisinde ciltte kızarıklık, şişme ve kaşıntının, güneş yanığında ise, acıma ve yanmanın ön planda olduğu belirtiyor. Alerjinin, az miktarda güneşe maruz kalındığında bile bir tür kurdeşen döküntüsü şeklinde, yanığın ise uzun süre güneşe maruz kalınmasıyla oluştuğuna dikkat çekiyor.

    Prof. Dr. Tabak; güneş alerjisinin genellikle, vücudun yüz ve kol dışındaki, kışın güneş görmeyen bölgelerinde geliştiğine değiniyor. Güneş yanığı daha uzun sürede iyileşme gösterirken, güneş alerjisi güneşten uzaklaştıktan 24 saat sonra geçebildiğini söylüyor. Tabak; “Yapılan araştırmalar sonucu bu alerjinin, güneş ışığı ile şekil değiştiren cilt proteinlerine karşı bedenin verdiği bir tür tepki olduğu düşünülüyor” diyor. Nadir de olsa çok ağır vakalarda anafılaksi denilen tüm vücudu etkileyen döküntü, şişme ve tansiyon düşüklüğünün gözlendiğini, hayatı tehdit edici durum gelişebildiğini dile getiriyor.

    Güneş Alerjisinin Testi Nasıl Yapılıyor?
    Prof. Dr. Tabak, güneş alerjisi testinin değişik dalga boyundaki ultraviole ışığına cildin verdiği tepkiyle ya da doğal güneş ışığı kullanılarak alerji uzmanları ve dermatologlarca yapıldığını söylüyor. Tedavide, ağızdan alınan alerji ilaçlarının ve haricen sürülen kortizonlu kremlerin, çok ağır vakalarda ağızdan alınan kortizon tabletlerinin kullanıldığını da sözlerine ekliyor. Uzun süreli tedavinin ise cildin kısa sürelerle ancak defalarca güneşe maruz kalması sağlanarak duyarsızlaştırılmasıyla gerçekleştiriliyor. Prof. Dr. Tabak, alerjisi olmayan kişilerin öğle saatlerinde dışarı çıkmamalarını, çıktıkları takdirde güneşten korunmaya yönelik en uygun kıyafetleri tercih etmelerini tavsiye ediyor.

  • Bebeklerde Otizm

    Otizm, bebeksi otizm olarak nitelendirilebilir. Bunun sebebi, bireyin konuşma becerisinin bulunmaması veya konuşma öncesi dönemin özelliklerini sergilemesidir. Kişinin kendine özel dünyayı algılayış biçimi vardır ve buna göre düşünceleri, duyguları ve arzuları oluşur. İki bucuk yaşından önce ortaya çıkan ve hayat boyu devam eden, sosyal anlamda çevreye tepkisizlikle, sözlü veya başka türlü iletişim güçlükleriyle, içe kapanmayla, gerçeklikten uzaklaşmayla, aşırı nesne bağımlılığıyla, monoton hareketlerle kendini gösteren gelişimsel, nörolojik bir hastalıktır.

    Otizmin nedeni tam olarak saptanamamıştır, ancak günümüzdeki veriler bu rahatsızlığın genetik olduğunu göstermektedir. Bunun dışında, annenin hamilelik süresince aldığı ilaçlar, radyasyon ve yaşadığı tramva etkili olabilir. Doğumdan önce, doğacak bebeğin otizm tanısı koyulamaz. Otizmin kendini belli eden bir hastalıktır. İçe kapanma ve sosyal etkileşime kapalılık görülür. Buna bağlı olarak; herhangi bir insan ona sarılmak ve onu öpmek gibi temaslarda bulununca uzaklaşır ve sinirli tepkiler verir. Bunun dışında, göz temasından kaçınma, yaşıtlarıyla iletişim kuramama, seslere karşı aşırı duyarlılık veya aksine hiç tepki vermeme gözlemlenir. Bireyde, iletişim bozukluğu veya konuşma yeteneğinde gelişememe görülür. Normal şartlar altında, bir yaşındaki bebekte, tek kelime kullanıma yetisi ve iki yaşındaki çocukta iki kelimelik cümleler kurma yetisi gelişir. Ancak, bu hastalığa yakalanan bebekte, bu gelişmeler görülmez. Gramersiz konuşma, “sen” ve “ben” adıllarını yerinde kullanamama, sorulan soruya cevap vermek yerine ona söylenen cümleyi tekrar etme görülür. Vurgu ve tonlama olgusu gelişmemiştir, bu yüzden tekdüze konuşma şekli vardır. Konuşma yeteneği gelişen birey, bunu kullanmaz, iletişim olarak etraftaki nesneleri kullanır. Bunun sebebi de, canlı varlıklar yerine cansız varlıklara olan ilgisinin daha fazla oluşudur.

  • Çocuklarda Astım Tanısı

    Çocuklarda hırıltılı nefes alıp vermenin bir çok nedeni vardır. En sık nedenin özellikle 3 yaş üstünde astım olması veya ilk bulguların yüksek oranda 5 yaş altında başlamasına rağmen astım demeden önce çocuğun bulgularının niteliği, tekrar durumu ve tedavi yanıtı gibi klinik bulgularla, benzer hastalık yapan nedenlere ait laboratuar testleri yapıldıktan sonra astım olup olmadığına karar verilmelidir.

    Bazen 6 aylık bir çocukda geçirilmiş bir bronşiolit 1-3 ay süren bronş aşırı duyarlılığı yaparken, bazen de 8 yaşında bir çocuk da mikoplazma dediğimiz enfeksiyon etkenleri astım benzeri bulgulara neden olabilir.

    Bu nedenle her hırıltılı nefes alıp verme astım anlamına gelmez. Ancak problemin devam veya yineleme gösterdiği durumda bir çocuk alerji yada çocuk solunum uzmanının bulunduğu merkeze başvurulması şiddetle önerilir.

    Burada yapılacak ayırıcı tanı (basit tabiriyle elekten geçirme) dan sonra tanının konulması, tedavinin başlanması ve uzun süreli izlem planı yapılması mümkün olur. Daha sonra aynı merkezin yöntemi altında bir çocuk hekiminin hastayı izlemesi mümkün olur.

  • Bebeklerde Orta Kulak İltihabı

    Orta kulak boşluğu adını verdiğimiz, kulak zarının gerisinde kalan boşluk içinde sıvı birikmesi ve içinde mikropların üreyerek iltihaba neden olmasına orta kulak iltihabı adı verilir. Genellikle nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıklarındanı hafta sonra gelişir. Kış aylarında daha sık görülür.

    Büyük çocuklar kulağının ağrıdığını söyleyebilirler. Küçük çocuklarda kulak ağrısı ağlama ve huzursuzluğa neden olur. Ateş ve işitme kaybı hastalığın diğer belirtileridir. Yutkunma ile ağrı arttığından çocukta iştahsızlık ve emmeyi reddetme görülebilir. Kusma ve ishal görülebilir.

    DİKKAT: Tedavide gecikilirse kulak zarı yırtılır ve içindeki iltihaplı sıvı dış kulak yoluna akar. Akıntı kirli sarı veya yeşilimsi renkte, bazen kanlı ve kötü kokulu olabilir. Akıntıdan sonra kulak ağrısı hafifler, fakat bu hastalığın düzeldiğini göstermez. Tedaviyi ihmal etmemek gerekir. Tedavi edilmezse, sağırlık, kulak zarında delinme, yüz felci, kafatası kemiklerinin iltihaplanması, menenjit gibi ciddi hastalıklara sebep olabilir.

    Hastalığın teşhis ve tedavisini mutlaka bir doktor üstlenmelidir. Doktordan habersiz eczaneden rastgele kulak damlas ıalarak kullanmak yanlış bir tutumdur. Bir faydası olmadığı gibi tedavinin gecikmesine de yol açar. Hemofilus influenza-B aşısı yapılırsa bu mikroptan oluşabilecek orta kulak iltihapları önlenebilir.

  • Çocuklarda Şeker Hastalığı

    Pankreas isimli organımızın hastalanıp “insülin” hormonu üretememesi şeker hastalığına sebep olur. Hastalıkta kalıtsal faktörler rol aldığı gibi bazı viral enfeksiyonlar ve kimyasal maddeler de rol alırlar.

    6 yaş grubundaki 360 çocuktan 1’inde diyabete rastlanılır. Hastalığın klasik belirtileri çok su içme, çok idrara çıkma, çok yemek yeme ve kilo kaybı olarak sayılabilir. idrar kontrolünü kazanmış bir çocukta gece işemelerinin başlaması ve yorgunluk gibi şikayetler olabilir. Daha sonra hastalık hızla ilerleyerek ağızda çürük elma kokusu, karın ağrısı, derin soluk alıp verme ve şuur bulanıklığı gibi şeker koması belirtileri ile karşımıza çıkabilir.

    Tedavisi insülin iğnelerinin ve doktorun verdiği perhizin dikkatle uygulanması ile olabilir. Çocukluk çağı diyabetinde erişkinlerde kullanılan şeker düşürücü tabletler işe yaramaz. Mutlaka insülin iğnelerine ihtiyaç vardır.

    DİKKAT: Şeker hastalarının doktoruyla düzenli bir irtibat halinde olmaları gerekir. Şeker kontrolü iyi bir şekilde sağlanamazsa, şeker koması, gelişme geriliği, küçük damarların bozulması sonucu göz, böbrek ve sinir sistemi hastalıkları, ayaklarda gangren gibi tedavisi zor hastalıklara sebep olabilir.

  • Çocuklarda Ateşli Havale

    Ateşli havaleler genellikle ateş 38 derecenin üzerine çıktıktan sonra görülür. Bazen de çocuk ateş yükselmeye başlayınca havale geçirir. Aile ancak havaleden sonra çocuğun ateşinin olduğunu fark eder. Nadiren ateşin düşme döneminde de havale görülebilir. Ancak ateşin 38 derecenin üzerine her çıkışında havale görülmez.

    Havaleyi başlatan asıl sebep ateşin derecesi yani şiddeti değildir. Bir hastalık sırasında çocuk ateşli havale geçirse, aynı ateşli hastalık veya bir başka ateşli hastalık sırasında çocuğun ateşi havale geçirdiği esnadaki ateşinden çok daha yüksek derecelere yükselse bile çocuk havale geçirmeyebilir. Ateşli havaleler bazı ailelerde sık görülürler. Bu nedenle genetik özellik taşıdığı düşünülmektedir.

    Havale sırasında çocuğun vücudunda kasılma olur ve vücut sertleşir. Bu esnada çocukta morarma olur, çenesi kasılır.Bu kasılma çok uzun sürmez. Sonra vücutta gevşeme olur ve hasta kendisini pelte gibi bırakıverir. Bütün bunlar birkaç dakikada olur biter. Havale sırasında hastada şuur kaybı vardır. Gözlerini yukarı doğru sabit bir noktaya diker ve öylece kalır. Solunum yollarında salgı artışına bağlı olarak nefes hırıltılı olarak işitilir. Bazen ağızda tükürük birikmesi olur. Bir süre sonra çocuk kendine gelir ve genellikle hemen etrafıyla ilgilenmeye başlar. Bazı hastalarda ise birkaç saniyelik kasılmalar ve arkasından gevşemeler görülür.Havaleler kısa sürebildiği gibi bazen yarım saatten daha uzun süre devam edebilir.

  • Bebeklerde Prader-Willi Sendromu

    Prader-Willi sendromu da en sık rastlanan genetik bozukluklardan birisidir. Bu sendrom 15. kromozomun uzun kolundaki bozukluktan kaynaklanır. Yaklaşık 10.000′ de bir görülür. Obezitenin bilinen en önemli genetik nedenlerinden biridir.

    Bu bebeklerde yeni doğan döneminden itibaren hipotoni (kas zayıflığı), gelişme geriliği, obezite, hipogonadizm (eşey organlarının küçüklüğü) ve tipik yüz görünümü (alın çapının dar olması, burun kemiğinin darlığı, üst dudakta incelik, ağız üst kenarlarının aşağı dönük oluşu vb.) dikkat çeker. Yaş ilerledikçe düşük omuzlar, kısa boy, omurga anormallikleri (skolyoz: omurga eğrilikleri ve kifoz: kamburluk vb.) görülebilir.

    Bu bebeklerin emmesi zayıftır, kasların kasılma düzeyi düşüktür. Görsel becerileri daha iyi olmasına karşın, zihinsel soyutlama becerileri genelde yetersiz kalır. Erken çocukluk döneminde inatçılık, takıntılar, öfke nöbetleri ve davranım sorunları sık görülür.

    Çoğu çocuk psikoterapi ve özel eğitime ek olarak ilaç tedavilerine ihtiyaç duyar.