Bebek Sağlığı ve Aşılar

  • Hamilelikte Stres, Doğum Sonrasında Da Bebeği Etkiler!

    Doğum öncesi stres, doğum sonrasında da anne ve bebeği etkiliyor

    Hamile kadınların yaşadığı stresin doğum sonrasında da olumsuz etkilerinin olduğunu, yapılan çalışmalarında gösterdiğini söyleyen Dr. Yavuz, bunların; komplikasyonu riskini arttırması, doğum sonrası dönemde yenilik karşısında uyum sağlamada güçlük, ürkek davranışlar gözlemesi, 3-5 yaş döneminde toplam zeka bölümünde ve dikkat performansında düşüklük, dil becerilerinde gerilik, kaygı ve depresif bozukluk, ergenlik döneminde ise DEHB ile ilişkili belirtilerin görülme riski olarak belirtiyor.

    Yüksek annelik stresi ve anksiyetenin, anne-çocuk etkileşimini bozduğu ve bebeğin ruhsal gelişimi üzerine olumsuz sonuçlar doğurduğunu bilmekteyiz. Rochester Tıp Merkezi’nde yapılan çalışmalara göre hamilelik döneminde yaşanan stres plesentada değişiklik yaratıyor bu da bebeğin nörogelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Genelde hamilelik döneminde yaşanan stresin bebek üzerinde ki etkilerine yönelik araştırmalar yapılmıştır. Ancak prenatal dönemde yaşanan stresin anne adayları üzerinde ki kısa ve uzun vadedeki etkileri göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Yavuz, sözlerine; “Hamilelikte yaşanan stres, doğum sonrası depresyonu tetikliyor. Ayrıca hamilelik döneminde strese maruz kalan anne adaylarının doğum sonrası yeni doğanla bağlanma sorunları ile başlayabilen iletişim sorunları yaşamaları muhtemel olmaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında anne adaylarının doğum öncesi stresten uzak kalmaları için öncelikle gebeliğin istenildiği ve hazır hissedildiği dönemde gerçekleşmesi önem kazanmaktadır. Anne adayları strese maruz kaldıklarını fark ettiklerinde hamilelik döneminde psikolojik destek almaları, duyguları ifade etmek, alternatif düşünme yöntemleri geliştirmek, stresle başa çıkma ve problem çözme becerilerini kazanabilmek açısından yardımcı olacaktır.” şeklinde devam ediyor.

  • Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

    Yeni annelerin bebeklerinin sağlığı konusunda hassas olması doğaldır. Aslında normal olan birtakım durumlarla karşılaştığında bile doktora başvurabilirler. Ancak bu yazıda hangi durumlarda doktorunuza başvurmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

    Öncelikle yapmanız gereken şey, bebeğinizi mümkün olduğu kadar rahat ettirerek huzursuzluk verici şeylerden uzak kalmasını sağlamaktır. Bebeğiniz açsa doyurun ve yeteri kadar aldığından emin olun. Altı kirlenmiş ise değiştirin. Üşümüş ise üzerine bir şeyler giydirin. Terlemiş ise giysilerini değiştirin. Beslenme sonrası ağlıyor ise gazını çıkartın. Tüm bunlarla ilgili sorunu yoksa onu kucağınıza alın, rahat bir yere oturun ve sıkıca tutun. Onunla sakin bir şekilde konuşun, ninni veya şarkı söyleyin. Masaj yapmak, araba ile gezdirmek, kucakta sarmalayarak taşımak, banyo yaptırmak, saç kurutma makinesi ya da elektrik süpürgesi sesini açmak faydalı olabilir. Eğer bebeğiniz, tiz bir sesle veya alıştığınızdan daha farklı bir şekilde, daha uzun süreli ağlıyorsa, ağlamakla beraber, öksürük, ateş, ishal, kabızlık, döküntü gibi başka bir belirti de varsa veya ne yaparsanız yapın bir türlü susmuyorsa, doktorunuza başvurmalısınız.

  • Bebeğin Ateşi Nasıl Düşürülür?

    Bebeklerde ateş sınırı nedir, bebeğin ateşi kaç derece olmalıdır? Bebeklerde ateş nasıl düşürülür, bebeklerde ateş ve ishal neden görülür? Ebeveynlerin merak ettikleri bu soruların cevabını Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. R. Süha Ünüvar verdi.

    Bebekler ve çocuklarda ateşlenmenin çok normal olmasıyla birlikte, ebeveynler özellikle ilk deneyimlerinde telaşlanabiliyorlar. Ateş çocuğun hasta olduğunun bir göstergesi olurken, bir yandan da ağır bir enfeksiyonda hiç ateşe rastlanmayabiliyor. Bu sebeple ateş başlı başına hastalığın düzeyini belirlememekle birlikte, harekete geçmek için faydalı bir mekanizmadır.

    Normal vücut ısısı, ölçümün yapıldığı yer, zaman ve kişiye göre değişiklikler gösterir. Sabah en düşük düzeyi gösterirken, akşam en yüksek ölçüyü verir. Ağızdan alınan ateş makattan alınandan 0.6 derece düşüktür. Koltuk altı ve kasıktan alınan ateş, ağızdan alınan ateşten 0.6 derece düşüktür.

    Bebeklerde ateş sınırı nedir, bebeklerde ateş kaç derece olmalı?

    Makattan alınan vücut ısısı en çok 38 C olması gerekirken, ağızdan alınan 37.5 C, koltuk altı ve kasıktan alınan 37 C olmalıdır. Cam veya dijital dereceler 3 dakika tutularak ateş ölçülmelidir. Alından ölçüm yapan dijtal dereceler ise anında sonuç vermektedir. Bebeklerde yetişkinlerin ateş durumuna ek olarak, çevresel ateş dediğimiz bir durum da gözlemlenmektedir. Sıcak ortamda aşırı giydirmek ve heyecan da, çocukların ateşini çıkartır.

    Ateşin nedenlerinin ana başlıkları

    * Mikrobik hastalıklar

  • Bebeğim Sarardı, Ne Yapmalıyım?

    Bebeğin cildinin sararması hangi hastalığa işaret eder? Bebeklerde sarılık kendi kendine geçer mi? Bebeklerde sarılık nasıl tedavi edilir?

    Bebeğiniz doğduktan 2-5 gün sonra önce göz akları ve daha sonra da cildi sararabilir. Yenidoğan bebeklerin çoğunda ortaya çıkan bu sarılığa “fizyolojik sarılık” veya “normal bebek sarılığı” denir ve genellikle ilk bir hafta içinde herhangi bir yan etki oluşturmaksızın kendiliğinden geçer.

    Ancak bazı durumlarda sarılık düzeyi normal bebek sarılığından çok daha yüksek düzeylere çıkabilir. Eğer bebeğinizin rengini sarı görüyorsanız en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Sarılıklı bebeklerde anne ve bebek kan grupları ile kan bilirubin düzeyinin tayin edilmesi gerekir. Eğer kan düzeyi belirli bir düzeyin üzerinde ise bebeğinize ışık tedavisi uygulanması gerekir. Işık tedavisi, sarılığın daha da artıp ileride kan değişimi yapılması riskini azaltır.

  • Yeni Doğanlarda Ishale Dikkat!

    İshal denildiğinde genellikle yaz ayları akla gelse de, rotavirüsün neden olduğu ishale kış aylarında daha sık rastlanır. Rotavirüs tüm dünyada ishalin en önemli nedenlerinden biridir. İshal özellikle bağışıklık sistemi henüz gelişmeyen yenidoğan ve süt çocuklarında daha kolay oluşur. Central Hospital’dan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gonca Özmen, “Rotavirüs çocuklarda su ve tuz kaybına neden olduğu için ölümcül olabilir. Aile içi yayılma sıklığı fazla olmakla birlikte, okul, yuva ve kreşlerde de hızla bulaşabilir” diyor.

    Çocukluk çağı ishallerinin sebebi; Rotavirüs Rotavirüs sindirim sistemini etkileyen, su ve tuz emiliminde bozulmalara yol açan ve ciddi sıvı kaybına sebep olan bir virüstür. Çocukların çok büyük bir kısmı yaşamlarının ilk 2-3 yılında rotavirüs yüzünden enfekte olarak antikor geliştirirler. Rotavirüsün sebep olduğu akut ishaller (gastroenterit) çoğunlukla 6 ay-2 yaş arası çocukları etkiler. Sosyoekonomik düzeyi düşük, yaşam koşulları kötü olan toplumlarda enfeksiyon daha erken yaşta başlayabilir. Yetersiz sağlık hizmetleri ve kötü beslenme de şiddeti artırır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda da, rotavirüsün çocukluk çağı ishallerinde en sık görülen etken olduğu belirtiliyor. Rotavirüs çocuklarda su ve tuz kaybına neden olduğu için ölümcül olabilir. Aile içi yayılma sıklığı fazla olmakla birlikte, okul, yuva ve kreşlerde de hızla bulaşabilir.

    En çok kış mevsiminde görülüyor

    Tüm dünyada çocukların yüzde 95’i, 3-5 yaşına gelmeden rotavirüs enfeksiyonunu geçirirler. Hastalık en çok kış mevsiminde ve 2 yaş altındaki çocuklarda görülür. Hastalık enfeksiyon alındıktan sonra 12 saat ile 4 gün arasında başlar ve yaklaşık olarak 4-8 gün sürer. Genellikle ani kusma ile başlar. Vakaların çoğunluğuna ateş ve karın ağrısı da eşlik eder. Sık dışkılama veya sulu ishal de görülür. Günde 20 kadar dışkılama olabilir ve bu durumda sıvı ve elektrolit kaybına sebep olur. Erken yaşta enfeksiyon geçiren çocuklarda ishal ağır seyreder. Buna bağlı olarak da hastaneye yatış ve ölüm riski de artabilir. Ağır seyretmeyen enfeksiyonda ise bir sonraki hastalık tekrarı ve atağın ciddiyeti azalır. Rotavirüs erken tedavi edilmezse ölüme sebep olabilir.

  • Bebeklerde Göz Sulanması Nelerin Habercisi?

    Bebeğinizin bir ya da iki gözünde sulanma ve çapaklanma sorunu varsa dikkatli olmanız gerekiyor. Bu durum, gözyaşı kanalındaki tıkanıklığa işaret olabilir. Gözü korumak ve temizlemek gibi son derece önemli bir işlevi olan gözyaşı burun köküne yakın 2 kanalla gözyaşı kesesine, ardından da burun arkasındaki boşluğa akıyor. Bu kanalların tıkanması durumuna ‘gözyaşı kanalı tıkanıklığı’ deniyor. Gözyaşı kanalı tıkanıklığı ilk 3 ayda basit bir müdahaleyle tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise tek çözüm ameliyat olabiliyor.

    Her 100 bebekten 20’si gözyaşı kanalı tıkalı olarak dünyaya geliyor

    Bu tıkanıklık bebeklerin yaklaşık yüzde 90’unda doğum sonrasında ilk ağlamayla birlikte açılırken, diğerlerinde ise kapalı kalmaya devam ediyor. Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Teoman Özek, gözyaşı kanalı tıkanıklığının en tipik belirtileri olan gözde sulanma ile çapaklanma sorununda gecikmeden bir göz hekimine başvurulması gerektiğini belirtiyor.

    Sık sık çapaklanma varsa dikkat

    Gözyaşı kanalı tıkanıklığı genellikle burnun bir tarafında oluşuyor. Eğer gözyaşı kanalı tıkalıysa, her iki tarafta eşit miktarda gözyaşı salgılanmasına rağmen, bebeğin bir gözünde daha fazla sulanma oluyor ve gözyaşı yanağına doğru akmaya başlıyor. Bunun nedeni ise sorunlu bölgede gözyaşının burna geçememesi. Bu bulgular çocuk güneşe çıktığında ve rüzgarlı havalarda daha belirgin hale geliyor. Soruna zamanında müdahale edilmezse aşırı sulanma kalıcı hale geliyor ve çocuğun bir gözünden sürekli yaş akıyor. Bir gözün sık sık çapaklanması ve uygulanan antibiyotik tedavisine yanıt vermemesi de gözyaşı kanalı tıkanıklığının diğer tipik belirtisi.

  • Topuk Kanıyla Sağlıklı Bir Gelecek

    Bebeğinizi kucağınıza aldığınız ilk gün, aslında onun ne kadar savunmasız olduğu konusundaki endişelerinizin de zirve yaptığı gündür. Hele de doğduktan 1 gün sonra, küçücük topuğundan kan alınması gerektiğini öğrendiğinizde, ilk verdiğiniz tepki ve ağlaması gözünüzün önünden gitmez…

    Topuktan alınan o birkaç damla kanla, onun gelecekteki hayatına sağlıkla devam etmesi için, gereken önlemleri alma şansınız olduğunu göz ardı etmeyin.

    Bebeğinizin topuğundan alınan kanda yapılan metabolik testlerle, birçok hastalığın erken teşhis edilerek gerekli tedavilerle kalıcı hasarların önlenebildiğini dile getiren, Hisar Intercontinental Hospital Klinik Laboratuvarlar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık; ‘Doğuştan olabilecek bazı hastalıkların teşhisi için, bebek doğduktan sonra, en geç 1 hafta içinde topuktan birkaç damla kan alınır. Özellikle ilk 24 saatte alınması tercih edilmez. Çünkü bebeğin bir süre beslenmesiyle, metabolize edilemeyen bazı maddelerin (parçalanamayan ara ürünler) kana geçmesi ve birikmesi gerekir. Topuktan bir filtre kâğıdına uygun şekilde kan damlaları alınır. Bu önemli testler için alınan kan miktarı az olduğu gibi, kan alımı da kolaydır. Testlerin doğru sonuçlanması açısından, alınan kan örneğinin filtre kağıdı ile bozulmadan transferinin mümkün olması, önemli avantajlar sağlar. Kan sonuçlarını teyit etmek amacıyla göre, 2. haftada tekrar kontrol kanı alınarak, testler yeniden yapılır. Ayrıca, testler ilk 24 saatte alınan topuk kanından yapılmışsa, 1-2 hafta içinde yeniden topuk kanı alınmalıdır. Bunun yanında, doğum sonrası kan verilmiş, özellikle antibiyotik ve diğer bazı ilaçlarla ciddi tedaviye başlanmışsa, yeniden kan alınabilir.’ açıklamasında bulundu.

    Topuk kanında hangi testler yapılır?

    Bebek doğduğunda herhangi bir belirti ve bulgusu olmayan, geç teşhis konulduğunda tedavisi zor, hatta kalıcı hasar oluşturabilen metabolik hastalıklara yol açan, bazı hormon ve enzim eksikliklerini ortaya çıkaran testler yapılır.

    Bu hastalıklar:

    Konjenital Hipotiroidizm: Tiroid bezinin yetersiz çalışmasıdır. Yeni doğanda hemen bulgu vermediğinden topuktan alınan kanda, tiroid bezini uyaran hormon (Neonatal TSH) ölçülerek teşhis edilebilir. Böylece bebekte olabilecek bazı beyin hasarlarının önüne geçilmiş olur.

    Fenilketonüri: Doğuştan Fenilalanin hidroksilaz enziminin eksikliği sonucu gelişir. Bebek beslenmeye başladıktan sonra, Fenilalanin aminoasidi ve metabolitleri (ara ürünleri) kanda birikerek, beyine geçmesiyle, bazı hasarlar oluşturak, zeka ve nörolojik gelişim geriliğine sebep olabilir. Bu enzim eksikliği de, topuk kanı ile teşhis edilebilir.

    Biyotinidaz Eksikliği: Biotidinaz enzim eksikliği, kofaktör olarak önemli fonksiyonları olan Biyotin vitamini eksikliğine yol açar. Teşhis gecikir veya kontrol altında tutulmazsa, egzama, saç dökülmesi, hipotoni, gelişme geriliği, immün yetmezlik, denge bozukluğu, işitme kaybı ve bazı nörolojik komplikasyonlar ortaya çıkar.

    Galaktozemi: Karaciğer büyümesi, böbrek yetmezliği, bebeklik dönemi kataraktı ve beyin hasarı yapabilen bu hastalık, galaktoz-1-fosfat üridil transferaz (GALT) enzim eksikliği ile oluşur.
    Yukarıda açıkladığımız hastalıklardan başka, topuktan alınan kan ile üre, organik asitler, yağ oksidasyonu defektleri ile ilgili metabolik hastalık gruplarında bulunan, çok sayıda hastalık, hayatın ilk günlerinde teşhis edilerek gerekli tedavileri ile kalıcı hasarlar önlenebilir.

  • Yenidoğanlarda Katarakt Hemen Tedavi Edilmeli

    Göz hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Levent Alimgil, yaptığı açıklamada, kataraktın toplumda sık rastlanan göz hastalıklarından biri olduğunu söyledi.

    Kataraktta cerrahi tedavi dışında başka bir tedavi yönteminin bulunmadığına dikkati çeken Alimgil, “Özellikle aile yeni doğan bebeğini sağlık kontrolünden geçirmelidir. Kimi bebekler hayata katarakt hastalığıyla başlayabiliyor” dedi.

    Doğuştan kataraktın acilen ameliyat edilmesi gereken bir durum olduğunu vurgulayan Alimgil, doğuştan kataraktlarda mercek gözün ışık almasını engellerse gözün fizyolojik gelişiminin sekteye uğradığını kaydetti.

    Göz ışık alamadığı için tembelleşeceğini dile getiren Alimgil, şöyle konuştu:

    “Dolayısıyla doğuştan katarakt, bebeğin hayata bir tül perdenin ardından bakarak başlamaması için acildir. Kataraktı gördüğümüz anda bir an evvel alıp çocuğun ışığa kavuşmasını sağlamamız lazım. Çünkü beyinle göz arasındaki ilişki 4-5 yaşına kadar gelişmeye devam ediyor. Göz ışık alamıyorsa katarakt sebebiyle görüntü gözde oluşamıyorsa, o kadar derin göz tembellikleri oluşuyor ki çocuk daha ileri yaşlarda ameliyat edilse bile hiçbir faydası olmuyor.”

    Bu konuda yeterli bilgi sahibi olmayan kişilerin, “Bir aylıkken ameliyat mı olur” şeklinde yönlendirmeleriyle geç kalındığına işaret eden Alimgil, “Katarakt görüldüğü anda bebek ister üç günlük ister 10 günlük olsun acilen ameliyat edilmesi gerekir” dedi.

    Annenin geçirdiği rahatsızlık bebeği katarakt yapabiliyor

    Alimgil, kataraktın yaşa bağlı ya da doğuştan olabileceğini ifade ederek, “Bebeğin gelişimsel problemleri, annenin hamileyken geçirdiği bir takım rahatsızlıklar gibi nedenlere bağlı doğuştan bebek kataraktlı olabilir. 3-4 yaşlarında ortaya çıkan ve görmeyi engelleyen kataraktlar vardır” şeklinde konuştu.

  • Kordon Kanı 80 Hastalığın Çaresi

    Kordon kanı ile gelecekte oluşabilecek hastalıklarınızın yanı sıra başkalarının rahatsızlıklarına da çözüm sağlamanız mümkün.

    Medical Park Uşak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Eda Gülmez Özkan, 80’e yakın hastalığın tedavisinde kullanılan Kordon kanı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

    Anne karnında bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alışverişi plasenta tarafından sağlanır. Bebek, göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Doğum sürecinin tamamlanmasından kısa süre sonra plasenta görevini tamamlayarak rahim dışına atılır. “Kordon kanı” olarak isimlendirilen kan, bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu içinde kalan kandır. Yakın bir zamana kadar kordon kanı, plasenta ve göbek kordonu ile atılmaktaydı. Ancak son gelişmelerle kordon kanının çeşitli hastalıkların tedavisi açısından önemi anlaşıldı ve özel yöntemlerle toplanıp saklanmaya başladı.

    Bebeğinizin kordon kanını saklayabilirsiniz
    Bebeğin kordon kanı, kök hücreler açısından oldukça zengin bir kaynak. Kök hücrelerin vücuttaki diğer tip hücrelere farklılaşma özelliğinin keşfedilmesi ile birlikte bu hücrelerin kanser, felç, parkinson, alzheimer, omurilik zedelenmeleri, kalp ve birçok genetik kaynaklı hastalığın tedavisinde kullanılabileceği fikri gelişti. Bu amaçla kurulan kordon kanı bankaları bebeğin kordon kanını gelecekte olası tıbbi gereklilikler için saklayabilme olanağı sunuyor. Doğumdan sonraki ilk 10 dakika içinde alınan kordon kanı uygun şartlarda donduruluyor ve kordon kanı bankasında saklanabiliyor. Bu değerli kök hücreler, gerektiğinde çözülerek kullanılıyor.

    Verici aramaya gerek kalmıyor
    Kordon kanını dondurup saklamanın birçok amacı bulunuyor. İlk olarak bebek ilerde kök hücre tedavisi gerektirecek organ doku hasarı veya organ çalışmaması gibi bir durumla karşılaştığında, doku uyumu olan verici aramasına gerek kalmıyor. Kendine ait sağlıklı bebeklik çağı kök hücreleriyle tedavi edilebiliyor. Kişinin kendi hücre ve dokuları ile uyum sorunu olmayacağından, bu çok önemli bir avantaj sayılıyor. Öte yandan bebeğin kardeşlerinde ya da yakın akrabalarında çıkabilecek hastalıkların tedavisi de bu kordon kanı ile mümkün.

  • Yenidoğan Sarılığı Kalıcı Hasar Bırakmasın

    Yenidoğan sarılığı sebebine bağlı olarak bebeğin doğduğu gün ya da yenidoğan döneminin herhangi bir gününde belirginleşir, genellikle de ilk haftalarda ortaya çıkar.

    Yenidoğan sarılığı zamanında müdahale edilmediğinde bebekte kalıcı hasarlar bırakabilir, doğru teşhisle de kısa sürede tedavi edilebilir.

    Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Öz yenidoğan sarılığı ve tedavisi hakkında bilgiler verdi.

    Yenidoğan sarılığı teşhisi

    Yenidoğanda sarılık yüz bölgesinden başlar ve daha sonra karın, kol ve bacaklarda belirginleşmeye başlar.

    Ancak tanı koymak için kanda “bilirubin” değeri ile bebeklerin sarılık durumu kontrol edilir. Total bilirubin değerleri 5 mg/dl’ nin üstüne çıkan her bebek sarılık tanısı alır. Tanı sonrasında sarılığın nedenlerini bulmak ve ona göre takip etmek önemlidir.

    Olağan yenidoğan sarılığı yaşamın 2. gününden sonra başlayarak 1-2 hafta sürebilir. Genellikle tedavi gerektirmez. Bebeğin anne sütünü sık aralıklar ile alması bilirubinin vücuttan atılımını hızlandırır ve sarılığın erken düzelmesini sağlar.

    Yenidoğan sarılığı birçok bebekte kendiliğinden düzelse de bu durum her bebek için geçerli değildir.

    Tedavi edilmediğinde kalıcı problemlere neden olmaması için yenidoğan her bebeğin düzenli doktor takibinin yapılması önemlidir.

    Yenidoğan bebekte cilt ve göz aklarındaki renk değişiklikleri, cilt sarılığı fark edildiğinde, vakit geçirilmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Uzun süren sarılığa dikkat!

    Yenidoğan bebeklerde doğumdan sonraki 2. günden erken başlayan, hızla artan ve çok yüksek seviyeye çıkan sarılık varsa fizyolojik olmayan bir sarılıktan şüphelenilmeli ve ileri tetkikler planlanmalıdır.

    Zamanında doğan bebeklerde 2 haftadan, erken doğan bebeklerde 3 haftadan uzun süren sarılıklar uzamış sarılık olarak adlandırılır.

    Uzamış sarılık durumunda kan grubu uyuşmazlığı, bazı enzim eksiklikleri, idrar yolu enfeksiyonu, tiroid bezinin yetersiz çalışması, doğuştan metabolik hastalıklar araştırılmalıdır.

    Anne sütünün sarılık tedavisinde önemi

    Sarılığı artıran nedenlerden biri yetersiz anne sütü alımıdır. Sarılığı olan bebekler zor uyandırılabilir ve emmeye istekli olmayabilir. Bu durum sarılık seviyesinin artmasına zemin hazırlar.

    Sık sık anne sütü ile beslenen bebeklerde sarılık düzeyi çabuk düşer.

    Bu sebeple yenidoğan sarılığı görülen bebeklerin tartı kontrolleri sık aralıklar ile yapılmalı ve yetersiz beslenme alınacak tedbirlerle engellenmelidir.

    Yenidoğan sarılığı tedavi edilmezse kalıcı hasar bırakabilir.

    Belirli seviyenin üzerine çıkan sarılık uygun tedavi edilmediğinde beyinde kalıcı hasara ve uzun dönemde nörolojik bozukluklara neden olabilir.

    Bunu önlemek için, bilirubin düzeyi yükseldiğinde “fototerapi”ye (ışık tedavisi) başlanmalıdır.

    Fotoreapi yönteminde;

    Bebek hastanede en az 6- 8 saat belirli bir dalga boyunda ışık veren elektrikli cihazın altına yatırılır.

    Uygulama sırasında anne bebeğini doktorun önerdiği şekilde aralıklarla emzirmeye devam eder.

    Fototerapi tedavisi yenidoğan sarılığı için oldukça etkili bir yöntemdir. Bu yöntemin sonuç vermediği nadir vakalarda ise kan değişimi işlemi yapılması gerekebilir.