Bebek Sağlığı ve Aşılar

  • Çocuklarda Bronşial Astım

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çocukluk çağı kronik hastalıkların görülme sıklığı incelendiğinde astımın en üst sıraya yerleştiği görülmektedir. Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da astım; bronşların kronik inflamatuar bir hastalığı olarak tanımlanmaktadır.

    Mekanizma erişkin astımı ile aynı olmasına rağmen gidiş ve tedavide bazı farklar vardır. Özellikle yeni doğanlarda ayırıcı tanı önem kazanmaktadır. Hırıltılı solunum %30-52 arasında değişen görülme sıklığı ile çocukluk yaş grubunda en sık karşılaşılan yakınmalardan biridir. Çocukların %20’si hayatlarının ilk yıllarında en az bir solunum atağı geçirmektedir.

    Hırıltılı solunum bronşial astımın en önemli bulgusu olmasına rağmen astım tanısı için tek başına yeterli değildir. Nedeni ise, hayatın ilk yıllarında tekrarlayan hırıltılı solunum ile seyreden birbirinden farklı en az iki ayrı durumun olmasıdır. Dolayısıyla çocukluk çağında duyulan her hırıltılı solunum astıma ait olmayabilir.

  • Yeni Doğan Bebeklerde Sarılık

    Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İlknur Kılıç, bebeklerin sarılık geçirme nedenlerini ve tedavi şekillerini anlatıyor. BebekSayfası.Com olarak annelerimize bebeklerinin sağlıklarını, beslenme ve gelişimlerini ay ay hatta hafta hafta takip edebilecekleri, anne eli değmiş bebek gelişimi sayfası hazırladık. Yeni doğan bebeğinizin gelişim ve sağlık durumunu YENİ DOĞAN BEBEK sayfalarımızda bulabilirsiniz.

    Yeni doğan sarılık resmi, fotoğrafı ve görüntüleri

    Yeni doğan sarılığı mor ışık tedavisi

    Yeni doğan sarılığı mor ışık tedavisi

    Yeni doğan sarılığı mor ışık tedavisi
    Yeni doğan sarılığı

    Yeni doğan sarılığı

    Yeni doğan sarılığı
    Yeni doğan sarılığı

    Yeni doğan sarılığı

    Yeni doğan sarılığı
    Yeni doğan bebeklerde sarılık

    Yeni doğan bebeklerde sarılık

    Yeni doğan bebeklerde sarılık
    yeni doğan sarılık

    yeni doğan sarılık

    yeni doğan sarılık
    yenidoğan sarılığı

    yenidoğan sarılığı

    yenidoğan sarılığı
    yeni doğan sarılığı ışın tedavisi

    yeni doğan sarılığı ışın tedavisi

    yeni doğan sarılığı ışın tedavisi

    Yenidoğan sarılığı nedir? Belirtileri Nelerdir?
    Yenidoğan dönemi; hayatın ilk bir ayını kapsayan dönemdir. Zamanında doğan bebeklerin % 60’ında, prematüre bebeklerin % 80’inde yenidoğan döneminde sarılık görülür. Yenidoğan sarılığı sarı renkli bilirubin pigmentinin deride ve göz akında birikmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bebeğin önce göz akı, sonra derisi sararır. Genellikle baştan ayaklara doğru sarılık ilerler. Sarılık bacaklara ulaşmışsa bilirubin düzeyi önemli derecede yüksek olabilir.

  • Çocuklarda Güneş Alerjisi Yanıkla Karıştırılabiliyor

    Prof. Dr. Yonca Tabak; güneş alerjisinde ciltte kızarıklık, şişme ve kaşıntının, güneş yanığında ise, acıma ve yanmanın ön planda olduğu belirtiyor. Alerjinin, az miktarda güneşe maruz kalındığında bile bir tür kurdeşen döküntüsü şeklinde, yanığın ise uzun süre güneşe maruz kalınmasıyla oluştuğuna dikkat çekiyor.

    Prof. Dr. Tabak; güneş alerjisinin genellikle, vücudun yüz ve kol dışındaki, kışın güneş görmeyen bölgelerinde geliştiğine değiniyor. Güneş yanığı daha uzun sürede iyileşme gösterirken, güneş alerjisi güneşten uzaklaştıktan 24 saat sonra geçebildiğini söylüyor. Tabak; “Yapılan araştırmalar sonucu bu alerjinin, güneş ışığı ile şekil değiştiren cilt proteinlerine karşı bedenin verdiği bir tür tepki olduğu düşünülüyor” diyor. Nadir de olsa çok ağır vakalarda anafılaksi denilen tüm vücudu etkileyen döküntü, şişme ve tansiyon düşüklüğünün gözlendiğini, hayatı tehdit edici durum gelişebildiğini dile getiriyor.

    Güneş Alerjisinin Testi Nasıl Yapılıyor?
    Prof. Dr. Tabak, güneş alerjisi testinin değişik dalga boyundaki ultraviole ışığına cildin verdiği tepkiyle ya da doğal güneş ışığı kullanılarak alerji uzmanları ve dermatologlarca yapıldığını söylüyor. Tedavide, ağızdan alınan alerji ilaçlarının ve haricen sürülen kortizonlu kremlerin, çok ağır vakalarda ağızdan alınan kortizon tabletlerinin kullanıldığını da sözlerine ekliyor. Uzun süreli tedavinin ise cildin kısa sürelerle ancak defalarca güneşe maruz kalması sağlanarak duyarsızlaştırılmasıyla gerçekleştiriliyor. Prof. Dr. Tabak, alerjisi olmayan kişilerin öğle saatlerinde dışarı çıkmamalarını, çıktıkları takdirde güneşten korunmaya yönelik en uygun kıyafetleri tercih etmelerini tavsiye ediyor.

  • Bebeklerde Otizm

    Otizm, bebeksi otizm olarak nitelendirilebilir. Bunun sebebi, bireyin konuşma becerisinin bulunmaması veya konuşma öncesi dönemin özelliklerini sergilemesidir. Kişinin kendine özel dünyayı algılayış biçimi vardır ve buna göre düşünceleri, duyguları ve arzuları oluşur. İki bucuk yaşından önce ortaya çıkan ve hayat boyu devam eden, sosyal anlamda çevreye tepkisizlikle, sözlü veya başka türlü iletişim güçlükleriyle, içe kapanmayla, gerçeklikten uzaklaşmayla, aşırı nesne bağımlılığıyla, monoton hareketlerle kendini gösteren gelişimsel, nörolojik bir hastalıktır.

    Otizmin nedeni tam olarak saptanamamıştır, ancak günümüzdeki veriler bu rahatsızlığın genetik olduğunu göstermektedir. Bunun dışında, annenin hamilelik süresince aldığı ilaçlar, radyasyon ve yaşadığı tramva etkili olabilir. Doğumdan önce, doğacak bebeğin otizm tanısı koyulamaz. Otizmin kendini belli eden bir hastalıktır. İçe kapanma ve sosyal etkileşime kapalılık görülür. Buna bağlı olarak; herhangi bir insan ona sarılmak ve onu öpmek gibi temaslarda bulununca uzaklaşır ve sinirli tepkiler verir. Bunun dışında, göz temasından kaçınma, yaşıtlarıyla iletişim kuramama, seslere karşı aşırı duyarlılık veya aksine hiç tepki vermeme gözlemlenir. Bireyde, iletişim bozukluğu veya konuşma yeteneğinde gelişememe görülür. Normal şartlar altında, bir yaşındaki bebekte, tek kelime kullanıma yetisi ve iki yaşındaki çocukta iki kelimelik cümleler kurma yetisi gelişir. Ancak, bu hastalığa yakalanan bebekte, bu gelişmeler görülmez. Gramersiz konuşma, “sen” ve “ben” adıllarını yerinde kullanamama, sorulan soruya cevap vermek yerine ona söylenen cümleyi tekrar etme görülür. Vurgu ve tonlama olgusu gelişmemiştir, bu yüzden tekdüze konuşma şekli vardır. Konuşma yeteneği gelişen birey, bunu kullanmaz, iletişim olarak etraftaki nesneleri kullanır. Bunun sebebi de, canlı varlıklar yerine cansız varlıklara olan ilgisinin daha fazla oluşudur.

  • Çocuklarda Astım Tanısı

    Çocuklarda hırıltılı nefes alıp vermenin bir çok nedeni vardır. En sık nedenin özellikle 3 yaş üstünde astım olması veya ilk bulguların yüksek oranda 5 yaş altında başlamasına rağmen astım demeden önce çocuğun bulgularının niteliği, tekrar durumu ve tedavi yanıtı gibi klinik bulgularla, benzer hastalık yapan nedenlere ait laboratuar testleri yapıldıktan sonra astım olup olmadığına karar verilmelidir.

    Bazen 6 aylık bir çocukda geçirilmiş bir bronşiolit 1-3 ay süren bronş aşırı duyarlılığı yaparken, bazen de 8 yaşında bir çocuk da mikoplazma dediğimiz enfeksiyon etkenleri astım benzeri bulgulara neden olabilir.

    Bu nedenle her hırıltılı nefes alıp verme astım anlamına gelmez. Ancak problemin devam veya yineleme gösterdiği durumda bir çocuk alerji yada çocuk solunum uzmanının bulunduğu merkeze başvurulması şiddetle önerilir.

    Burada yapılacak ayırıcı tanı (basit tabiriyle elekten geçirme) dan sonra tanının konulması, tedavinin başlanması ve uzun süreli izlem planı yapılması mümkün olur. Daha sonra aynı merkezin yöntemi altında bir çocuk hekiminin hastayı izlemesi mümkün olur.

  • Bebeklerde Orta Kulak İltihabı

    Orta kulak boşluğu adını verdiğimiz, kulak zarının gerisinde kalan boşluk içinde sıvı birikmesi ve içinde mikropların üreyerek iltihaba neden olmasına orta kulak iltihabı adı verilir. Genellikle nezle, grip gibi üst solunum yolu hastalıklarındanı hafta sonra gelişir. Kış aylarında daha sık görülür.

    Büyük çocuklar kulağının ağrıdığını söyleyebilirler. Küçük çocuklarda kulak ağrısı ağlama ve huzursuzluğa neden olur. Ateş ve işitme kaybı hastalığın diğer belirtileridir. Yutkunma ile ağrı arttığından çocukta iştahsızlık ve emmeyi reddetme görülebilir. Kusma ve ishal görülebilir.

    DİKKAT: Tedavide gecikilirse kulak zarı yırtılır ve içindeki iltihaplı sıvı dış kulak yoluna akar. Akıntı kirli sarı veya yeşilimsi renkte, bazen kanlı ve kötü kokulu olabilir. Akıntıdan sonra kulak ağrısı hafifler, fakat bu hastalığın düzeldiğini göstermez. Tedaviyi ihmal etmemek gerekir. Tedavi edilmezse, sağırlık, kulak zarında delinme, yüz felci, kafatası kemiklerinin iltihaplanması, menenjit gibi ciddi hastalıklara sebep olabilir.

    Hastalığın teşhis ve tedavisini mutlaka bir doktor üstlenmelidir. Doktordan habersiz eczaneden rastgele kulak damlas ıalarak kullanmak yanlış bir tutumdur. Bir faydası olmadığı gibi tedavinin gecikmesine de yol açar. Hemofilus influenza-B aşısı yapılırsa bu mikroptan oluşabilecek orta kulak iltihapları önlenebilir.

  • Bebeklerde Ateşli Havale İle Baş Etmek

    Ateşli havaleler genellikle bir iki dakika sürer. Eğer sizin bebeğiniz de ateşli havale geçirirse sakin olun (bu tür havalelerin tehlikeli olmadığını aklınızdan çıkarmayın) ve aşağıdakileri yapın.

    Bebeğinizi kollarınızın arasında sıkmadan tutun veya bir yatak ya da diğer yumuşak bir yüzeyde yan yatırın ve mümkünse başını gövdesinden daha aşağı seviyede tutmaya çalışın. Bebeğinizi beslemeye veya ağzına bir şey sokmaya çalışmayın veya ağzında bir şey varsa (emzik gibi) çıkarmaya çalışmayın.

    Böyle bir nöbet sırasında bebeklerin genellikle bilinci kapalıdır fakat hiçbir yardım gerekmeden hızla düzelirler. Beş dakika veya daha uzun süren bir nöbet acil yardım gerektirir – size en yakın acil yardım numarasını arayın.

    Nöbet bittikten sonra, bebeğiniz uyumak isteyecektir. Eğer sizin bebeğiniz de uyumak isterse onu yan yatırarak arkasını battaniye veya bir yastıkla destekleyin. Daha sonra doktorunuzu arayın. Eğer hemen acil yardım alamazsanız bu arada beklerken bebeğinizi ıslak süngerle silin ve eğer altı aylıktan büyükse asetaminofen vererek ateşini düşürmeye çalışın. Fakat bebeğinizi su dolu bir küvete sokarak ateşini düşürmeye çalışmayın, bu arada bir nöbet daha geçirebilir ve nefes yollarına su kaçabilir.

  • Bebeklerde Hastalığın Doğru Teşhisi

    ‘Aile doktorumuza göre çocuğumuzda son derece ciddi, doğuştan bir hastalık var. Ancak inanamıyorum, ailemizdeki herkes o kadar sağlıklı ki …

    Ağır bir hastalığı, özellikle çocuğumuzda mevcutsa, kabullenmek kolay değildir. Bu öğrenildiği zaman genellikle ilk gösterilen reaksiyon, kabullenmemektir; teşhisi koyanın hata yaptığını ümit ederiz. Duruma netlik kazandırmanın en iyi yolu, teşhisi doğrulatmaktır, hatasız insan yoktur. Bu nedenle eğer henüz yapmadıysanız çocuğunuzu, konulan teşhis konusunda deneyimleri olan bir çocuk hastalıkları uzmanına iyice muayene ettirin ve hem teşhisi doğrulayacak, hem de mevcut diğer sorunları ortaya çıkarabilecek bütün testleri mutlaka yaptırın.

    Ailenizin tıbbi geçmişi (bu arada ailede mevcut herhangi bir kalıtsal hastalık), gebeliğiniz süresinde olanlar ve alışkanlıklarınız (sigara, tütün, alkol) ve kullandığınız ilaçlar, özellikle ateşli hastalıklar konusunda mümkün olduğunca fazla ve ayrıntılı bilgi vererek, doktora bu konuda yardımcı olabilirsiniz. İçtenlikle vereceğiniz bilgiler doktora, teşhisinde yardımcı olabilir. Eğer ikinci doktorun teşhisi de ilkiyle aynıysa, bunun doğruluğuna güvenebilirsiniz; çocuğunuzu götüreceğiniz doktor sayısını artırmak, gerçeği değiştirmeyecektir.

    Çok sayıda doktorun hep birlikte hata yapma şansı 1 milyonda 1 ‘dir ama bu ihtimal oranı, sorunun gerçekten mevcut olmasından daha iyidir ve doğuştan kusuru olan birçok bebeğin ana-babası gibi siz de bu teşhisin yanlış olduğunu kanıtlamanın peşindesinizdir. Teşhisin ne olduğunu kesin olarak anlayın. Anne-babalarına bebeklerinde doğuştan bir kusurun mevcut olduğu ilk söylendiğinde bütün ayrıntıların, bu şok anında kendilerine verilememiş olması doğaldır. “Çocuğunuz normal değil” sözcüklerinin ardından anlatılan hiçbir şey, o an için net olarak anlaşılamaz. Bu nedenle teşhisi ilk defa öğrendikten sonra doktordan, ayrıntıları öğrenmek amacıyla ikinci bir randevu isteyin (düşüncelerinizin bu konu üzerinde odaklanmasını bir süre beklemeyin).

  • Çocuklarda Şeker Hastalığı

    Pankreas isimli organımızın hastalanıp “insülin” hormonu üretememesi şeker hastalığına sebep olur. Hastalıkta kalıtsal faktörler rol aldığı gibi bazı viral enfeksiyonlar ve kimyasal maddeler de rol alırlar.

    6 yaş grubundaki 360 çocuktan 1’inde diyabete rastlanılır. Hastalığın klasik belirtileri çok su içme, çok idrara çıkma, çok yemek yeme ve kilo kaybı olarak sayılabilir. idrar kontrolünü kazanmış bir çocukta gece işemelerinin başlaması ve yorgunluk gibi şikayetler olabilir. Daha sonra hastalık hızla ilerleyerek ağızda çürük elma kokusu, karın ağrısı, derin soluk alıp verme ve şuur bulanıklığı gibi şeker koması belirtileri ile karşımıza çıkabilir.

    Tedavisi insülin iğnelerinin ve doktorun verdiği perhizin dikkatle uygulanması ile olabilir. Çocukluk çağı diyabetinde erişkinlerde kullanılan şeker düşürücü tabletler işe yaramaz. Mutlaka insülin iğnelerine ihtiyaç vardır.

    DİKKAT: Şeker hastalarının doktoruyla düzenli bir irtibat halinde olmaları gerekir. Şeker kontrolü iyi bir şekilde sağlanamazsa, şeker koması, gelişme geriliği, küçük damarların bozulması sonucu göz, böbrek ve sinir sistemi hastalıkları, ayaklarda gangren gibi tedavisi zor hastalıklara sebep olabilir.

  • Prematüre Bebeklerde Rahim İçi Büyüme-Gelişme Geriliği (Iugr)

    İlk bebeğim prematüre olmamakla beraber,iki buçuk kilonun biraz altında doğmuştu. Doktor bunun, rahim içi büyüme gelişme geriliğine bağlı olduğunu söyledi. Bu, zeka özürlü olacağı anlamına mı gelir?

    Kulağa garip gelse de, çoğu zaman IUGR şeklinde kısaltılan, rahim içi büyüme gelişme geriliğinin, doğum sonrası herhangi bir fiziksel ya da zihinsel gerilikle ilgisi yoktur, sadece rahim içinde geçirilen süredeki büyüme geriliğini tanımlar. IUGR’lı bebeklerin büyük bir çoğunluğu,normal bir IQ ve nörolojik işlevlere sahiptir.

    IUGR; doğanın, rahim içinde belirli bir sebepten dolayı plasenta yolu ile yeterli besin kaynağından yoksun olan bir fetusun hayatta kalabilmesini sağlamaya yönelik bir düzenlemesi şeklinde algılanabilir. Boyutlardaki küçülme, bebeğin bu azalmış besin alımı ile geçinmesine yaramaktadır. Doktorlar bu koruyucu mekanizmanın,plasenta istenen seviyede çalışmadığı ve besinlerin bebeğe geçişinin sınırlı kaldığı durumlarda ya da annenin beslenmesinin, kötü diyete,sigara içimine, hastalığa yada bilinmeyen başka etkenlere bağlı olarak, yetersiz kalmasına bağlı olarak devreye girdiğini düşünmektedirler.

    Bebeğin beyni de, hayatta kalmaya yönelik bu mekanizma sayesinde, çoğu zaman mevcut besinsel kaynaktan, payına düşenden fazlasını alarak normal gelişimini sürdürmek şeklinde korunmaktadır. Bu nedenledir ki, IUGR’lı bebeklerin birçoğunda normal büyüklükteki yeni doğanlardakilerden bile fazla olacak şekilde, başın gövdeye oranla büyük olduğu gözlenir.

    Düşük doğum ağırlıklı bir bebek, hayatın ilk günlerinde birçok komplikasyon açısından yüksek risk taşısa da, bir çoğu uygun bir yeni doğan bakımı sayesinde bu dönemi atlatabilecektir. Tercihen anne sütü ile başlanan iyi bir beslenme programı sayesinde, bebeğinizin büyüyüp gelişmeye başladığını gözlemleyebilirsiniz; ve muhtemelen ilk yılını geride bıraktığında, birçok açıdan yaşıtları ile arayı kapatmış olacaktır. Ancak tekrar hamile kalmaya karar verecek olursanız,bir sonraki bebeğinizin de doğum sonrası dönemde benzer problemlerle savaşmasını önlemek için, doktorunuzun yardımı ile rahminizdeki gelişimi kötü etkileyen faktörü, öncelikle belirlemeye çalışmalısınız.