Hamilelik

  • Hamilelikte Uzak Durulması Gereken Içerikler

    1. Normalde doğal bitki özlü yağlar cilt bakımının vazgeçilmezlerindendir ancak bazı yağların hamilelikte bebeğe zararlı olduğu tespit edilmiş. Benim bulabildiğim liste: Sedirağacı, tarçın, zencefil, papatya, yasemin, biberiye, adaçayı, karabiber, gül yağları. Liste tahmin ettiğimden çok daha uzun sanırım. Siz yine de kendi doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

    2. Retinoid içeren ürünler: Güçlü bir anti-aging bileşendir. Cilt için bir zararı tespit edilmemesine karşın hamilelik ve emzirme süresince kullanılmaması gerektiği öneriliyor.

    SlingoMOM’dan not: Ürün etiketinde Retinol ibaresi varsa bilin ki retinoid içeriyordur.

    3. Salisilik acid: Hamileler için bir başka dikkat edilmesi gereken içerik. Akne ve cilt bozukluklarının tedavisinde kullanılmaktadır ve bir çok cilt bakım ürününün formülündedir. Kozmetik ürünlerindeki dozajı tehlike arz etmiyorsa da doktorlar kullanılmasını önermiyorlar.

    4. Soya: Soya içeren ürünlerin zararsız olduğu zannediliyor genelde. Soyalı losyonların bir zararı yok gerçekten de ancak östrojen etkisi yüzünden birçok organik ürün gibi ‘Hamilelik Maskesi’ni daha kötü hale getirebilir.

  • Doğum Sonrası Ağrılar Ve Sızılar

    “Oğlumuzun doğumundan beri sırtımda, boynumda, kolumda ve omzumda ağrılar var.” Hiçbir şey, bir bebek ve içi tıka basa dolu bir bebek çantasını gün boyunca oradan oraya taşımayla kıyaslanamaz. Bu ağırlığın yükü yeni anne olanlarda, son zamanlarda yükü paylaşmaya başlayan yeni babalarda da, ortaya çıkan ense, kol, bilek, parmak, omuz ve sırt ağrılarını kolaylıkla açıklayabilir. Ağrılarınızın kaynağını saptamak gidermeye yönelik ilk adımı oluşturur. (Genellikle anneler ve danıştıkları doktorlar bu bağıntıyı keşfedemeyebilir ve gereksiz yere birçok inceleme yapılarak bir şey bulunamaz.) İkinci adım, önleyici ve tedavi edici girişimlerle bu problemin hafifletilmesidir:

    •Henüz hamilelikte aldığınız kilolardan kurtulmadıysanız şimdi yavaş yavaş kilo vermeye başlayın. Aşın kilo sırtınızdaki yükü artırır.

    •Düzenli olarak egzersiz yapın, özellikle de karın kaslarınızı güçlendiren hareketlere ağırlık verirseniz sırtınızı ve kollarınızı taşıyan kasları da güçlendirmiş olursunuz.

    • Bebeğinizi beslerken rahat bir pozisyon alın. Öne doğru eğilmeyin ve sırtınızın dik durduğundan emin olun, sırtınızı koltuğun arkasına iyice yaslayamıyorsanız arkanıza bir yastık yerleştirin. Bebeğinizi kucağınızda tutarken ve emzirirken veya biberonla beslerken, gerek duydukça kollarınızla koltuğun kollanna veya yastıklara yaslanın. Bacak bacak üstüne atmayın.

    • Doğru şekilde eğilmeyi ve yerden bir şey kaldırmayı öğrenin. Ayaklannızı omuzlannızın hizasına gelecek şekilde aralayın ve öne doğru eğilirken belinizi değil dizlerinizi bükün. Bebeği veya başka bir şeyi kaldınrken ağırlığı sırtınıza değil kollarınıza ve bacaklarınıza verin.

  • Bu Hastalıklar Doğum Esnasında Çocuğa Bulaşabilir!

    Hamilelik veya doğum esnasında anneden çocuğa geçen cinsel yolla bulaşan hastalıklar, gelecek nesli de risk altında bırakıyor…

    Günümüzde önemli sağlık sorunlarından biri olan cinsel yolla bulaşan hastalıkların, yıllardır bireysel ve toplumsal problem olarak varlığını sürdürmeye devam ettiğini belirten Üroloji Bölümü Op. Dr. İbrahim Duman, “AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır” dedi.

    Doğum esnasında çocuğa da bulaşabilir

    Bu hastalıklara son yıllarda ölümcül AİDS’in de dahil olması, önemini bir kat daha arttırmıştır. Bu hastalıkların birçoğunun gebelik veya doğum esnasında çocuğa da bulaşabilmesi, gelecek nesli de risk altında bırakmaktadır. Bu nedenle özellikle anne adaylarının bu duruma dikkat etmesi gerekmektedir.

    Virüs, 25 yıl önce ortaya çıktı

    Cinsel yolla bulaşma özelliği olan 30’dan fazla mikroorganizmanın tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Duman, şunları söyledi:

    Birçok ülkede hasta kayıt sistemleri yetersizdir. Bu nedenle cinsel yolla bulaşan hastalıkların sıklığını bildirilen rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçek sıklığın, bildirilenden çok daha fazla olduğunu düşünmeliyiz. AİDS virüsü yaklaşık 25 yıl önce ortaya çıkmış ve hızla yayılmıştır. Hastalık, ölüm sebepleri arasında ön sıralara yükselmektedir. Gelecekte hastalığa bağlı ölümlerin, hızla artmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.

    Aids ve Frengi Türkiye’de daha az görülüyor

    Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklardan, sadece AİDS ve frenginin sıklığı hakkında bilgiler bulunduğunun altını çizen Op. Dr. Duman, bildirilen sayıların da dünyadakine kıyasla oldukça düşük olduğunu belirterek, “Aile ve eşlerinden uzun süre ayrı kalan askerler, gemiciler, işçiler, göçmenler, uzun yol şoförleri ve serbest cinsel yaşamı olan turistlerde, madde bağımlılarında bu hastalıklar daha sık görülmektedir” diye konuştu.

    Gebelikte anneden çocuğa geçebilir

    Cinsel yolla bulaşan hastalıkların cinsel ilişki dışında da bulaşma yollarının olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Duman, “Kontrolsüz veya yeterli kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünlerinin naklinde, anneden çocuğa gebelikte, doğum sırasında, emzirme döneminde, hastanelerde cerrahi ve muayene malzemelerinin yeterince temizlenmemesi durumunda, berberlerde ortak kullanılan malzemelerden, umumi tuvalet, banyo ve benzeri yerlerdeki mikroplarla kirlenmiş kapı kolları, musluk vanaları, klozet kenarlarından bu hastalıklar bulaşabilmektedir” dedi.

    Vücut sıvıları ve kanla temas olmamalı

    Kişinin kendinde ya da eşinde cinsel yolla bulaşabilen bir hastalığın olmadığını bilmesinin iki şekilde mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Duman; AİDS’in klinik belirtileri bulaşmasından yaklaşık 10 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların etken mikroorganizmaları, menide, vajina ile rahim ağzındaki salgı ve akıntılarda, tükürükte, kanda, ağız, dudakla cinsel organların deri ve mukozalarında bulunur. Deri ve mukozalardaki çatlak ve yaralar mikrobun bulaşmasını kolaylaştırır. Görüldüğü gibi hastalıkların bulaşmaması için vücut sıvıları ve kanla temas edilmemesi gerekir, dedi.

  • Hamilelikte Stres, Doğum Sonrasında Da Bebeği Etkiler!

    Doğum öncesi stres, doğum sonrasında da anne ve bebeği etkiliyor

    Hamile kadınların yaşadığı stresin doğum sonrasında da olumsuz etkilerinin olduğunu, yapılan çalışmalarında gösterdiğini söyleyen Dr. Yavuz, bunların; komplikasyonu riskini arttırması, doğum sonrası dönemde yenilik karşısında uyum sağlamada güçlük, ürkek davranışlar gözlemesi, 3-5 yaş döneminde toplam zeka bölümünde ve dikkat performansında düşüklük, dil becerilerinde gerilik, kaygı ve depresif bozukluk, ergenlik döneminde ise DEHB ile ilişkili belirtilerin görülme riski olarak belirtiyor.

    Yüksek annelik stresi ve anksiyetenin, anne-çocuk etkileşimini bozduğu ve bebeğin ruhsal gelişimi üzerine olumsuz sonuçlar doğurduğunu bilmekteyiz. Rochester Tıp Merkezi’nde yapılan çalışmalara göre hamilelik döneminde yaşanan stres plesentada değişiklik yaratıyor bu da bebeğin nörogelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Genelde hamilelik döneminde yaşanan stresin bebek üzerinde ki etkilerine yönelik araştırmalar yapılmıştır. Ancak prenatal dönemde yaşanan stresin anne adayları üzerinde ki kısa ve uzun vadedeki etkileri göz ardı edilmemesi gerektiğini söyleyen Dr. Yavuz, sözlerine; “Hamilelikte yaşanan stres, doğum sonrası depresyonu tetikliyor. Ayrıca hamilelik döneminde strese maruz kalan anne adaylarının doğum sonrası yeni doğanla bağlanma sorunları ile başlayabilen iletişim sorunları yaşamaları muhtemel olmaktadır. Tüm bunlar göz önüne alındığında anne adaylarının doğum öncesi stresten uzak kalmaları için öncelikle gebeliğin istenildiği ve hazır hissedildiği dönemde gerçekleşmesi önem kazanmaktadır. Anne adayları strese maruz kaldıklarını fark ettiklerinde hamilelik döneminde psikolojik destek almaları, duyguları ifade etmek, alternatif düşünme yöntemleri geliştirmek, stresle başa çıkma ve problem çözme becerilerini kazanabilmek açısından yardımcı olacaktır.” şeklinde devam ediyor.

  • Hamileyken Aklınızdan Çıkarmamanız Gerekenler

    • Unutmayın siz şişman değilsiniz sadece hamilesiniz
    • Hamileliğinizi ortaya çıkaran kıyafetler giyebilirsiniz çünkü bu gizlenecek değil övünülecek bir durum.
    • Çok yakında dünyaya bir bebek getireceksiniz, yani kendinizi sonuna kadar şımartmaya hakkınız var; manikür, pedikür ve güzel iç çamaşırlarıyla mesela!
    • Egzersiz yapmayı sakın ihmal etmeyin. Bu hem doğuma yardımcı olacak hem de doğumdan soruda tekrar normal formunuza dönmenizi kolaylaştıracaktır.

    Sutyen seçimine dikkat!

    Anne adayları, hamileliğin ilk aylarından itibaren göğüslerinde meydana gelecek değişiklikleri göz önünde bulundurarak gerekli desteği sağlayan sutyenlerin kullanımına bu aylardan başlayarak özen göstermeliler. En uygun ve şık sutyeni bulmak alış-veriş işleminin yarısı. Bu nedenle sutyen satın alırken “ölçü” konusunda çok hassas davranmalı ve bu dönem için yengi sutyenler alınmalı.

    Çatlaklar; can sıkabiliyor!

    Gebelik boyunca, vücudunuzun her bölgesinde olduğu gibi cildinizde de bazı değişiklikler ve sorunlar olması maalesef kaçınılmaz. Ancak gerekli önlemler alınarak bu sorunlar minimum zararla atlatılabilir. Yapılan araştırmalar, gebelik döneminde kadınların en çok şikayet ettiği estetik sorunların başında çatlakların geldiğini gösteriyor.

    Aslında insan cildinin çok esnek bir yapısı var. Ancak bu yapı, kendi kapasitesinin üzerinde esnerse o zaman cilt altında bulunan kolajen lifleri yırtılabiliyor. Bunun sonucunda da çatlaklar oluşuyor. Peki bu çatlaklar doğumdan sonra yok oluyor mu? Bu konuda söylenebilecek en doğru şey, doğumdan sonra çatlakları yok etmenin henüz kesin olarak mümkün olmadığı. O yüzden en mükemmeli uygun ürünleri kullanarak hiç oluşmamalarını sağlamak.

    Çatlak riskini azaltabilmek için alınabilecek bir çok önlem var. Bunun için öncelikle gebelik dönemi boyunca aşırı kilo almamaya dikkat etmelisiniz. Çünkü çatlak oluşumuna yol açan en büyük neden, ani ve aşırı kilo alımı. Bu yüzden, gebeliğiniz süresince dengeli beslenmeli, cildinizi nemlendirmek için bol su içmeli ve sonuç olarak gebeliğin üçüncü ayından sonra düzenli olarak çatlakları önleyici krem kullanmalısınız. Bu önerilerimize doğumu izleyen iki ay boyunca da devam ederseniz, doğumdan sonra da ortaya çıkabilecek bu tip sorunları önlemiş olursunuz.

    Sabahları, çabuk etki eden ve cildi yağlandırmayan, çatlak önleyici sütleri tercih edebilirsiniz. Geceleri ise daha yoğun ve nemlendirici etkisi daha fazla olan kremleri kullanmalısınız. Bu ürünleri uygularken hafif dokunuşlarla yapacağınız bir masaj da cildiniz için yararlı olacak ve masajın verdiği hafif sıcaklık, ürünün daha kolay etki etmesini sağlayacaktır.

  • Hamilelikte Vitamin Ve Mineral Alımı

    Beslenme gıdalarına paralel olarak bir anne adayının vücuduna alması gereken vitaminler ve mineraller konusunda kendisinin ve bebeğinin sağlıklı gelişimi açısından bilgi sahibi olması son derece önemlidir. Çünkü gebelikte birtakım vitamin ve minerallerin eksikliğinde ortaya çıkabilecek rahatsızlıklar ve hastalıklar vardır. Vitamin ve mineraller için ilaç kullanmak yerine mümkün olduğunca çeşitli gıdalardan beslenerek vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasına özen gösterilmelidir.

    Öncelikle vitaminlerden bahsedecek olursak, A, D,E, C, Thiamin/B1, Thiamin/B1 , Riboflavin/B2, Pyridoxine/B6 vitaminlerini başlıca hamilelik süresi boyunca alınması gereken vitamin çeşitleri olarak gösterebiliriz.

    Gebelik boyunca vitamin A ihtiyacı yaklaşık olarak yüzde yirmi değerinde artmaktadır. Bilindiği üzere, vitamin A eksikliği söz konusu olduğu zaman gece körlüğü, düşük doğum ağırlığı ve bağışıklık sisteminde bozukluk gibi birtakım rahatsızlıklar meydana gelebilmektedir. Vitamin A’ nın faydası ise anne ve bebeğinin hücre büyümesini yardımcı olmasıdır. Çoğunlukla süt, yumurta, karaciğer, havuç, ıspanak, brokoli, patates ve taze meyve gibi besin ürünlerinde bulunur. Ancak vitamin A alınma konusunda dikkate alınması gereken önemli bir nokta vardır. Günde 700 µg’dan fazla alındığı takdirde yan etkileri ve zararları olabilmektedir. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında yüksek dozda vitamin A alınması bebeğin sakat doğmasına yol açabilmektedir.

    İkinci bir vitamin D ise vücutta nadir olarak eksikliği bulunan vitaminler arasındadır. Vitamin D’nin eksik olduğu durumlarda bebekte normal olmayan diş gelişimi gözlenmektedir. Vitamin D bebeğin iskelet gelişimini sağlayarak raşizmi önler. Bulunduğu besin ürünleri ise, süt, balık yumurta ve güneş ışığıdır.

  • Egzersiz Yapmak Doğumu Kolaylaştırır

    Egzersiz sağlıklı yaşamın gereği olduğu gibi gebelik sırasında yapılan egzersizler de anne adaylarının kendisini fiziksel olarak daha iyi hissetmesini sağlıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Figen Taşer Güney, hamilelik döneminde yapılan egzersizin yararları hakkında bilgi veriyor.

    Egzersiz, anne adaylarının kalori yakmasına yardımcı olarak aşırı kilo almasını önler, kasların esnekliğini arttırır, dolaşım ve solunum sisteminin düzgün çalışmasında faydalı olup, kan şekeri regülasyonuna yardımcıdır. Uykusuzluk, bel, bacak ağrıları ve hemoroit gibi problemlerin azalmasına yardımcıdır. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum B “Fakat henüz doğum süresini etkilediği konusunda yeterli bir kanıt yoktur. Gebelik sırasında egzersiz yapmayı planlayan anne adayları, mutlaka doktora danışarak doktorun yönlendirdiği uzman kişilerce eğitim almalıdırlar.”

    En Kolay Egzersiz Yürüyüştür

    Yürüyüş sırasında rahat, terletmeyen pamuklu kıyafetler giyilmelidir ve süresi 30 dakikayı geçmemelidir. Yüzme de gebelikte en çok önerilen spordur. Ayrıca gebelikte özellikle 2. trimesterden sonra yapılabilecek bazı egzersizler, kan dolaşımını artırır, bel ve sırt ağrılarını hafifletir ve anneyi doğuma hazırlar.

    Nefes Egzersizleri

    Nefes alırken hem göğüs kafesi hem de karın kaslarımızı kullanırız. Normalde farkında olmadan soluk alıp veririz. Solunum egzersizlerinde göğüs kafesi ve karın kaslarını ayrı çalıştırarak nefesimizi daha bilinçli kullanabiliriz. Nefesi tutma, derin soluk alıp beklemek, küçük nefesler ise (sadece göğüs kafesi ile sık soluk alıp verme) ağrı sırasında faydalı olur. Büyük nefes ise ıkınma sürecinde faydalıdır.

  • Hamilelikte Şeker Hastalığı Korkunuz Olmasın

    Bebeğini bekleyen her anne adayı 9 ay boyunca vücudunda yaşanan değişimlere ayak uydurmaya çalışır. Bu değişimler bazı durumlarda hem annenin hem de bebeğin sağlığını riske atabilecek nitelikte olabilmektedir. Daha öncesinde bir belirti vermese de gebelik sırasında ortaya çıkabilen “Gestasyonel Diabetes Mellitus” yani “Gebelikte Şeker Hastalığı (Diyabet)” anne adaylarının bebek heyecanına gölge düşürebilecek durumlardan biridir. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Pınar Akkaya gebelikte tanı konulan şeker hastalığı hakkında bilgi verdi.

    Gebeliğin 6. ve 7. aylarında tanı konur

    Şeker hastalığı gebelikte en sık görülen hastalıklardan biridir. Bu hastalık gebelikte artan gebelik hormonlarının etkisiyle, şeker hastalığına yatkınlığı olan kişilerde gebeliğin 6. ya da 7.aylarında ortaya çıkar. 6. ve 7. aylarda yapılan rutin şeker tarama ve tanı testleri ile tanı konulur. Ancak gebede obezite, 1. derece akrabalarda şeker hastalığı olması, gebenin önceki gebeliklerinde iri bebek doğurmuş olması ve önceki gebeliklerinde şeker hastalığı öyküsü olması gibi durumlarda testlerin daha erken yapılması gerekmektedir.

    Düşük, ölü doğum, erken doğum oranları artıyor

    Annede görülen yüksek kan şekeri seviyeleri anne ve bebek açısından birçok probleme yol açabilir. Gebelikte şeker hastalığı nedeniyle annede hipertansif hastalıklar, üriner sistem ve vajinal enfeksiyonlar, düşük, ölü doğum, erken doğum oranları artar. Bebekte ise iri olma ve buna bağlı doğum travmaları, amniyon sıvısı fazlalığı, gelişim yetersizliği, doğduktan sonraki ilk günlerde kan şekeri düşüklükleri, kanda kalsiyum düşüklüğü, sarılık, akciğer gelişimi yetersizliğine bağlı solunum problemleri oluşabilir. Şeker hastalığının gebelikten önce de olduğu ya da kan şekeri seviyeleri yüksek iken gebelik oluştuğu durumlarda bebekte doğumsal anomaliler riski normal gebeliklere göre 3-5 kat artarak bu oran % 6-10’u bulmaktadır. Bunun yanı sıra annesi gebeliğinde şeker hastası olan bebeklerin, erken yaşlarda obezite ve diyabet riskleri vardır.

  • Normal Doğum Sonrası Cinsel Ilişkiye Ne Zaman Girilir?

    Normal doğum sonrası cinsellik ne zaman başlayabilir?
    Normal doğumdan sonra lohusalıkta dikiş (epizyotomi) olsa da olmasa da cinsel ilişkiye başlamak için ortalama 4-6 hafta geçmesi gerekir. Çiftler istedikleri takdirde bu süreden daha önce de ilişkiye girebilirler, bunun anneye veya babaya bir zararı olmaz ancak anne vücudu ve vajina tam olarak normal haline dönmediği için çiftler ilişkide rahatsızlık hissedebilirler.

    Normal doğum sonrasında cinsel ilişkide ağrı olur mu?
    Doğumdan sonra 4-6 hafta süren kanama ve akıntıdan dolayı bu süreden önce ilişkiye girilirse rahatsızlık hissedilebilir. Ayrıca vajinada dikişi olan hastaların dikişlerinin iyileşmesi ortalama 2 hafta kadar alır, dikişler iyileşmeden önce ilişkiye girilmesi aşırı ağrıya neden olabilir ve dikişlere zarar verebilir. Bu nedenle epizyotomi dikişi olan hastalar doktor kontrolünde izin verilmeden cinsel ilişkiye başlamamalıdır. Doğumdan sonra bir kaç ay vajinada kuruluk olması normaldir, eğer bu sizi çok rahatsız edecek düzeyde ise doktorunuza danışarak uygun ilaç tedavisi alabilirsiniz veya doktrounuza danışmadan cinsel ilişkide kayganlaştırıcı amaçlı satılan ürünlerden kullanabilirsiniz.

  • Hamilelikte Doğru Bilinen Yanlışlar

    Hamileler saç boyatamaz

    Bebek beklerken saç boyatmanın zararlı olduğuna dair herhangi bir bilimsel kanıt yoktur.

    Hamileler güvenlik kapılarından geçmemeli

    Güvenlik kapılarında metal detektörler vardır. Herhangi bir röntgen ışın söz konusu değildir. Bu nedenle güvenlik kapılarından geçmenin sakıncası yoktur.

    Hamilelikte yolculuk yapmak sakıncalıdır

    Hamilelerin son dört haftaya kadar otomobil kullanmalarında sakınca yoktur. Emniyet kemerlerinin mutlaka bağlı olması gerekir.

    Havayolu ile seyahat edecek olan hamilelere 26. haftadan sonra sakıncalı olmadığına dair doktor raporu gerekir. Uçak yolculuğunun üç saatten daha kısa olduğu durumlarda ve hamilelikle ilgili herhangi bir risk faktörü yoksa yolculuk sırasında hareket, bol sıvı alınması ve baldır egzersizleri yeterlidir. Daha uzun yolculuklarda bunlara ek olarak varis çorabı giyilmesi gerekir.

    Deniz yoluyla seyahat edecek olan hamilelerde özellikle ilk üç ay içinde bulantı ve kusmaların artabileceği bilinmelidir. Bunun dışında deniz yoluyla seyahat etmek sakıncalı değildir.

    Hamilelikte cinsel ilsiki sakincalidir ve orgazm erken doğumu başlatır

    Kanama veya erken doğum tehdidi gibi durumlar olmadığı takdirde hamilelikte cinsel ilişki sakincali değildir. Daha onceleri son ayda cinsel ilişki sakincali bulunurken son yapilan calismalardan elde edilen veriler cinsel ilişkinin doğuma kadar olabileceğini ve hatta gebeliğin son ayinda ilişkide bulunan gebelerde zaman asiminin daha az olabileceğini göstermektedir. Hamilelik sırasında orgazm olmanın erken doğumu başlatacağı şeklindeki inanç ise tamamen yanlıştır.